Ya sonra?

Hürriyet Haber
31.08.2015 - 01:11 | Son Güncelleme:

‘‘O komiser bu kez bir kadını ezdi” haberi, 19 Ağustos’ta üçüncü sayfada yayımlandı.

Haziran ayında karakol bahçesinde bir köpeğe ateş ettikten sonra açığa alınan Komiser Yardımcısı M.A., bu kez aracıyla 72 yaşındaki bir kadına çarpıp ölümüne neden olmuştu.
Haberi okuduktan sonra DHA Ege Temsilcisi İlyas Özgüven’e sordum; araştırıp yanıtladı. Komiser Yardımcısı M.A. hakkında köpeğe ateş etmesi nedeniyle başlatılan soruşturma sürüyormuş, henüz görevine dönmemiş.
Belki böyle bir kaza olmasaydı, bu polisle ilgili soruşturma yeniden gündeme gelmeyecekti; bir gün sessiz sedasız görevine dönecekti. Çünkü kamuoyunda tepki çeken hemen her olayda aynı süreç yineleniyor. Bir olay mı oldu? Yetkili kişiler, “İnceleme (ya da soruşturma) başlatıldı” açıklaması yapıyor. Sonra olay unutulup gidiyor.
Örnek vermek gerekirse, Ağrı Valiliği, Kobani eylemleri sırasında Cizre’de olaylara müdahale ederken zırhlı araç içinde yaptıkları konuşmaları ve çektikleri görüntüleri sosyal medyada paylaşan dört polis hakkında idari soruşturma başlatıldığını açıklamıştı. Sonucun ne olduğunu bilmiyoruz. Gaziantep’te valiliğe yürüyen bir gruba yönelik müdahalede, polis memurunun ensesinden tutarak tartaklayan ve “Sık la sık” diye bağıran polis amiri hakkında açılan soruşturmanın sonucunu bilmiyoruz.
Geçen yıl eylül ayında Boğaziçi Köprüsü’nde intihar girişiminde bulunan bir gençle özçekim yaparken kameralar tarafından görüntülenen polis hakkında başlatılan soruşturmanın nasıl sonuçlandığını da bilmiyoruz.
Bunlar henüz hafızalarda canlı olan nispeten yeni örnekler. Unutulup giden, muhtemelen sorumluları ceza almayan daha eski onlarca örnek verilebilir. Üstelik geçmişte yaşananlardan biliyoruz ki, sadece polislerle ilgili değil, kamu görevlileriyle ilgili inceleme ve soruşturmaların çoğunda benzer bir mekanizma işliyor. İlk başta medyaya yansıyor ama sonucun ne olduğu, ceza alıp almadıkları çoğu zaman topluma duyurulmadan geçip gidiyor. Şimdi bakın, sosyal medyada “Şile Kalesi’nin restorasyon sırasında Sünger Bob’a benzetildiği” eleştirilerinden sonra inceleme başlatıldığı açıklandı.
Başka güncel örnekler de var. Başbakan Davutoğlu, Yüksekova’da işçileri yere yatırıp “Ne yaptı lan size bu devlet” diye bağıran ve görüntülerini sosyal medyada paylaşan özel harekât polisleriyle ilgili inceleme talimatı verdi.
7 Haziran seçimlerinden önce HDP’nin Diyarbakır mitingine bombalı saldırı düzenleyen Orhan Gönder’in, terör şüphelisi olarak aranmasına rağmen, asker kaçağı diye gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılması nedeniyle 17 polisle ilgili soruşturma açıldı. O da Hürriyet’in inceleme aşamasındaki ısrarlı takibinin sonucu olarak...
Türkiye’de cezasızlık kültürünün yaygın olduğu ve devletin memurunu koruma refleksinin sürdüğü herkesin malumu. Bu kültürün değişimi ve korumacılığın sona ermesi, ancak gazetecilerin her incelemeyi, her soruşturmayı ısrarla takip etmesiyle sağlanabilir.
Aksi halde “Soruşturma açıldı” açıklamaları, tepkileri yatıştıracak birer halkla ilişkiler manevrası olarak sürer gider, suçlular yine cezasız kalır. Soruşturmaları takip etmeyen medya da korumacı zihniyetin günahlarına ortak olur.


Ombudsmanlar tartıştı


ABD’de, iki gazetecinin canlı yayın sırasında öldürülmesiyle ilgili görüntülerin yayınlanması, sosyal medyada olduğu gibi Dünya Ombudsmanlar Örgütü’nün (ONO) mail grubunda da tartışıldı.
CBC Ombudsmanı Esther Enkin tartışmayı başlatırken, kendisinin sadece olayı yansıtan birkaç karenin yayınlanmasından yana olduğunu vurguladı ve sordu; “Görüntülerin şiddet içermesinin yanı sıra bu videonun saldırgan tarafından çekilmiş olması nasıl kullanılacağını değiştirir mi?”
Saldırgan, cinayet anını görüntülediği 56 saniyelik bir videoyu sosyal medyada paylaşmış, bazı medya kuruluşları bu görüntüleri yayınlamıştı.
Tartışmaya katılan ombudsmanlar için de tek doğru yoktu. Büyük çoğunluğu saldırganın çektiği görüntüleri yayınlamanın “basından ilgi görme amacını gerçekleştirmesine yardımcı olmak ve davranışını onaylamak” anlamına geleceğini düşünüyordu. NPR’den Elizabeth Jensen gibi çoğu ombudsman, “Okuru bilgilendirme görevini yerine getirmek için bir kare yayınlanabilir” derken, bazıları hiçbir karenin yayınlanmaması gerektiğini savundu. Bu görüşte olan Finlandiya’dan Ritta Pihlajamaki, sadece öldürülen insanların hayattayken çekilen fotoğraflarının yayınlanabileceğini, ülkesinde daha önce meydana gelen iki olayda da saldırganların çektiği videoların yayına konulmadığını hatırlattı.
Tek farklı görüş PBS’ten Michael Getler’den geldi. “Ben olsam görüntülerin tamamını kullanırdım” dedi ve gerekçesini şöyle açıkladı:
“Çünkü bu görüntüler, silahlı şiddetin salgın haline geldiği bir ülkenin gündelik gerçekliği. Canlı yayında çifte cinayet büyük bir haber. Kesinlikle rahatsız edici ama çarpıcı ve belgeleyici. Turuncu kıyafetler içinde kafasının kesilmesini bekleyen insanları göstermekten daha kötü değil.”
Ben, Getler’in görüşüne katılmıyorum. Dikkat edilirse, hiçbir medya kuruluşu IŞİD’in turuncu kıyafetler giydirdiği o insanların öldürülme anının görüntülerini yayınlamıyor. Olayı belgelemek ve okurları bilgilendirmek açısından sadece ilk kareler veriliyor.
Virginia eyaletindeki bu cinayette de şiddet anını içermeyen bir-iki karenin yayınlanması gerektiğini düşünüyorum. Zaten Hürriyet de bu doğrultuda yayın yaptı. Saldırganın çektiği görüntülerin tamamını yayınlamak, onun amacını gerçekleştirmesine yardımcı olacağı gibi, davranışını onaylama sonucu da doğurur. Şiddetin pornografisi olarak nitelendirebileceğimiz bu görüntülerin yayımlanması rahatsız edici. Üstelik şiddete eğilimli insanlar için örnek oluşturma riski de taşıyor.

OKURDAN KISA KISA


Nail Tural: Bugün (25 Ağustos) ilk sayfadaki “Yarbay tartışması” başlığına itirazım var. O yarbay kimliği belirsiz trol hesaplardan “PKK’lı”, “Paralelci” diye kampanyaya maruz kalıyorsa bunun adı saldırıdır. Hem de çirkin saldırı. “Ak troller sert eleştirdi” demek, o hesaplara meşruiyet sağlıyor.


İskender Can: Sizin için verimli olabilir. Ancak saygı duyarak okuduğum gazetenizde Kim Kardashian haberine artık tahammülüm kalmadı. Onun yerine başkası olsa da olur. Artık kendimi aptal bir Türk gibi hissetmek istemiyorum.


Ahmet Aksoy: Büyük üzüntü içindeyim. 17 Ağustos’tan beri, Bil Bul ekinde Futoshiki (Eşit Değil) bulmacası yok. Geçicidir diye bekledim. Ama bugünkü Hürriyet’te bulmaca ekinin yenilendiğinden söz ediliyor, görünüşe göre Futoshiki’den vazgeçilmiş.


Cem Bozcuk: Hukuk devletine saygılı, laik, demokratik çizgide haberciliğe devam etmenizi diliyorum. Sadece üst gelir seviyesine değil, her gelir düzeyine hitap eden bir yayın çizgisinde olmanızı, laikliğe sahip çıkmanızı diliyorum.


A. Rıza Keskinalemdar: 27 Ağustos’ta “Marmaris’te 5 bin binaya yıkım kararı” başlıklı haberin son paragrafı eksik kalmış. İlanların arasına sıkışmış, değişik puntolarla basıldığı için ilgisiz gibi duran “Kamu Binalarının Ruhsatı Yok” başlıklı parça da sayfa düzenleme kurbanı olmuş.



    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı