"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Ya seks ya bekaret!

Hep uçlardayız, hep.

Özgürlük deyince ya millet ‘önüne gelenle seviş’ dedik sanıyor ya da aman dikkat dedik mi, namusla bekareti karıştırıp kafamıza silah dayıyor!

Amma kesin yargılı insanlarız be kardeşim.

Çok üzülüyorum “cinselliğin” bu kadar kolay topa tutulabilir olmasına. Çünkü hemen birileri ellerine tamtamlarını alıp başlıyorlar ahlak, namus ve hooop bekaret zarından dem vurup kadını aşağılamaya, güm güm kafasına kafasına vurmaya.

Ya süper özgürüz ya da köleyiz. Ortası olacak, hem de çok yakında; çünkü yeni nesil bu konularda bizlerden daha antrenmanlı.

Hem bu televizyon var ya bu televizyon ve şu internet, kadınları atağa kaldırdı. Dünyanın her yerinden bastırılmış kadınların isyan haberleri geliyor. Biri pantolonu için savaşıyor, öbürü ehliyet ve araba kullanma hakkı için, diğeri çalışma hakkı için. Bir diğeri oy ve temsil hakkı için. Hepsi okumak ve çalışmak için savaş veriyor.

Yazan korkusuzca yazıyor, forumlarda tartışıyor, konuşuyor, kafa patlatıyor, birbirine destek oluyor, ilerlemek için uğraşıyor, kadınlar okuyor, beyler okuyor.

Ayıptır söylemesi, hani feministliğim hiç yoktur ama, kadınlara inancım sonsuzdur.

Kadınlar çözecek bu işi, bulacaklar dengeyi, hizaya getirecekler yanlış giden şeyleri. Neden mi?

E çünkü can verebilen bir varlığın yapamayacağı şey yoktur!

Değil mi?

Yonca
“sivri”

Katil sevgili

Kelebek yazı günlerim bi pazartesi bi cuma olmasa Nişantaşı cinayetini çoktan yazardım ama; anca yazabiliyorum.

Bu konunun ele alınış ve işleniş biçiminden rahatsız oldum. Ne demek cinselliği suçlu bulmak? Ne demek insan bir katile nasıl aşık olur demek? Ne demek insan bu kadar mı seks meraklısı olur demek? Ne demek olan biteni bir katilin ağzından çıkan yalan yanlış sözlerle değerlendirip masum kadını ve masum çocuklarını bu şekilde mağdur etmek? Amma saçmalandı ha! Ne demek suçu kadına yüklemek?

Yahu kadın mağdur. Öldürüldü! Cinayete kurban gitti, kurban! Birileri de kalktı “katilin” sözleriyle kadını yargıladı. E yuh! Alışmış kudurmuştan beterdir, hakikaten öyle. Alışılmış bir kere kadınlar suçlu görülmeye. Hele olay üzerine Pakize Suda’nın geçenlerde yazdığı yazı, çok şaşırttı beni. Anlayamadım.
ınsanın sevdiği adam 15 yıl sonra da bunalıma girip cinnet geçirebiliyor mesela. Eee ne olacak şimdi? Kim suçlu bunda? Kadın mı, erkek mi? Hayat koşulları diye bir şey gelmiyor mu hiç aklınıza? Ortada suçlu dururken, kadını yargılamak nasıl bir beceri? Hele hele olayı “Özgür kadının başına gelecek budur işte”,
“Sevişen kadının sonu bu olur, müstahaktır” diye diye alnına kırmızı leke gibi yapıştırmak nasıl bir ruh halidir?

‘Vurun kahpeye’ zihniyeti ne zaman bitecek bu ülkede? Heeey! Kahpe mahpe yok beyler, yoook. Vuramazsınız hiç kimseye!

“şekerim bu adam güvenilir; düzgün bir ortamda birbirimizi uzunca süre seviyeli olarak tanıyarak sevişme kararı aldık, kendisinde katil profili görmüyorum!” diyen birini duydunuz mu hiç? şimdi herkes birbirinden sabıka raporu, psikiyatrist analizi filan mı isteyecek? Sapık kişi illa sokaktan geçen, internetten tanıştığın bir kişi olmayabilir. Yıllaaaaaarca sevdiğin, tanıdığın, ailesi “bilindik” dediğin insanlara da bi haller olabilir. ınsan durduk yerde kafayı yiyebilir. Olmuyor mu? Oluyor.
Keşke çizgiler bu kadar net olsa; ama değil. Öyle çok abuk sabuk haber ve karmaşa var ki ortamda, iyice saçmaladık bu ara.

Yonca
“kıl”

Kasklı tecavüzcü

Taaa 20 yıl öncesinin sapığı şahin Öğüt vardı, hani medyaya “Kasklı Tecavüzcü” olarak yansıyan, Ankara’da bir sürü çocuğa tecavüz eden. Hakkında açılan davalardan biri 12 Ekim’de sonuçlanmış.

Üstelik bu davada darp, cebir izi, sperm örneği gibi deliller yok. Kadının beyanı, hastane raporları, psikolog tanıklar var. Bunların delil olarak kabul edilmesi bu davayı ÇOK önemli kılıyor; çünkü bu tür delillerin kabul edilerek kazanıldığı ilk dava. Sadece kadının beyanı esas alınarak kazanılan bir dava!
Davacı kadın, tecavüze uğradığında 13 yaşında bir çocuktu ve o çocuk haliyle yapamadıklarını şimdi, 27 yaşında yapıp davasını kazandı. Başardı. Bakın olaydan tam 14 yıl sonra.

Tüylerim diken diken oluyor yazarken. Sanırım bu başarı ve müthiş önemli karar basına pek yansımadı ya da yine arada kaynatıldı. Oysa ne önemli bir sonuç ve ne umut verici bir haber bir sürü tecavüz mağduru çocuk ve insan adına.

Çünkü bu karar, bir sürü tecavüz davasına örnek olacak, örnek!

Olayın peşini bırakmayan, zamanın mağdur çocuğu bugünün davasını kazanmış genç kadınına destek olan FeministBiz üyelerine de helal olsun. Bana dava sonucunu onlar haber verdi. Yoksa hayatta bilmezdim.

Yazımın başında söylediğim gibi “Kadınlara inanıyorum” diye bir kere daha yüksek sesle tekrar etmek istiyorum, kalın çizgilerle altını çize çize, bastıra bastıra.
Israrla, “hakkınızı arayın” demeye de devam ediyorum inatla!

Yonca
“gururla”

Ayıp

Hiçbir gerekçe bir insanın bir insana tokat atmasına geçerli neden olamaz.

Olaya şahit olup susanlara da, olay karşısında sessiz kalanlara da pes! pes! pes!

Medeni görünmekle medeni olunmuyor. Can Tanrıyar’ın Onur Baştürk’e attığı tokadın haklı sebebi filan yok, olamaz. Olay “gazeteciye” tokat atılamaz olayı filan da değil. ınsan meselesi, insanlık meselesi.

Ben kendi çocuğuma tokat atma hakkına sahip değilim! Varsa derdin konuşursun. Tokat atamazsın. Bunun tartışılması bile abes! Özür dilemenin asaleti dururken, kalkıp hâlâ daha ayıbını savunmak ise bence az gelişmişliğe örnek.

Yonca
“rest”

X