Dünya Haberleri

    Ya hepimiz kazanacağız ya da hep birlikte kaybedeceğiz!

    Banu TUNA
    13.10.2015 - 15:54 | Son Güncelleme:

    30 Kasım -11 Aralık tarihleri arasında 190’dan fazla devletin temsilcileri, Paris’te, dünyanın kaderi için biraraya gelecek. Kyoto sözleşmesinden 19 yıl sonra, yeni bir iklim sözleşmesi imzalanacak. Ancak bu kez oyalanmak gibi bir lüksümüz yok. Küresel ısınmayı kritik eşik olan 2 derecede tutmak istiyorsak, küresel sera gazı emisyonlarının bir an önce azaltılması gerekiyor. Nicolas Hulot, Fransa devlet başkanı François Holland’ın “Gezegenin korunması” konusunda özel temsilcisi ve şu anda Ankara’da. Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi’nin 12 Taraflar Konferansı (COP 12) için geldi. Türkiye, iki yıllığına bu sözleşmenin dönem başkanlığını üstleniyor. Bugün 1,5 milyar insan çölleşmeden etkileniyor. 900 milyon insan ise, kronik açlıktan mustarip. Önümüzdeki 10 yıl içinde, Sahra çevresi dahil olmak üzere en zayıf Afrika ülkelerinde tarımsal verim yüzde 50’ye kadar düşebilir. “İnsanların doğup büyüdükleri topraklarda yaşamaya devam etmelerini sağlamak için gücümüzü birleştirmenin önemini vurgulayacağım” diyen Hulot, konferansın açılış konuşmasını yapacak. Kendisi, 2007’de Fransız siyasetçilere, Ekolojik Antlaşma’yı imzalatmayı başarmış bir isim ve Türk halkına, zirveye zayıf bir katkı belgesi sunan hükümeti daha fazlası için zorlamaya çağırıyor ve hatırlatıyor; “Ya hepimiz kazanacağız ya da hep birlikte kaybedeceğiz!”

    COP 21 için ümitli misiniz? Konferanstan beklentimiz ne olmalı? Kyoto Sözleşmesi’nden bu yana 19 yıl geçti, daha bir sonuç elde edebilir miyiz?

    * Ne iyimser, ne de kötümserim. Kararlıyım. 2011’de Durban’daki toplantıda 195 ülke, 2015’te, bu yüzyılın sonuna kadar sıcaklık artışının 2 santigrat derece ile sınırlanmasını sağlayan ve hukuki olarak zorlayıcı evrensel bir anlaşmaya varılması konusunda mutabık kaldı. İklim değişiminin ilk etkilerini yaşamaya başladık bile: Bütün kıtalarda sel ve toprak kaymalarına neden olan, birbirini izleyen uzun süreli kuraklıklara ve yoğun yağmur yağışlarına tanık oluyoruz. Tayfun ve kasırgalarda artış gözleniyor. Bu olaylar her yerde zaten en yoksul olan kesimleri vuruyor. Paris anlaşmasının hedefleri arasında sıcaklık artışının 2 derece ile sınırlandırılması, Güney ülkelerinin iklim değişikliğine intibak etmelerinin finanse edilmesi ve karbonsuz bir ekonominin ortaya konulması gibi hedefler bulunuyor. Aralık ayında Paris’te, devlet ve hükümet başkanları, dünyadaki milyonlarca insanın geleceğine dair karar alacak. Bu müzakerelerden ne kazanan ne de kaybeden çıkacaktır. Ya hepimiz kazançlı çıkacağız ya da hep birlikte kaybedeceğiz!

    Karbon emisyonlarının düşürülmesi konusunda Türkiye’nin sunduğu katkı belgesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce yeterli mi?

    - Türkiye katkısını 30 Eylül’de sundu. Böylece, - dünyadaki CO2 emisyonlarının yüzde 85’inden fazlasını temsil eden – sera gazlarının salımlarını azaltma yönünde taahhütte bulunan 146 devlet arasına katıldı. Ancak haklısınız, bu henüz yeterli değil. Zira, katkıların toplamı bizi – en iyi ihtimalle – bu yüzyılın sonuna kadar +2.7 santigrat derecelik düzleme yerleştiriyor. Daha fazla çaba göstermemiz gerek. Türkiye, kişi başına Avrupa ortalamasının veya OECD ortalamasının altında karbon emisyonu gerçekleştirmekte. Ancak artan bir nüfusa ve büyüyen bir ekonomiye sahip, dinamik bir ülkesiniz. Yükselmekte olan büyük ülkeler gibi Türkiye için de buradaki en önemli hedef, yenilenebilir enerji üretim konusundaki en yenilikçi altyapıları hızlıca kurmak olmalı. Güneş, rüzgar, jeotermal, deniz gibi yenilenebilir enerji kaynakları, ülkenin enerji bağımsızlığını da sağlayacak yollar. Bu yolun gerçeklikten uzak olduğunu iddia edenlere, Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin şimdiden yoğun bir yatırım yaptıklarını hatırlatırım. Güneş enerjisi yatırım fiyatları, 2008’den beri yüzde 80 düştü.

    Fransa’da 2007’deki seçimlerde, politikacıları, çevreyi öncelikleri haline getireceklerine söz veren bir anlaşma imzalamaya zorlamıştınız. Türkiye halkına, sivil toplum örgütlerine, aktivistlere benzer bir başarı için ne önerirsiniz? Yöneticilerimizi iklim değişimi hakkında daha etkili ve istekli olmaya nasıl ikna edebiliriz?

    - Öncelikle Ekolojik Anlaşma, onu imzalayan 800 bine yakın Fransız’a aittir. Ben bu destek sayesinde, 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylara, seçilmeleri halinde anlaşmayı hayata geçirmeleri hususunda taahhütte bulunmalarını önerebildim. Cumhurbaşkanı Sarkozy verdiği sözü tuttu ve iki yeni kanun çıkardı. İçten inancım, büyük değişikliklerin ancak vatandaşların iradesi ve siyasi kararın bir araya gelmesiyle gerçekleşeceğidir. Biri olmadan diğeri hiçtir. Demokrasilerimizde siyaset, sürekli olarak, vatandaşların çıkarlarına aykırı tercihler dayatamaz. Buna mukabil, vatandaşların seferberliği, kanun ve düzenlemelerde yer almamışsa, verilen mücadeleler kazanılamaz. ABD’de siyahların oy kullanma hakkıyla ilgili Selma Yürüyüşleri’nde dile getirilen talepler, Başkan Lyndon Johnson sayesinde fiili haklara dönüşmüştür.

    Çevre üzerine çalışan bir gazeteciydiniz ve bir noktada siyasete kırdınız rotanızı. Siyasetçi olarak çevre için daha fazla şey yapabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?

    - Gazetecilik hayatım, dünyanın her yerine yaptığım seyahatler, gözlerimin açılmasına vesile oldu. Çevre programı Ushuaia sayesinde milyonlarca televizyon seyircisiyle paylaşma imkanı buldum. Bu bilinçlenme önemlidir. Eyleme geçmeden bir önceki adımdır! Kendimi siyasetçi olarak tanımlamıyorum. Daha ziyade, bir işe baş koyan kişi olarak görüyorum. Amacım, fikirlerimi, kaygılarımı, durumun eyleme geçmemiz için aciliyet arz ettiği ve başarmanın mümkün olduğu konusunda inancımı iletmek!

    Dünyanın dört bir yanında insanlar, iklim değişimi ve çevre konularında politikacılara duydukları güveni kaybetti. Sivil iklim hareketinin içinde olanlar, değişimin politikacılar değil taleplerini dile getirmek için sokağa çıkan sıradan insanlar sayesinde geleceğini düşünüyor. Tıpkı kadınların ve siyahilerin hak arayışında olduğu gibi. Bu görüşe katılır mısınız?

    - Çok isabetli bir soru sordunuz ! Geçtiğimiz Çarşamba günü Paris’te, Vakfımla birlikte genel seferberlik için çağrıda bulunduk. “Cüret edelim” adını verdiğimiz bu çağrıda, herkesin kendi düzeyinde birtakım şeyleri değiştirebilmesi için, vatandaşlara önerimiz şu: Devlet başkanlarınızdan çağrıdaki 12 siyasi öneriyi hayata geçirmelerini isteyin, siz de vatandaş olarak 10 taahhütte bulunun.

    Dünya genelindeki resme baktığımızda, çevre sorunlarının ve yeşil siyasetin sol partilerin ve sol eğilimli seçmenin meselesi olduğu görülüyor. Oysa özellikle Avrupa’da sağ siyaset yükselişte. Bu noktada iki sorum var: Sizce de iklim gerçekten solun meselesi mi ve sağ yükselişteyken iklim politikalarının geleceği hakkında endişe duymalı mıyız?

    - Partilerin dışında kalmamın sebebi, bugün hiçbir partinin iklim ve çevre konularının, önümüzde bulunan müthiş hedefin önemini kavrayamadığını düşünmem. Dolayısıyla ilk sorunuza cevap verecek olursam, sol her ne kadar sahiden dayanışma, insani ilerleme gibi değerleri taşısa da, iklim değişiminden kaynaklanan sorunları önlememiz ve uyum sağlamamız için hayata geçirilmesi gereken dönüşümlerin önemini kavrayabilmiş değil. Ikinci sorunuza gelince... Genelde söylediğim şu: Eğer şimdi karar vermezsek, olaylar bizim yerimize karar verecek! Örneğin, enerjide asıl konu, yenilenebilir enerjilere geçip geçmeyeceğimiz değil. Konu, bunu ne zaman ve hangi hızda yapacağımız. Çölleşmeyle mücadele bugün için bir tercih gibi görünse de, 9 milyar insanı doyurmamız gerektiğinde çabucak bir gereksinim halini alacak. Yarın eğer tarihe maruz kalmak, katlanmak istemiyorsak, bize düşen görev onu bugünden yazmaktır.

    Mesele iklim değişikliği olunca dinler arasında bir anlaşma sağlanmış gibi. Papa Françesko da Müslüman dünyasının dini liderleri de endişelerini dile getirdi. Bu tavır, farkındalığın artmasında ve dünya liderlerinin sorunu daha fazla ciddiye almasına yardımcı olur mu?

    - Buna inanıyorum… Bu sebeple, seyahatlerim sırasında, gittiğim her ülkenin dini şahsiyetleriyle mümkün olduğunca görüşmeye çalışıyorum. Doğaya, yaradılışa, yaşayana saygı ile yoksullarla dayanışma dinlerin buluştuğu ortak noktalardır. İklim değişikliği ise en son haksızlıktır. Zira küresel ısınmanın ilk vurdukları, onu tetikleyen gelişme modelinden en az yararlanan kişilerdir. Papalık genelgesi ile geçtiğimiz 18 Ağustos tarihinde İstanbul’da kabul edilen Deklarasyon, hayat tarzlarımız ile iklim değişikliği arasındaki bağı açıkça ortaya koymaları sebebiyle iki temel metin.

    Karbon emisyonunu azaltmak için karbon salınıma vergi getirmek çözüm olabilir mi? Bazıları, parası olan vergisini verir atmosferi kirletmeye devam eder tezini savunuyor...

    - Alınacak yegane tedbir olarak, karbona bir fiyat verilmesi yeterli olmaz. Milyonlarca insanın hayatı söz konusu iken, açık ve net bir işaret göndermek gerekiyor: Küresel ısınmanın temelinde, fosil enerjilerin işletilmesinden kaynaklanan CO2 emisyonları bulunuyor. İkincisi, bu enerjilerin yanması, her yıl 7 milyon insanın ölümüne neden olan bir kirlilik yaratıyor. Bu sayı, tütün mamullerinin neden olduğu ölümlerden daha fazla. Dolayısıyla, evet, karbona bir fiyat vermek gerekiyor. Ancak bununla birlikte, her yıl dünyada bu fosil enerjilerinin tüketimini desteklemek amacıyla verilen 500 milyar tutarındaki sübvansiyonların yeniden nasıl yönlendirilmesi gerektiği konusunda düşünmek gerekiyor. Bunun ötesinde, düşük karbon teknolojilerine yatırım ve inovasyon yapılması çözümün merkezini teşkil ediyor. Petrol fiyatlarının tarihi bir düşüş gösterdiği şu dönemde, bu tedbirleri hayata geçirmek için doğru zamandayız!

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı