Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yakın tehlike: ABD ekonomisi ve faizleri

ABD ekonomisinin bugünkü durumu ve bunun dünya ekonomisi üzerindeki etkilerini tartışmaya başlamak için iyi bir gün. Çünkü dün ABD’nin en tanınmış yatırımcısı, bir mucize, bir deha olarak görülen adam Warren Buffet, ABD ekonomisine ilişkin derin endişelere sahip olduğunu açıkladı.

Warren Buffet Amerika için tipik bir kahraman profili oluşturur. Orta-batılı fakir bir ailenin çocuğu olan Buffet, kısa zamanda yatırım işinin sırlarına vakıf olur ve bugün binlerce ortağı olan Berkshire Hathaway isimli yatırım şirketini kurar. Milyarder yatırımcı Buffet’ın, her yıl Berkshire Hathaway ortaklarına gönderdiği yıllık raporda yer alan görüşlerine ABD ekonomi çevreleri tarafından büyük kıymet verilir.

Bu yılki yıllık raporda şirketin ikinci yıl da Dow Jones Endeksi’nden daha az getiri sağlamış olmasının nedenlerini konusunda açıklamalarda bulunan Buffet, her zamanki açık sözlülüğü ile ABD ekonomisinin kötü durumda olduğunu ve yeni yatırım alanları bulamadıkları için şirketin karının düştüğünü söylüyor. Buffet’ın açıklamalarının önemli bir kısmı ise ABD ekonomisinin neden kötü durumda olduğuna ayrılmış.
 
ABD ekonomisinin gittikçe artan dış ticaret açığı ve bu açığın yabancı sermaye ile finanse edilmesinin tehlikelerini anlatıyor Buffet ve dört beş sayfalık yazısının iki tam sayfasını bu konuya ayırmış.

Şöyle diyor: "Bugün dünyanın geri kalanı ABD’nin refah düzeyinin sürmesi için günlük 1.8 milyar dolarlık bir sermaye sağlıyor. Bu geçen yıl size yazdığım tarihten bu yana tamı tamına yüzde 20 arttı. Bu da bugün, dünyanın geri kalan ülkelerinin ve vatandaşlarının ABD’nin 3 trilyon dolarlık kısmına sahip oldukları anlamına geliyor.” Piyasa ekonomisinin kahramanlarından birinin bu seviyede korumacı olmasını bir yana bırakamıyoruz çünkü benzer açıklamaları devam ediyor Buffet’ın ve birkaç satır sonra da “yakın bir gelecekte ABD vatandaşlarının önemli bir kısmının kazandığının ciddi bir kısmının yabancı efendilere gideceğini” söylüyor.

“Bugün bir özel mülkiyet toplumu olan toplumumuzun bir mirasyedi toplumu olarak mutlu olacağını sanmıyorum. Ama gittiğimiz yer burası” diyen Buffet ABD’nin üretimden uzaklaştığını söyleyip, ülkedeki kurumların parça parça yabancı sermayenin eline geçtiğinden şikayet ediyor. Üstelik de hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların benzer mali politikalarla buna çanak tuttuğunu iddia ediyor Buffet. Ne ilginç değil mi?

Bu satırları sadece ilginç olduğu için buraya almadım. Buffet ABD ekonomisi ile ilgili çok marjinal iddialarda bulunuyor olabilir ama bu iddialar 10 yıl önce dile getirilmiyordu. Kimsenin kafasında ABD ekonomisine ilişkin soru işareti yoktu. Ama bugün var. Hem de bir hayli iddialı isimlerden gelen bir hayli iddialı sorular bunlar. Yani artık herkes biliyor ki ABD ekonomisinde bir şeyler ters gidiyor.

Bunu anlamak içinse kahin olmaya gerek yok. ABD Doları’nın son aylarda tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor olması ve uluslararası sermaye piyasalarını en çok meşgul eden konunun da bu olması zaten her şeyi açıkça ortaya koyuyor. Örneğin geçen yıl tüm dünya ABD Merkez Bankası FED’in faiz politikasını konuştu durdu. Bu durum bu yıl da değişmedi. Yine en gözde konu ABD faizleri. Peki neden? Çok basit… Eğer FED dolar faizini artırırsa sıcak para dolar ve dolara endeksli yatırım araçlarına kayar. Bu durumda da dünya piyasalarında özellikle de gelişmekte olan piyasalarda menkul kıymetler ve para birimleri değer yitirir.

Ama peki FED neden faizleri yükseltiyor? Aslında bu soruyu birkaç yıl geriye giderek daha rahat cevaplandırırız. Aslında ABD faizleri birkaç yıl önceki seviyesine doğru hareket ediyor. 2000’lerin başında ABD ekonomisi deflasyon/ duraklama tehlikesi ile karşı karşıya olduğu için FED faizleri düşürerek para politikasını rahatlattı. Yani dolar ucuzladı ve getirisi azaldı. Böyle olunca da dolar değer yitirmeye başladı. Bu ABD ekonomisinin ihracat avantajı sayesinde nefes alması için bir fırsat oluşturdu. Ama dünyanın en büyük tüketicisi olan ABD’de dış ticaret açığı engellenemediği için rekor seviyeler ulaştı. İşsizlik artışı engellenemedi. Bu arada bir de ABD ekonomisi aşırı ısınma ve enflasyon tehlikesi ile karşılaşınca FED yeniden faizleri artırarak ekonomiyi durdurmadan soğutma çabası içine girdi.

Bugün genel görünümü ise şöyle özetleyebiliriz; Seçimleri güçlü bir kamuoyu desteği ile arkada bırakan George Bush’un önünde iki önemli proje var. Birincisi sosyal güvenlik, diğeri ise vergi reformu. Aslında her iki değişiklik de ABD ekonomisini uzun vadede rahatlatabilecek ve daha verimli çalışmasını sağlayacak uygulamalar ama bugün ABD için ciddi bir risk anlamına geliyor. Hele de bütçe açığı artmaya devam ederken. Uzmanlar 2005 yılında bütçe açığının 427 milyar dolara çıkacağını tahmin ediyor. Ayrıca Afganistan ve Irak Savaşları için ayrılan 80 milyar dolarlık bölümü de unutmamak lazım. Bu açık tüm çabalara rağmen ABD ekonomisindeki dengesizliği artırıyor.

Kongre bütçe ofisinin son raporunda bütçe açığının 2005 sonunda ulaşacağı seviye 368 milyar dolara olarak tahmin edilirken gelecek 10 yıl içinde bu rakamın 855 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Irak ve Afganistan için gerekecek para ise bu tahmine dahil değil. Bush yöneimi 2009 sonuna kadar açığı yarı yarıya azaltmayı taahhüt etse de bu konuda attığı net bir adım yok henüz. Üstelik ülke çapında özellikle de ithal ürünlere yönelik tüketim artıyorken ve buna bağlı olarak tasarruflar düşerken (Buffet’ın işaret ettiği tehlike) açığı kapatacak ölçüde bir ekonomik büyüme yakalanması da zor görünüyor.

Aslına bakılırsa ABD ekonomisi dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden biri konumunda. Hatta dünya ekonomisinin lideri. Bununla da kalmıyor bilgi teknolojileri devrimin başını çekiyor. 2002 sonu itibariyle üretime dayalı ekonomik faaliyet ekonominin yüzde 14’ünü oluşturuyordu. (Tabi bu rakamın 1990’larda yüzde 17 seviyesinde olduğu gözden kaçırılmamalı.) Bunun yanında ekonominin diğer alanlarına kıyasla küçük olmasına rağmen çok verimli bir tarım sektörüne sahip.

Satın alma gücü bakımından bakılırsa 2002 yılı sonunda 10.4 trilyon dolar olan GSMH Japonya’nın üç, Almanya’nın beş ve İngiltere’ninse altı katı bir ekonomik büyüklüğe işaret ediyor. İhracat ve ithalatının rakamsal karşılığı devasa boyutlarda olsa da ABD’nin ihracata dönük ekonomik yapısı pek sağlam değil. İhracat yapan sektörler 2002 sonu itibariyle ekonomik büyüklüğün yüzde 9,7’sini oluşurdu ki bu oran bir önceki yıl yüzde 10,3 seviyesindeydi. Ticaret, finans, sağlık, gayrimenkul, ulaştırma gibi sektörlerin yer aldığı hizmetler sektörünün ağırlığı ise artıyor. 2001 sonunda ekonominin yüzde 54.9’unun oluşturan hizmetler 2002 sonunda yüzde 55,7’lik bir büyüklüğe ulaştı.

Hammadde  konusunda dışa bağımlılık açısından, elbette petrol dışarıda bırakılırsa, inanılmaz bir özgürlüğe sahip. Motorlu araç, havacılık ürünleri, telekom ürünleri, kimyasal ürünler, elektronik ve bilgisayar teknolojileri başta gelen ekonomik sektörler.
1990’lar boyunca bir çok geleneksel ekonomi yeni teknolojilere adapte olarak ciddi atılım yaparken bir çok alan bu başarıyı gösteremedi. Ayrıca gelişen küresel ekonomik koşullar da bazı sektörleri zor durumda bıraktı. Örneğin 2003 yılında küresel bazda ucuzlayan fiyatlarla rekabet edemeyen 30’un üzerinde demir-çelik şirketi iflas koruma programına girmek zorunda kaldı.

Ülkenin sosyal yapısının da en iyi durumunda olduğunu söylemek pek mümkün değil. Bush’un ülke içindeki popülaritesi Irak seçimlerinin tahminlerin ötesinde başarılı (!) olmasının ardından birkaç puan yükseldi ama ülkenin seçimler öncesindeki bölünmüşlüğü aynı ölçüde devam ediyor. ABD’deki algı değişikliğinin miladı olarak 11 Eylül saldırıları gösterilse de bence bu saldırılar sihirli bir dokunuşla ABD toplumunu baştan sona değiştirmedi; sadece var olan bölünmeyi, hem kendi içinde hem de dünyanın geri kalanıyla, ortaya çıkardı.

ABD ekonomisine dışardan baktığımızda gördüğümüz tablo bu. Tabi ki meseleyi daha ayrıntılı anlatmak mümkün ama bu kadar veri bile ABD’de şu an durumun stabil olduğunu ama hala büyük bir risk taşıdığını ortaya koyuyor. O nedenle ABD risk unsuru olmaya devam ediyor. Üstelik sadece ekonomi alanında değil, saldırgan dış politikası ve bölünmüş kamuoyuyla da…

Yarın: “Uzaktaki Dev: Çin ekonomisi, yükselişi kadar düşüşü de sancılı”.

X