"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

‘Vur / kır / tutukla’ demek çok kolay

- Çok ama çok kolaydır, “PKK bir terör örgütüdür, KCK da onun şehirlerdeki yapılanmasıdır” hükmünü vererek tutuklamalara alkış tutmak.

- Çok ama çok risksizdir, “Adamlar telefon konuşmalarında neler demiş neler” haberleri yapıp “Alayını tutuklayın” diye haykırmak...
- Çok ama çok sorunsuzdur, “Ergenekon ile KCK arasında işbirliği var” diye üst perdeden sallayıp “Atın hepsini kodese” diye yazıp çizmek...
- Çok ama çok güvenlidir, polis raporlarına dayanarak “Bunları yaşatmamak lazım abi” dedirtecek türden analizler döşemek...
* * *
Bu tavrı koyanlar, bugünün koşullarında “kolay”, “risksiz”, “sorunsuz” ve “güvenilir” bir pozisyona kapağı atmış oluyorlar.
Ama soruyu “Bu tavır, memleketin geleceği açısından kolay, risksiz, sorunsuz ve güvenilir midir?” diye sorarsak...
İşin şekli bir anda değişiyor.
* * *
- Sen suçluyu suçsuzu ayırt etmeden 1940’ların, 1950’lerin “komünist tevkifatı”na benzer bir operasyon yaparsan...
- Sen “BDP’nin üstündeki PKK baskısını ortadan kaldırıyorum” diyerek BDP saflarında siyaset yapanların neredeyse tümünü hedefe koyarsan...
- Sen elindeki önemli delilleri, sadece o delillere konu olan şahıslarla sınırlı tutmayıp genel bir tutuklamanın gerekçesi haline getirirsen...
- Sen KCK operasyonu adı altında eline silah almamış, bomba atmamış şahısları da tutuklarsan...
- Sen “düşünce özgürlüğü” falan dinlemeyip sadece söz söylemiş, fikir beyan etmiş şahısları da işin içine katarsan...
Sadece ve sadece...
Öfkeyi kışkırtmış, barışı uzaklaştırmış, hıncı artırmış, umutsuzluğu körüklemiş, aykırı gidenlerin saflarını sıklaştırmış olursun...
* * *
Keşke bir pozisyon alırken, aldığımız pozisyonun bizim açımızdan “güvenli”, “risksiz” ve “sorunsuz” olmasına değil de, memleket açısından “güvenli”, “risksiz” ve “sorunsuz” olmasına odaklanmasını başarabilsek...

Sarıgül olgusu

BİR nikâh törenine katılmak üzere gittiğim Şişli Evlendirme Dairesi’nde Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ü iki türbanlı kadınla sohbet ederken buldum.
Sarıgül hemen tanıştırdı:
“Kendileri mahalle temsilcilerimiz olurlar.”
Hemen ardından da başladı mahalle temsilcilerinin ne iş yaptığını anlatmaya...
* * *
Anlattıklarından benim çıkardığım sonuç şudur:
Sarıgül, Şişli’yi temel alan müthiş bir örgütlenme gerçekleştirmiş.
Bir tür “Stalinist model” ile apartmanları, sokakları, mahalleleri örgütlemiş.
Hatırlatayım:
Benzer bir modeli Refah Partisi, İstanbul’da uygulamıştı.
Her hafta sonu bine yakın kişiyi Edirne’ye gezmeye götürme, her cuma Eyüp Sultan’da büyük buluşmalar gerçekleştirme gibi uygulamaları da var Sarıgül’ün...
Bir şey daha:
Önceleri sadece Şişli ile sınırlı kalan bu çalışmaları, hafiften İstanbul geneline taşımaya da başlamış Sarıgül.
* * *
Bir hafta içinde iki anket gördüm:
Her iki ankette de “beğenilen liderler” sıralamasında Başbakan Erdoğan açık ara önde.
İkinci sırada ise Mustafa Sarıgül var.
Bu kıssadan çıkarılması gereken hisse şudur:
İş sıkı tutulursa, çok çalışılırsa, iyi örgütleme yapılırsa, süreç iyi yönetilirse...
Şişli gibi bir ilçenin belediye başkanlığından “Türkiye’nin liderleri” sıralamasına ikincilikle girmek mümkündür.

Fazıl Say ve mavra

TWİTTER’da şu türden mavralar yapmaya başladım:
Fazıl Say eleştirisini gördüğü anda...
Hemen klavyeye sarılıp...
“Ama o bir dâhi... Ama o bir dünya sanatçısı... Ama o bir Atatürkçü... Siz kim oluyorsunuz da onu eleştiriyorsunuz” diye yazan arkadaşlara...
Orhan Gencebay’ın gayet babacan bir üslupla seslendirdiği “Bence sen de haklısın” şarkısını yolluyorum.
Hem mavra oluyor, hem de laf uzamıyor.

O fotoğrafa dair

HABERTÜRK’ün dün sürmanşetten yayınladığı sırtından bıçaklanmış kadının fotoğrafını ilk gördüğüm anda...
Ben de “Bu kadarı fazla ama” dedim.
Ben de “ölüm pornografisi” diye bir saptama yaptım.
Ben de bakamadım.
Ben de acayip sinirlendim.
Fakat bir süre sonra...
Bir parça yatıştım.
Neden mi? Anlatayım:
* * *
- Yıllardır bir avuç sivil toplum örgütü kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için yırtınıyor, takan var mı?
- Yıllardır gözü dönmüş aile bireylerinin elinden kaçırılan kadınların öyküleri yayınlanıyor, etkilenen var mı?
- Vicdanları sızlatması gereken şiddet haberleri, gazete köşelerinde yayınlanıyor, kıllar kıpırdadı mı?
- Dizi film setlerinde bile kadınların boğazları öldüresiye sıkılıyor, esaslı bir tepki ortaya kondu mu?
* * *
Ortada böylesi bir vurdumduymazlık, böylesi bir kayıtsızlık varken, tepkinin ve nefretin tümünün o fotoğrafı yayınlayan gazeteye yöneltilmesine razı mı olacağız?
Gazeteye tepki gösterirken...
Elbirliğiyle oluşturduğumuz vurdumduymazlığı ve kayıtsızlığı hedefe koymayı da unutmamalıyız.
Hiç akıldan çıkarılmasın lütfen: Bizim bakmaya bile dayanamadığımız o görüntü, bazı kadınlar tarafından her gün yaşanıyor.
Karşımızda sert, sarsıcı ve çok katı bir gerçek var.
Yani demem o ki...
Fotoğrafı yayınlayan gazeteye tepki göstermek için harcadığımız enerjinin hiç değilse bir kısmını, bu görüntünün ortaya çıkmasına yol açan vurdumduymazlığa harcarsak, çok daha hayırlı bir iş yapmış oluruz.

Pembe haber

BİR ara şöyle bir cümle kurmak acayip modaydı:
“Söyler misiniz? Bizim kaç üniversitemiz dünyanın ilk beş yüz üniversitesi arasında?”
Özellikle YÖK eleştirilerinde falan sıkça söylenirdi bu cümle...
Size bir haberim var:
Artık böyle bir cümle kurulamayacak.
Times Higher Education’un 2011 yılı en iyi üniversiteler sıralamasına Türkiye’den dört üniversite girmiş.
Bilkent, İTÜ, ODTÜ ve Boğaziçi, dünyanın en iyi 400 üniversitesi içinde yer almış.
* * *
Vaktiyle yaptığım televizyon programlarında “İlk beş yüze giren bir tane bile üniversitemiz yok” cümlesinin sarf edilmesine epey zemin hazırlamıştım.
Bu nedenle...
“İlk beş yüze giren dört tane üniversitemiz var” cümlesinin de altını çizmeyi bir görev biliyorum.

Müfteriyle mücadele yöntemi hakkında

GEÇEN gün okurlarıma sormuştum:
“Takıntılı bir müfteriyle nasıl mücadele edilir?”
Yığınla cevap geldi.
Gelen önerilerin kahir ekseriyeti, “görme / duyma / dikkate alma / boş geç” şeklindeydi.
Cevapları okuyunca fark ettim ki: Yalnız değilmişim.
Meğer herkesin hayatında bir “takıntılı müfteri” varmış.
Bana yazanların çoğu, “Ben bu konuda deneyimliyim...” diye konuya giriş yapmışlar.
Kısacası...
“Takıntılı müfteri” derdinden sadece ben mustarip değilmişim.
Bir parça rahatlamadım desem yalan olur.

X