Vurun Tansu'ya!

Hürriyet Haber
07.09.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

Yavuz GÖKMEN

Ben Faruk Bildirici'nin ‘‘Maskeli Leydi’’ kitabını ancak dün bitirdim. Bu yüzden şimdiye kadar kitap hakkında bir satır yazı yazamadım.

Ne var ki, kitabın son zamanlarda üzerinde çok tartışılan kitap olduğunun farkındaydım. Kitapla ilgili yayınların hemen tümünü merakla okudum. Hatta son zamanlarda bizim Serdar Turgut'la Hıncal Uluç'un ‘‘Tansu'nun hasletleri’’ konusunda girdikleri tartışmayı da izledim.

Serdar, Hıncal'ın Tansu'yu ucundan kenarından biraz övmesine bile fena halde kızdı. Kendisinden hiç beklemediğim biçimde esti, savurdu. Hıncal'ın kıvırtmasını da yakaladı ve ensesinde boza pişirdi.

Antonio Gramsci'yi bile okuduğunu bildiğim Serdar'ın yazılarının özündeki feylosofik örgüleri kolayca yakaladığımdan, onun Tansu'ya yaklaşımını yadırgadığımı söyleyebilirim. Serdar'a göre, Tansu adeta bir hilkat garibesi ve tam bir melanet timsaliydi. Serdar'a göre Tansu'nun iyi hiç ama hiçbir tarafı yoktu; görüldüğü yerde ezilmeliydi.

* * *

Kitabı bitirdikten sonra, Serdar ve Hıncal'ın kitaptan bir satır bile okumadıklarını anladım. Daha da ötesi, kitap üzerinde ahkâm kesenlerin kitabı okumuş olduklarından da kuşkuya düştüm.

‘‘Haslet’’ güzel huy anlamına geliyordu. Ancak Hıncal'la Serdar'ın tartışmalarında ‘‘haslet’’in bu anlamda alındığını sanmıyordum. Bu sözcüğü her ikisi de ‘‘iyi vasıf’’ anlamında almışlardı. Hıncal: ‘‘Ya, bu kadıncağızın iyi bir tarafı yok mu?’’ diye sormuş, beriki ‘‘yok’’ diye kestirip atmıştı.

Kitabı okuyana kadar ben Tansu'nun güzelliğinden başka iyi tarafı olup olmadığı konusunda bir karara varamamıştım. Pardon, bir iyi tarafının da ‘‘cesaret’’ olduğunu düşünüyordum.

Kitabı okuyunca onun daha birçok niteliğinin bulunduğunu anladım.

Bunlardan bir tanesi ‘‘Liderlik'' niteliğiydi. Bu kadar kıyamete rağmen Türkiye'nin en önemli partilerinden birini peşinden sürüklüyordu.

Bir başka özelliği, erkekler imparatorluğunu dize getirmesiydi. Bu imparatorluğun başında bulunan Süleyman isimli bir zat, onu kapılarda bekliyor, arabasına alıyor, oteline bırakıyordu.

Tansu, Süleyman'ı dakikalarca ayakta bekletiyordu. Acaba bunu neden yapıyordu? Beriki onu niçin bekliyordu?

* * *

Kitap, Tansu'nun ‘‘insan’’ hem de ‘‘müthiş bir insan ve kadın’’ olduğunu açıkça söylüyordu. Bu kadar suçlama ve kelle isteme karşısında dimdik duran bir kadın da zaten basit birisi olamazdı.

Yalancı, dolancı, aktris, nörotik ve narsisistti. Peki ama hangisi değildi? Yalan söylemeyeni hatta bu yalanları devlet adına allayıp pullayıp bir de tehdit ekleyerek söylemeyeni var mıydı?

Üstelik kitapta Tansu'nun nasıl tuttuğunu koparan, inatçı, asla korkmayan ve yılmayan bir kişiliği olduğu da açıkça belirtiliyordu.

Ayrıca üzerinde kitaplar yazılabilecek kadar zahmete değerdi.

Ve bazılarını, onu yok etmeyi çılgınca isteyecek kadar korkutuyordu.

Faruk'a bravo! Tansu'yu -balık gözü de olsa- objektif ele almış.

Keşke Süleyman, Mesut, Hüsam, Bülent, Deniz gibi kitaplar da yazsa...

Hadi oğlum Faruk; al eline kalemi.

Şayet zahmete değerse...













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı