"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ya o babalar ve kocalar

İSMET Berkan dün Radikal’deki yazısına şu soruyla başlıyor:"Kadının nerede olmasını istiyoruz?"<br><br>Yazısının başlığı böyle ama, asıl soruyu üçüncü paragrafın sonunda soruyor:<br><br>"Başörtülü kadınlar nerede dursunlar?"

Hemen altında kesin yargıya dayalı şu cevabı veriyor:

"Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başta olmak üzere katı laiklik yanlılarına göre, başörtülü kadınlar evlerinde durmalı, üniversitede eğitim görmemeli, bunun doğal sonucu olarak mesleksiz ev kadınları olmalıdırlar."

* * *

Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le, birkaç davet dışında hiç bir arada olmadık. 

Doğrusu dünya görüşlerimizin pek kesiştiğini de sanmıyorum.

Ama sırf bu sorunun cevabını almak için, şu günlerde onunla konuşmayı çok arzu ederdim.

Neden mi? Ona yapılan bu büyük haksızlığa karşı çıkmak için.

Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak kendimize şu soruyu soralım.

Bu ülkenin en, en, en katı laiklik anlayışına sahip insanının bile böyle bir düşüncesi olabilir mi?

Eşi, Çankaya’daki 7 yılının tamamını çocukların eğitimine vakfetmiş bir insanın böyle düşünmesi mümkün mü?

İsmet Berkan, benim çok saygı duyduğum bir yazar ve düşünürdür.

Birçok defa yazıları için ona telefon açıp kutlamışımdır.

O nedenle bu genellemesi beni şaşırttı.

Ama bu yazıdan istifade ederek "türban" konusundaki tartışmayı daha adil, daha eşitçi bir çizgiye çekmemiz gerekir.

İsterseniz işe, terminolojik sorundan başlayalım.

Berkan, olayı "başörtüsü" meselesi olarak takdim ediyor.

Bu yanlış.

Ülkede askerler dahil kimsenin başörtüsü ile meselesi yok.

Garnizona türbanı sokmayan asker, başörtülü kadınlarla yan yana fotoğraf çektirip, bunu Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi sitesine göğsünü kabarta kabarta koyuyor.

Bu bir...

* * *

İki...

Üniversite kapısını türbana kapatan kararı savunanlar, başörtüsünün bir üniforma gibi siyasallaştırılmasına karşı tepkilerini dile getiriyorlar.

Bu konuda çok mu haksızlar?

Bu ülke, "İmam hatipler arka bahçemizdir" diyen bir zatı Başbakanlık koltuğunda görmedi mi?

Aynı zat, "Rektörler türbanlı kızlara selam duracak" türü provokasyonlar yapmadı mı?

Ülkenin laik insanlarında türbana karşı tepki durup dururken oluşmadı.

Ben, bu konudaki genellemeci yargılara, bugüne kadar az değinilen bir noktadan itiraz ediyorum.

* * *

Yapılan son araştırmalarda iki husus çok dikkatimi çekti.

Başını örten kızların ve kadınların küçümsenmeyecek bölümü, "anne, baba, abi baskısıyla" bu kararı aldıklarını söylüyor.

Bir ikinci husus da şu.

Toplumda o yüzde 60-70 olduğu söylenen kadınların ezici çoğunluğu, başındakine türban değil, başörtüsü diyor.

Ama ne tesadüftür ki, üniversite yaşına gelenlerin çoğu hemen buna "türban" demeye başlıyor.

Bu terminolojik hassasiyet sizce neden kaynaklanıyor?

Sakın onu, devlet kapısından bastıra bastıra sokulacak bir zafer olarak görmelerinden olmasın...

O zaman, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e böyle insafsız suçlama yapan insanlara şunu sormazlar mı:

"Kardeşim kız çocuklarının okumalarını bu kadar istiyorsanız, biraz da bu dayatmacı erkek milletine bağırıp çağırsanız ya..."

Ama yok, bunu yapamazsınız.

Çünkü ortada din var ve korkarsınız...

İşin kötüsü haklısınız da.

Çünkü sonunda öldürülmek de var.

İşte o yüzden şehirlerarası otobüste bir tek kişi çıkıp "Durdurun otobüsü ben namaz kılacağım" dediği zaman, kimse sesini çıkaramaz.

Mahalle baskısının muhit diktatörlüğüne dönüştüğü an işte budur.

İşte bu nedenlerden dolayı türbanın anayasa teminatı haline getirilmesine şiddetle karşıyım.

Böyle bir sorun varsa bunun siyasi bir tartışma ve tehdit unsuru olmaktan çıkarılıp, siyasallaşmış dinden bağımsız bir toplumsal uzlaşma ile çözülmesi gerektiğine inanıyorum.

* * *

Bir de şu var.

Eğer onu Berkan’ın dediği gibi gerçekten "başörtüsü" olarak kabul ediyorsak, türbanı başörtüsü gibi bağlamak, iyi niyeti göstermek açısından güzel bir adım olmaz mı?

Yani diyeceğim, bu kızların okuyamama sorumluluğunu Sezer’in üzerine yıkmak, o babalara, erkek kardeşlere, kocalara sorumluluklarını hiç hatırlatmamak adil bir gazetecilik olmuyor.
X