Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Weizman'dan Yılmaz'a Netanyahu şikâyeti

Muharrem SARIKAYA

Başbakan Mesut Yılmaz, İsrail'e ayak basarken, herhalde hiçbir zaman, İsrail Başkanı ile Cumhurbaşkanı arasındaki çekişmenin arasında sıkışıp kalacağını düşünmüyordu.

Weizman, sabah kahvaltısında kabul ettiği Yılmaz ile sohbetinin bir bölümünde Ortadoğu barış sürecinden bahsederken söze şöyle başlıyor:

‘‘Bizim de hatalarımız var...’’

Ardından, başbakanı Benjamin Netanyahu'nun izlediği politikadan duyduğu memnuniyetsizliği sıralıyor.

Daha 7 saat kadar önce kendisini evinde ağırlayan Netanyahu ile ilgili yakınmaları, Yılmaz sessiz bir şekilde dinlemeyi tercih ediyor.

Ancak, Weizman, Netanyahu'nun barış sürecine zarar verici politikalar uyguladığını söyleyip yerden yere vurmaya başlayınca, Yılmaz suskunluğunu bozuyor.

Önce tebessüm ediyor, ardından karşısında oturan Weizman'a esprili bir şekilde şöyle diyor:

‘‘Ben buraya, İsrail Cumhurbaşkanı ile Başbakanı arasındaki sorunu gidermek için arabuluculuk yapmaya gelmedim... Ben Ortadoğu barışına katkıda bulunmaya geldim...’’

Yılmaz'ın sözleri, Weizman'ı da gülümsetiyor, masadaki resmi hava dağılıyor, samimi bir ortama dönüşüyor.

Cumhurbaşkanı Weizman, Netanyahu'dan yakınmasındaki gerekçelerini sıralamaktan çekinmiyor.

Ortadoğu'da kalıcı bir barışın sağlanmasının Türkiye ile birlikte Mısır'ın da aynı politikada buluşmasından geçeceğini söylüyor.

Oysa, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, bir süre önce Ortadoğu barış süreci ile ilgili görüşmelerde bulunmak üzere Netanyahu yerine iki danışmanını çağırıyor. Mübarek'in bu tavrı Netanyahu'nun politikasına sıcak bakmadığının mesajı olarak algılanıyor.

DEMİREL'E ÖVGÜ

Weizman, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in girişimlerinden övgü ile söz ediyor ve şöyle diyor:

‘‘Bölgede ekonomik ve siyasi işbirliğini sağlamak ve güçlendirmek zorundayız. Bunun için Mısır'ı da ısındırmamız lazım. Siz ve Sayın Demirel de devreye girmeli, Türkiye de bunu sağlamak için çaba göstermeli...’’

Weizman, ardından Yılmaz'a dünyadaki gelişmelerle ilgili ufuk turu yapıyor. Söze Avrupa ile başlıyor ve ekliyor:

‘‘Avrupa Birliği bir Hırıstiyan kulübüdür. Bugüne kadar Müslüman ve Museviler'e karşı hep sırt çevirdiler. Avrupa şimdi gücünü kaybetti. Yanımızda yer alan ABD ise dünyada tek güç haline geldi.’’

Rusya'nın içinde bulunduğu sıkıntıya sözü getiriyor. Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in başbakanlığa getirmek istediği Viktor Çernomırdin'in Duma'dan güvenoyu alamamasını değerlendirirken şöyle diyor:

‘‘Rusya'da komünistler güçlendiler, ama ordu işbaşına gelmelerine izin vermez. Rusya iç çatışmaya gebe, ama ilerki yıllarda istikrarı yakalar.’’

Hindistan, Çin ve Pakistan'ın büyük bir atılım içinde olduğunu vurguluyor. Çin'in 2000'li yıllara damgasını vuracağından söz ediyor.

Ardından bölgeye dönüyor. Suriye'nin tutumunu eleştiriyor. Ortadoğu'da sağlanacak ekonomik birliğin, barışı da kalıcı kılacağını vurguluyor. Suriye ve Irak'ın ‘‘terörizme destek veren’’ tutumları nedeniyle kaybeden taraf olacaklarını söylüyor.

Sözü Türkiye-İsrail ilişkilerine getiriyor ve Yılmaz'a şöyle diyor:

‘‘Hayatta risk almadan hiçbir yere varamazsınız. Siz riski aldınız. Bölgede demokrasi içinde gelişen iki ülke var. Biri Türkiye, diğeri İsrail. Biz birbirimize muhtacız. Bölgede barışı ve işbirliğini sağlayamazsak, 2000'li yılları da kaybederiz...’’

Heyet, Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılırken hepsi aynı şeyleri söylüyor:

‘‘Weizman'ın sözlerinin altına imzamı atarım...’’













X