"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ya sizin çocuğunuzun başına gelseydi?

Sarsıldım… Annenin çaresizliğine ağladım… Lanet ettim…

/images/100/0x0/55eb08d6f018fbb8f8a6bdb7

Küfrettim… Belki benim de aynı yaşlarda bir kızım olduğu için.
Sapığın teki, çocuğumun orasını burasını elleyecek, onun bütün hayatını etkileyecek tacizlerde bulunacak ve ben elim kolum bağlı… Seyredeceğim.
Çaresizce, kağnı hızıyla yürüyen adaletin tecelli etmesini bekleyeceğim. Yıllarca bekleyeceğim. O arada kızımı durmadan, “Bir daha anlat, bir daha anlat” diye hırpalayacaklar…
Kızım yaşadığı travmayı belki de hayatı boyunca üzerinden atamayacak.Ve ben bekleyeceğim, bir şeylerin düzelmesini, o adamın ceza almasını. Ama Adli Tıp’tan randevu almak için 11 ay geçmesi gerekiyor, Adli Tıp raporunun mahkemeye ulaşabilmesi için üzerinden bir yıl daha geçmesi gerekiyor… El insaf!
Sizin adaletinize kim inanır!
Ve bu arada, iki yıldır bu sapık, başka çocuklara zarar vermek üzere sokaklarda elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor.
Tamam gazetelerde benzer hikâyeler okuyoruz.
Ama hep bizim çevremizde olmaz. Öyle değil işte. Bu okuyacağınız hikâye Boğaz’daki sitelerden birinde yaşandı. Hikâyenin bütün kahramanları eğitimli, gelir seviyesi, kültür seviyesi yüksek insanlar. Ama bir şey fark etmiyor. Etrafımız eğitimli sapıklarla dolu.
Dikkat edin. Ve çocuğunuzu hiçbir şekilde kendi
bedenlerine dokundurtmaması konusunda eğitin.

Dehşet, iğrenme, öfke, çaresizlik

Siz kimsiniz?
- Adım Emel K. 38 yaşındayım. Evliyim. Eşim, bilgisayar mühendisi. Ben işletme okudum. İkimiz de Boğaziçiliyiz. Kurumsal bir şirkette iletişim müdürü olarak çalışıyorum. Üç çocuğumuz var. Normal bir hayat yaşayan, normal bir aile… İdik…

Başınıza ne geldi?
- Bir pedofili vakası yaşadık. Hep gazetelerde görür, okurduk ama bizim başımıza gelmez zannederdik, geldi. 8 yaşındaki küçük kızımızınkiyle birlikte, bizim hayatımız da kaydı. İki senedir hukuk mücadelesi veriyoruz. Güya hakkımızı arıyoruz, eğitimliyiz ya, bize böyle öğretildi ya, “Susma sustukça sıra sana gelecek!” dendi ya, gelin görün ki, bir arpa boyu yol kat edemedik. İki yıl geçti aradan, davalar devam ediyor. Perişanlık, rezillik diz boyu! Anladık ki, bu ülkede hukuk hak getire!

METE AMCA, ELİNİ ŞORTUMUN İÇİNE SOKTU
Olayı baştan anlatır mısınız?

- Boğaz’da bir sitede yaşıyorduk. Kızımız, sitenin içinde bir komşu tarafından, cinsel tacize uğradı. Sadece bizim çocuğumuz değil, iki kız arkadaşı daha. Sitede bir havuz var, bir gün havuzdan çıkıp eve geldi ve “Anne, sana bir şey söyleyeceğim ama babama söyleme. Çünkü gider o adama bir şey yapar. O adam da babama kötü bir şey yapar” dedi. “N’oldu kızım?” diye sorunca, kendi deyişiyle Mete Amca’nın elini şortunun arkasından içeri soktuğunu söyledi. Adama “Çekin elinizi” filan demiş, koşarak eve gelmiş. Ağlayarak, bu dokunuştan hoşlanmadığını anlattı.

Siz ne yaptınız?
- Ona sarıldım. Sakinleştirmeye çalıştım. Ama tabii kan beynime sıçradı. Doğru söylediğine inandım ama gayri ihtiyari, “Yanlış anlamış olmayasın” diye sordum.

Siz tanıyor musunuz bu Mete Amca’yı?
- Aynı sitede oturduğumuz biri. Babasının arkadaşı. Sitenin havuzu ve sosyal tesisleri olduğu için, indiğinde bir şekilde herkesle ahbap oluyorsun. Beraber masalarda oturduğumuz bir adam. 50 yaşlarında, iyi eğitimli, karısı çoluğu çocuğu olan biri.

/images/100/0x0/55eb08d6f018fbb8f8a6bdb9

KUCAĞA OTURTMA FASLI SONA ERSİN
Kızınız size her şeyi anlatabiliyor mu, ne kadar yakınsınız?

- Hem de çok. Üçüyle de. Özellikle kızlarım her şeyi gelir anlatırlar.

Küçük kızınıza da yabancıların bedenine dokunmaması gerektiği konusunda eğitim vermiş miydiniz?
- Evet. Hatta ilginçtir bu olaydan birkaç gün önce, yine aynı yerde, tanımadığımız bir adam yanımıza geldi ve kızıma “Merhaba, seni yanağından öpebilir miyim?” dedi. Kızım bana bir baktı, göz göze geldik, ben de şaşırdım önce, kimdir neyin nesidir bilmiyorum, ben yanında olduğum için, utangaç bir kibarlık içinde gitti, o öptü adamı yanağından. Adam, kızım yanımızdan ayrıldıktan sonra kendini tanıttı. Yurtdışında yaşıyormuş, Berlin’de cinsel tacize uğramış çocuklarla ilgili bir dernek varmış, o derneğin başkanıymış. “Aslında, bu yanlış bir hareket oldu” dedi. Meğer test etmiş bizi. Benim izin vermemem, kızımın da “Hayır öpemezsiniz!” demesi gerekirmiş. Bana Türkiye’de bu meselelere gerekli hassasiyetin gösterilmediğini anlattı. “Hâlâ çocuklar amcaların kucağına oturtulur” filan dedi. Şaka gibi, bir hafta sonra da başımıza geldi.

Kızınız tacize uğradığını söylediğinde içinizden yükselen duygu neydi?
- Dehşet. İğrenme. Öfke. Adamı parçalama isteği. Çaresizlik. Ben kızımı bu dünyanın pisliklerinden nasıl koruyacağım endişesi. Hepsi. Ama aynı zamanda yanlış anlamış olabilir mi diye de düşündüm. Çünkü bu Mete amca, çocuklarla çok ilgili bir adam. Sosyal tesisteki çaycının 2.5 yaşındaki çocuğunu alıyor, havuza sokuyor, çocuklar devamlı bunun kucağında oturuyor. Çok çocuk seven bir adam olarak tanınıyor, ki ben de öyle değerlendirmiştim.

Babanın haberi oldu mu?
- Tabii hemen. Ama bunu kızıma da söyledim, “Bunu babadan saklayamayız, onunla da paylaşacağız. Biz olayı çözene kadar sen kendini o adamdan uzak tutacaksın. Gel kucağıma otur, bir makas alayım filan derse sakın ha!” dedim.

Eşinizin tepkisi ne oldu?
- Duyduğu anda kaşı gözü attı, tikleri başladı. Direkt kapısına dayanıp hesap sormak istedi. Ben gidip kavga etmesini engelledim. Bir de bu olaydan biz suçlu çıkmayalım diye.

Sonra?
- Tesadüfen o akşam da sitenin sosyal tesislerinde beş çift bir arada bulunacaktık, önceden kararlaştırılmıştı. Çocuklar evde kaldı, biz aşağı indik. “Kusura bakmayın, kızımıza başkalarının onun bedenine dokunamayacağını anlatıyorduk o yüzden geç kaldık” dedim. Fırsattan istifade, ortaya konuştum, “Artık büyüyorlar. Babanın arkadaşıyım, yanımıza otur, kucağıma gel, makas alayım filan yapmayın lütfen.”

MAYOSUNU AÇIP MEMELERİNİ ELLEMİŞ
İnsanların tepkisi ne oldu?

- Hemen herkes, “Aaa çok haklısın!” dedi. Bu arada ben o iğrenç şahsa kitlendim. Baktım Mete amcadan ses çıkmıyor, uzaklara bakıyor. Uyarımız yeterli olmuştur herhalde diye daha fazla üzerine gitmedim. Meğer kâbus, yeni başlıyormuş.

Ya sizin çocuğunuzun başına gelseydi

Ne oldu ki?
- Bir pazar günüydü. Benimkiyle birlikte, üç çocuk sudan fırlayıp panik içinde yanıma koştular. Hepsinin annesi babası orada. “Bir şey mi oldu?” dedim. Biraz sorunca döküldüler. Bir tanesi, Mete amcanın havuzda mayosunu açtığı ve memelerini ellediğini söyledi, diğeri “Ben soyunma odasında mayomu değiştirirken içeri girdi” dedi.

Çağımızın ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ hikâyesi

Bütün bu yaşadıklarınızdan sonra nasıl bir duyguya kapılıyor insan?
- İsyan! Bunu söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama şimdiki aklım olsaydı, hiç mahkemelere gitmezdim, işi orman kanunlarıyla hallederdim. Hukuk adaleti sağlayamıyorsa, kendi adaletimi kendim uygularım gibi şeyler düşünüyorsun.

Neleri kabul edilmez buluyorsunuz?
- Her şeyi. Mahkemenin bu kadar uzamasını, bu adamın dışarıda olmasını. Bu ülkede hukukun bu kadar geç işlemesini. Çocuklara ikide birde, “Hadi anlat, biz de dinleyelim” denmesini. Düşünebiliyor musunuz, 11 ayda Adli Tıp’tan randevu alıyorsunuz, sonucun mahkemeye gitmesi de en az bir yıl. Bu arada birkaç kere anlaşmak istediler. Avukatı telefon açtı. Yani “Vazgeçin şikâyetten” dendi. Para teklif etmek istediler. İşimiz olmaz.

BAŞKA ÇOCUKLARA DA ZARAR VEREBİLİR
Avukat ne diyor?

- Ceza alması için elinden gelen her şeyi yaptığını söylüyor. Böyle davalarda, karşı taraf kabul etmediği için, inatla “Ben yapmadım” dediği için genelde aklı başında değil ya da “Bazı ilaçlar alıyorum onların etkisiyle böyle davranmış olabilirim”e giderlermiş. Bizde de durum bu. Benim için tımarhaneye ya da hapse girmesi fark etmiyor, yeter ki başka çocuklara zarar vermesin.

Eşinizin ruh hali nasıl?
- Ben bu olaya bir anne olarak bakıyorum, o erkek olarak. Dava uzadıkça deliriyor. Zor tutuyorum. Devamlı arabesk yeminler verdirtiyorum, ölüm üstüne, başım üstüne, çocuklarımız üstüne. Sakin olsun diye… Sapığın teki geliyor sizin bütün hayatınızı altüst ediyor ve elini kolunu sallaya sallaya sokaklarda başka çocuklara zarar vermek üzere dolaşıyor. Ve bir şey yapamıyorsunuz, eliniz kolunuz bağlı. Ne diyeyim… Lanet olsun!

Ya sizin çocuğunuzun başına gelseydi

İçimizdeki sapıktan kimsenin haberi yok

Sizin kızınız peki?
- Bunlar havuzun içindeyken, adam geliyor, kızımla şakalaşmaya başlıyor. Kızımın elini tutup, kendi mayosunun içine sokuyor. “O mayonun içinde elim sert bir şeye değdi” dedi kızım. O arada kendisi de kızıma dokunuyor. Çocuk korkudan kaskatı kesiliyor ne yapacağını bilmez halde havuzdan çıkıp, beni buluyor.

Çok fenaymış! Duyduğunuzda delirmediniz mi?
- Delirmez olur muyum? Ama soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. Babalar biraz ileride tavla oynuyorlar, kadınlar kahve içip, güneşleniyor. Ama içimizde bir sapık var, kimsenin haberi yok! “Ne yapmam lazım?” diye. Kocama söylesem adama girişecek, bir tane çakacak, zaten titrek-ürkek bir şey, yere yapışacak, haklıyken, haksız duruma düşeceğiz, işin yoksa uğraş dur. Ama mecburdum, söyledim, yeminler ettirttim bir şey yapmayacaksın diye, bu sefer hırsını tabaklardan, pencerelerden aldı, camı çerçeveyi indirdi.

Sonra?
- Bütün aileler bir araya gelip sitenin müdüriyetine gittik, kamera kayıtlarına baktık. 20 günlük kayıt izledik. Çok net bir şekilde şunu görüyorsun, çocuklar nerede, bu aşağılık adam orada. Bu arada annelerden biri, dayanamamış evine gidip kapıyı çalmış, adam açmış, kadını görür görmez, “Ben yapmadım, ben yapmadım!” demiş. Kadın da, “Seni yalancı sapık” deyip, tırnaklarını bunun yüzüne geçirmiş. Aşağı indi dedi ki, “Kusura bakmayın kendimi tutamadım.” Derken olay bütün sitede patlak verdi.

Peki sizin amacınız ne?
- Siteden defolup gitmesini istiyoruz. Bizi ve çocuklarımızı huzursuz etmesin, yıkılsın karşımızdan. Ama tabii o anda çocukların ne kadar etkilendiklerini henüz bilmiyoruz. Kızım soruyor, “Buradan gidecek mi?” “Tabii” diyorum, onu yatıştırmaya çalışıyorum. Nitekim, defolup gittiler. Biz de kurtulduk diye rahatladık.

Huzura erdiniz yani…
- Nerdeee? Bir ay sonra geri geldiler.

Nasıl olur?
- Oldu. Ya biri akıl verdi ya da nasıl olsa ispatlayamazlar diye düşündüler. Onlar geri dönünce, biz de dava açtık. Bu arada pedagoga başladık. O da bize çocuğumuzun bunu anlatmasından dolayı memnun olmamız gerektiğini söyledi. Olayın arkasında durmamızı, ona bir sonuç vermemiz gerektiğini anlattı. Biz de iki yıldır bir sonuç alabilmek için çırpınıp duruyoruz ama yaşadığımız rezaletleri anlatabilmem mümkün değil. Bizim verdiğimiz ifade yetmiyor, çocuğun ifadesini de istiyorlar, yaşı küçük olduğu için polis karakolunda değil, savcılıkta pedagog eşliğinde ifadesi alınıyor. O travmayı birebir yaşayan çocuğa tekrar tekrar anlattırılıyor. Pedagog, “Çocuğun samimi olduğuna inanıyorum” diye görüş bildirdi.

Peki o zaman adam neden dışarıda?
- Çünkü tutuksuz yargılanıyor. Ve biz mahkemenin bitmesini bekliyoruz. Ve maalesef üç seneden önce bitmiyormuş. İlk duruşmamızda hâkim, çocukları mahkemeye çağırdı. Ben de kabul etmedim. Bunun üzerine hâkim, Adli Tıp’taki bir pedagog tarafından dinlenmesine karar verdi.

ADLİ TIP’A GÜN VERMELERİ 11 AY SÜRDÜ
Mahkeme ne kadardır sürüyor?

- İki seneyi tamamlamak üzereyiz. Kızım oldu 10 yaşında. Şu ana kadar üç celse oldu. Adli Tıp’a gün vermeleri 11 ayı aldı. Olaydan neredeye bir sene sonra gidebildik. Şimdi de Adli Tıp’tan raporun gelmesini bekliyoruz.

Orada neler geldi başınıza?
- O ayrı işkence. O küçücük çocuklar, cezaevi arabasından kelepçelerle inen adamlarla aynı ortamda ifade veriyorlar. Çocuklar için ayrı bir yer yok, çocuklar için ayrı bir muamele yok, çocuklara öncelik yok. Kızımız, oraya niye gittiğini biliyordu, gitmek istemedi. Dedim ki “Biz bir yola çıktık, haklıyız, haklılığımızı ispat etmeye çalışıyoruz.” “Ama ben artık bu konuyu konuşmak istemiyorum” dedi. Çocuk haklı, orada ifade ver, burada ifade ver, her defasında aynı travmayı bir daha yaşıyor.

Nasıl etkilendi bu olaydan?
- Çok kötü etkilendi. Kendine güvenini kaybetti. Kendi odasında uyuyamaz oldu. Gece yarılarında kâbuslarla yataktan fırlamaya başladı. Korkuları, endişeleri arttı. Siteden taşındık. O mutlu, neşeli çocuktan eser kalmadı, içindeki ışığı, enerjisi, güneşi gitti. Ve işin kötüsü çok kilo aldı.

Pedagog ne diyor?
- “Çocuk böyle böyle oldu” diyorsa, “Yüzde 99.9 doğrudur” diyor, “Çocuklarınıza inanın” diyor. Şimdi kızımız, depremde ya da savaşta travma yaşamış insanlara uygulanan terapiyi görüyor.

Cinsel istismar ve pedofili

Pedofili, bir yetişkinin, henüz ergenliğe ulaşmamış, ‘küçük çocuklara’ karşı duyduğu cinsel yakınlık olarak tanımlanabilecek bir bozukluk.
Pedofil fantezileri, eyleme geçtiğinde, ‘çocuk istismarı’, çocuklara yönelik taciz veya tecavüze dönüşür.
Pedofiller, sapkınlıklarını genellikle, çocukları elleme ya da onlara belli şeyleri yaptırma ve o sırada onları seyretme, çocuk pornografisi koleksiyonu yapma şeklinde dışa vururlar.

/images/100/0x0/55eb08d6f018fbb8f8a6bdbf
 Çocukların anlattıklarını ciddiye alın

Cinsel istismara maruz kalmış çocukların, yaşadıkları kadar travmatize oldukları bir diğer konu, ailelerin çocuğun anlattıklarını ciddiye almamaları ve bu konuyla ilgili hiçbir eylemde bulunmamaları. Travmatize oldukları bir diğer konu da, resmi kurumların bu vakalara yaklaşım biçimleri.  Birçok çocuk, buradaki görüşmeler ve muayeneler neticesinde, bir kez daha kendilerini çaresiz ve korunmasız hissediyor. Yapılan araştırmalar, olaydan sonra, yaşananları tekrar tekrar anlatmanın çocuk üzerinde ayrıca travma yaratabileceğini gösteriyor.

Klinik Psikolog Şeniz Pamuk

Kimyasal hadım

Pedofili için belirlenmiş özel bir tedavi yöntemi yok. Ama bazı yöntemlerin etkisinin olduğu görülüyor. Pedofili tedavisinde, libidoyu düşürücü ilaçlar da kullanılanılabiliyor, buna ‘kimyasal hadım’ deniyor.

Anneler babalar dikkat

Çocuklarınıza bedenlerini korumayı öğretin.
O bedenlerinin, kendilerine ait olduğunu, kendileri istemeden, kimsenin bedenlerine dokunmaya hakkı olmadığını söyleyin. Bu konuda onları bilinçlendirin.
Böyle bir durum söz konusu olduğunda, bağırmak, yardım istemek, onların en doğal hakkı.
Çocuklar bu durumu hemen anne ve babalarıyla ya da ailede kendilerine güven veren biriyle paylaşmaları gerektiğini bilmeli.

İlüstrasyon: Ergün Gündüz

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

X