Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Y-Muhtıra

TÜRKİYE bir "muhtıralar ülkesi" ya... Geçen yıl Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan 27 Nisan tarihli açıklamaya meslektaşlarımız "e-muhtıra" adını koymuşlardı.

Dün Yargıtay Başkanlar Kurulu tarafından yayınlanan bildiriye de galiba "Y-Muhtıra" demek gerekecek.

Şaka bir yana...

Genelkurmay’ınki ile dünkü bildiriyi aynı terazide tartmak yanlış olur.

Birincisi, hukuk sistemine ve onun bağımsızlığına "müdahale" niteliği taşıyordu.

Dünkü "hukuk sisteminin bağımsızlığını" vurguluyor ve sistemin sesini duyuruyor.

Birincisine "hukuk" adına itiraz anlamlıydı. Buna hukuk adına itiraz saçmalıktır.

Ama hükümetimiz son aylardaki şaşkınlığını üstünden atamadığı için olsa gerek bu bildiriye de tepki gösterdi. Hatta Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in;

"Açıklama yapmayı gerektiren bir olgu ortada yokken, böyle bir açıklama yapmanın mantığını anlayamıyorum.

Bu bildiri tam dam üstünde saksağan olmuştur.

Bildiride yargının, yürütmenin güdümüne sokulmak istendiğine dair bir ifade var.

Ne yürütme ne de yargı diğerinin güdümünde değildir ve olmamalıdır.

Bu zamana kadar olmamıştır.

Bundan sonra da olmayacaktır.

Adalet Bakanı olarak, yargı mensuplarına derin bir saygım var.

Ancak zaman zaman yapılan bu tür bildirileri biraz da siyasi amaçlı olarak değerlendirdiğimi belirtmek istiyorum"
dediği bildirildi.

Peki ne diyordu bu bildiri?

Aslında yeni bir şey yok.

Tüm yargı gibi Yargıtay Başkanlar Kurulu da, bugünkü siyasi iktidarın "yargıyı kendine bağımlı hale getirme" çaba ve planlarından rahatsızdı.

Bu rahatsızlığını 28 Eylül 2007 tarihinde -Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında kapatma istemiyle dava açılmasından üç ay kadar önce- yayınladığı bildiride dile getirmişti.

Örneğin, Anayasa’da değişiklik yapma teşebbüslerinin "değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen" ilk dört maddeyi doğrudan veya dolaylı olarak hedef alması -özellikle laikliğin zaafa uğratılması- ihtimaline karşı duyarlı olacaklarını bildirmişti.

Keza "siyasetin yargıyı etki altına alma" teşebbüslerine izin verilmeyeceği ifade edilmişti.

Bu bildirinin siyasi iktidar tarafından dikkate alınmadığını hepimiz biliyoruz.

AKP’nin kapatılması istemiyle açılan davanın ardından yargının sistemli şekilde hakaret hatta saldırı hedefi olduğunu da görmeyen kalmadı.

Bütün bunlara tüm yüksek yargı kurumlarını yok sayarak önce AB Temsilcisi Olli Rehn’e sunulan "Yargı Reformu Stratejisi" başlıklı taslak da eklenince yargı sesini duyurmak zorunda kaldı.

Bu çıkışa Yargıtay Başkanlar Kurulu’nu zorlayan bir nedenin de Yargı Reformu Stratejisi başlıklı taslakta "yargıya güven" başlığı altında "ulusal yargının ve mensuplarının yabancılara şikáyet edilmesi" olduğu anlaşılıyor.

Bize kalırsa bildirinin gözlemleri ve teşhisleri birebir doğrudur.

Ama bugünkü siyasi iktidarın, "yargı""mutlak tarafsızlık" gerekçesiyle, (28 Eylül tarihli bildirideki ifadeyle) "laik cumhuriyet ve ulusal birlik söz konusu olduğunda taraf olmaktan çıkarmayı" hedeflemesine değinmemiş olması, bildirinin büyük eksiğidir.

Çünkü Laik Cumhuriyet için asıl tehlike oradadır.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI