"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Yağmur altında Nilüfer

Formula 1’in kendisini nasıl unuttuysak, şehre canlılık getiren partilerini de hemen hemen unuttuk sayılır.

Çünkü aynı gece aynı saatlerde yapılan İstinye Park Masa’daki F1 partisi ne kadar ruhsuzsa, Reina’daki Vodafone F1 partisi de bir o kadar özensizdi.
Reina’daki partinin en güzel yanı kuşkusuz Nilüfer konseriydi.
Ama konserin ilerleyen dakikalarında hızlanan yağmur için hiçbir önlem alınmamış olması büyük bir hataydı, özensizlikti işte.
Bir süre sonra haliyle sahne önü boşalmaya başladı.
Oysa Reina ya da organizasyonu yapanlar daha çok büyük şemsiye getirterek bu işi anında pratik olarak çözebilirdi.
Bir de artık hava durumunu bilmemek imkansız.
Saat saat nasıl bir hava olacağı önceden pekala öğreniliyor. Ve çoğu zaman tahminler doğru çıkıyor.
Kısacası Nilüfer konseri kötü organizasyona kurban gitti.
Yoksa Şebnem Ferah ve Hayko Cepkin’in de sürpriz olarak sahneye çıktığı şahane bir performans vardı sahnede.

Beyoğlu’nda bir Ayşe Paşalı

Beyoğlu’ndaki Halep Pasajı’nın içindeki takı-poster-çanta, kısacası her türlü genç ıvır zıvırın satıldığı dükkanların önünden geçiyorum. Hemen yan tarafta Beyoğlu Sineması’nın girişi.
Buraya daha çok festival filmlerini izlemek için gelirdim.
Geçen yıl “kapanmak üzere” haberleriyle gündeme gelmişti Beyoğlu Sineması.
Şimdilik yerinde duruyor, ama yakın zamanda ne olur bilinmez.
Diğer bir tarafta Ses Tiyatrosu var. Ferhan Şensoy burada hâlâ kendi oyunlarını oynuyor.
Yanımdaki arkadaşım içimden geçeni yüksek sesle dillendiriyor: “Bu tiyatro salonunu niye başka oyunlara açmaz ki Ferhan Şensoy?”
Ve pasajın yukarısına çıkıyoruz. İnsanlar merdivenlerde birikmişler. Sessizce sohbet ediyorlar.
Bir kapı var. İçeriye bakıp çıkıyorlar. Kapının girişinde bir tabela var, “T.C Kutsal Aile Kurumu Sunak Odası, AİLEYE MAHSUSTUR” yazıyor. 
İçeri giriyorum. Küçük bir oda.
Ama duvara boydan boya asılmış resim çok ama çok büyük.
Bu resimdeki yüz ifadesini tanıyorum. Gazetelerden. Hepimiz tanıyoruz aslında. O, Ayşe Paşalı.
Şiddet gördüğü kocasından boşandıktan sonra ölüm tehditleri almaya devam eden ve sonunda eski eşi tarafından bıçaklanıp öldürülen Ayşe Paşalı. O ifadeye uzun uzun bakmak zor.
Sanatçı Huri Kiriş, Paşalı’yla sizi göz göze getiriyor uzun bir süre, kalakalıyorsunuz. Dayak yemiş gibi oluyorsunuz...
Eğer Kiriş’in “Sunak” adını verdiği Paşalı odaklı bu işini görmek istiyorsanız, bu küçük/bağımsız/ticari olmayan galeriye (adı PasajİST) uğrayın derim...

‘Körükte pasaport kontrolü’ meselesi

Çarşamba yazmıştım, körükte pasaport kontrolü işkencesini. Çok seyahat eden okurlardan mail yağdı.
Onlardan birini aktarıyorum buraya, ilginç deneyimlerle dolu olduğu için:
BUSINESS CLASS’A KONTROL YOK!
“10 yıldır Avrupa’da yaşayan ve iş nedeniyle sürekli seyahat eden biri olarak şunları söylemek isterim. Alman makamları, özellikle havalimanlarında çok fazla Türk’ün çalıştığını göz önüne alarak kaçak girişleri önleme gereği duydular.
Ama bu konudaki ilk örnek İtalya’dan geldi.
Yaklaşık bir yıl boyunca Milano Havaalanı’na Kuzey Afrika’dan gelen yolcular, havaalanında görev yapan polislerin üniformalarını giyip ellerini kollarını sallayarak ülkeye kaçak giriş yaptılar.
Bunun üzerine İtalya’dan bütün Avrupa’ya bu tür olayların olabileceği mesajı yayıldı.
Bu arada Türkiye’den gelen tüm uçaklar için -Lufthansa ya da THY fark etmiyor- körükte pasaport kontrolü yapılıyor.
Sadece Lufthansa’da yolcunun tipine, kıyafetine bakıyorlar. Ve genelde genç görünümlü kişilere pasaport soruyorlar. Yani herkese sorgulama olmuyor!
Özellikle Business Class’da yolculuk yapanlar için pasaport sormuyorlar.
Bazı polisler ırkçı bir tavırla, keyfi olarak soruyor. Geçenlerde bir genç yolcu, uçak inişinde sadece kendisine pasaport sorulunca polise direndi ve Almanca olarak ‘Irkçı’ diye bağırarak pasaport göstermeden yoluna devam etti!” (Gökhan)

X