Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yár bana ruhi karikatür!

EN önce, "karikatür krizi"ne (!) ilişkin olarak İslam Álemi’nin dışavurduğu sonsuz hazin, sonsuz ciddi ve sonsuz vahim "frustrasyon" tepkisini ikiye ayırmak gerekiyor.

Bu "frustrasyon" sözüne aşağıda değineceğim, şimdi hemen ayrışmaya geçiyorum.

* * *

BİR kere, İran, Suriye veya onun "muhaberat"ı tarafından fışfıklanan Lübnan gibi ülkelerdeki "galeyán" (!) asla "sivil" ve kendiliğinden değildir. Çünkü mümkün değildir!

Söz konusu devlet organizmalarını bir nebze tanıyanlar, bırakın Şam’da uluorta elçilik yakılmasını, o "muhaberat" izin vermeden kuş kanadının bile çırpılamayacağını bilirler.

Dolayısıyla, yukarıdaki türden "tepkiler"i (!) bir kalem geçelim.

Bunlar, káh laik, káh teokratik rejimlerin diplomatik "kurnazlık"ları arasına giriyor.

* * *

ÖTE yandan, her ne hikmetse bizim cingöz hafiye "komplo teorisyenleri" bu defa havaya bakıp ıslık çalmayı tercih etti ama yine de el insaf, tá Eylül’de yayınlanmış karikatür "ümmet-i Muhammedi"ye dört ay sonra "keşfettiriliyorsa" (!), böyle tesadüfe kitakse!

Buna inanmak için gerçekten bütün akl-ı selimini yitirmiş bir ebleh olmak gerekir.

Veya "İslami kesim"in saygın bir gazetesinde "Batı Dünyası ’Müslüman Soykırımı’na Hazırlanıyor" başlığı atarak "yazarlık" yapan sicilli bir cahil provokatör olmak gerekir.

Ve bir ihtimal tüm bunlara ek olarak da, başta sözünü ettiğim "frustrasyon" arázının artık psikanalist kanepesinde bile tedavi edilemeyecek raddede vahámet kesbetmesi gerekir.

Zaten meselenin bamteli de işte tam burada odaklanıyor.

Zira, tepki ister sivil veya resmi; isterse de spontane yahut kumpaslı olsun, eğer ikinci sınıf bir gazete çizgisi İslami Álemi böylesine ayaklandırıyor ve işi elçilik yakmaya, mermi sıkmaya, rahip öldürmeye vardırıyorsa, o "frustrasyon" klinik vakaya dönüşmüş demektir.

* * *

"BOŞ", "nafile", "reddiye" anlamındaki Latince "frustra"dan inen ve modern dile Freud’un psikanaliz lügatiyle girmiş olan yukarıdaki sözcüğün lisánımızda da tam karşılığı olmadığı içindir ki, kelime Türkçe ruhbilim kitaplarında da "frustrasyon" olarak zikredilir.

Ve özetle diyelim ki "frustrasyon", doyumsuzluk giderememiş olmanın sancısıyla yaşayan ve bunun yarattığı hassasiyet ve alınganlığın etkisiyle de, içinde bulundukları durumdan hep "öteki"ni sorumlu tutan şahıs veya toplumların hál ve oluş tarzlarını tanımlar.

"Frustrasyon"dan mustarip kimse nesnel bir "sebep - sonuç ilişkisi" tahlil edemez.

Ayrıca, yukarıdaki müthiş alınganlıkla "suçlu"yu daima başkasında aramasına ve keşfetmesine ek olarak, ona karşı geliştirdiği tepkisellikte ne ölçü, ne sınır, ne de grado tanır.

Yani, refleklerini "rasyonel mantık"la değil "travmatik ruhiyat"la oluşturur.

Sağı solu belli olmaz ve bazen tamamen içe kapanık bir "küs korunganlığı"na sığınır.

Bazen de tam tersine, "delirium histerik" derecesinde bir dışavurumculuk sergiler.

İki zıt arasında kesin bir sınır çizgisi yoktur. Birinden ötekine geçiş an meselesidir.

Ve eyvah ve heyhat ki, aidiyetini sonsuz sahiplendiğim İslam Álemi’nin "karikatür krizi" sırasında yeniden yansıttığı "halet-i ruhiye" bu "frustrasyon"u daha da vahim kıldı.

* * *

ANCAK, yukarıda "İslam" kelimesini kullandığım için sakın sanılmasın ki, bununla dindarları, müminleri, ne bileyim ben, sofuları veya "Şeriatçılar"ı (!) kastediyorum. Asla!

Kendilerine "ultra laik" deseler ne yazar, bu sonsuz vahim benlik "frustrasyon"undan kaynaklanan zihin şemasını, tahlil silsilesini ve tepki skalasını ortak ürettikleri ve ortak paylaştıkları için, başta "ulusalcı" zevat, o tür "lá-dini" kesim de aynı yolun yolcusudur.

Daha doğrusu, aynı psikanalistin aynı arázdan aynı divana yatıracağı ruh hastalarıdır!

Her ruhi travma gibi bunun nedenleri de çok derinde ki, başka bir yazıya bırakıyorum.
X