Yaklaşıma yeni yaklaşım

ŞİMDİLERDE gündemden düşmüş olmasına rağmen, iş aleminin ve dolayısıyla bankacılık kesiminin derin yarası kanamaya devam etmektedir. Bunun adı ‘‘tahsil edilemeyen alacaklar’’ sorunudur.

Gündemden hiç düşmeyen (ve düşmemesi gereken) batan bankaların 43 milyar dolarlık toplumsal maliyeti de bu ana sorunun bir parçasıdır. 2001 krizinden sonra, batık veya donuk veya geri dönmeyen krediler sorununu halletmek için, İngiltere'de uygulanan ve adına ‘‘Londra Yaklaşımı’’ denen bir usulden mülhem ‘‘İstanbul Yaklaşımı’’ diye bir yöntem benimsendi. 1987 yılında da benzeri bir durum vardı. O zaman da bu meseleyle başetmek için 3332 sayılı yasa çıkarılmıştı. İstanbul Yaklaşımı, maalesef istenilen sonuçları sağlamadı. Sadece, bu işlere aracılık eden ‘‘yaklaşım esnafı’’ biraz para kazandı, o kadar. İstanbul Yaklaşımı'na göre borçları yeniden yapılandırılan firmalardan, donunu toparlayabilen yok denecek kadar az. Bizdeki bilgilere göre, bankacılık sisteminde halen 14 bin dolayında sorunlu kredi dosyası var. Bu dosyalar, ‘‘benden atlasın da, nerede patlarsa patlasın’’ düsturuna göre hareket etmekten başka çaresi olmayan yöneticiler tarafından ‘‘sureta’’ incelenip karar bağlanmaya çalışılıyor. Kısaca sorunlar, sonsuz bir geleceğe erteleniyor. Ertelendikçe de büyüyor.

* * *

Bir meseleler kümesi, bu kadar uzun zaman çözülemez ve bu kadar geniş bir alana yayılırsa, ortada ‘‘sistemik’’ bir neden var demektir. Yani, birbirinden bağımsız gibi duran münferit sorunlar, mikro hatalardan değil, makro hatalardan, yani sistemden kaynaklanmaktadır. Türkiye'nin (ve diğer bazı ülkelerin) batık banka alacakları meselesi de bu tür bir sorun kümesidir. Pek tabii, batık krediler kümesi içinde, kötü niyetli aktörlerin, yani düzenbaz iş adamlarının, bizzat tertiplediği bir sürü soygun vardır. Ama o vakalar da bile, ortada bu kötü davranışlara gerekçe teşkil eden sistemik bozukluğun payını unutmamak gerekir. Türkiye'de batık krediler sorununun (yegane değil ama) esas nedeni 'yüksek reel faizler'dir. IMF eğitimli yüksek reel faiz kuramcıları, yüksek reel faizler sayesinde, tasarruf açığı olan bir ülkeye, yabancı sermaye gireceği için, milli gelirin artacağına ve yine yüksek reel faizler sayesinde enflasyonun önleneceğine inanmıştır. Neticeler umulan gibi olmamış, üstelik ortaya kocaman ‘‘batık şirketler-batık bankalar’’ sorunu çıkmıştır. Buna mukabil, Çin ve Japonya'daki devasa boyuttaki batık krediler sorunun ana kaynağı ise, zararına dahi olsa sanayileşmeye ve ihracata dayalı büyümeyi sürdürme ve bu yolla istihdamı arttırma politikasıdır. Yani, her ülkenin ayrı ele elınması gerekir.

* * *

Halen BDDK'nın kucağında duran batık alacaklar sorununu, tamamen olmasa bile kısmen çözmek için, İstanbul Yaklaşımı'nı yeni bir kuramsal çerçeveye oturtmak gerektir. Bu yeni çerçevenin esası, geri dönmeyen kredilerin önemli bir kısmının, borçlu firmaların mikro kusurlarından değil, makro ekonomik tercihlerden kaynaklandığını kabul etmektir. Gerekçesini yukarıya yazdım. Eğer bu önermem doğruysa, İstanbul yaklaşımının amacını, donuk banka alacakların ‘‘tahsil edilmesi’’nden, zor durumdaki ‘‘firmaları yaşatılması’’na değiştirmek gerekecektir. Batık alacaklar sorunun çözümüne ilişkin modelimi anlatmaya devam edeceğim.

Son Söz: Çözüm bulmanın ilk şartı, gerçekleri kabullenmektir.
Yazarın Tüm Yazıları