"Güven Özalp" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güven Özalp" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güven Özalp

Vize meselesi

Türkiye, Avrupa Birliği'nden yıllardır beklediği ve istediği vize muafiyetini alabilmek için karşılaması gereken 72 kriteri zamanında tamamlayabilecek mi? AB Komisyonu teknik yeşil ışığını yakacak mı? Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi siyasi onay verecek mi? Vize muafiyeti sağlanırsa bu özel şartlara mı bağlanacak?

Bu ve daha birçok soruya şu an ne Brüksel’de ne de Ankara’da net cevap verebilecek kimse yok. Türkiye ile AB arasında yıllardır süren vize muafiyeti tartışmasında cevaplar kademeli olarak ve büyük ölçüde son dakikada gelecek.

Mülteci krizi ve sonrasındaki gelişmeler vize muafiyeti tartışmasını farklı bir boyuta taşıdı. Bu kriz yaşanmamış olsaydı bugün vize muafiyeti konusu sadece Türkiye’nin gündeminde olan bir konu olmayı sürdürecekti. Konjonktür radikal bir şekilde değişmemiş olsaydı, “AB, Türkiye’ye vize muafiyeti sağlar mı?” sorusuna verilecek yanıt da net şekilde “Hayır” olurdu. Gelinen aşamada ise sorunun cevabı “Evet” de olabilir, “Hayır” da. Sonucu teknik ve siyasi detaylar belirleyecek.

TEHDİT Mİ MALUMUN İLANI MI?

Yanıt henüz net olmasa da süreçteki bazı gelişmeler netleştirme gerektiriyor. Örneğin, “AB’nin vize muafiyeti vermemesi durumunda Türkiye’nin mevcut yükümlülüklerini karşılamasının söz konusu olmayacağı” söylemi. Bu söylem Avrupa’da çoğu çevre tarafından tehdit olarak algılansa da işin özünde teknik bir durum yatıyor. AB’nin vize liberalizasyon süreçleri geri kabul anlaşmalarıyla (GKA) ilişkilendirilmiş durumda. Türkiye için de durum aynı. Şöyle bir dönüp bakılsa Türkiye ile AB arasında Aralık 2013’te varılan anlaşmada “tehdit” olarak görülen bu unsurun yer aldığı görülür. AB’nin vize muafiyeti konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Türkiye’nin GKA’yı uygulamayı durdurma hakkı bu anlaşmanın unsurları arasında. Brüksel ile Ankara arasında 18 Mart’ta varılan anlaşmanın odak noktalarından biri de bu. Dolayısıyla tehditten ziyade malumun ilanı söz konusu. Tabii ki bu söylemin süreçte hassas bir aşamaya gelinmişken ısıtılıp durulmasının yapıcı olup olmadığı tartışılabilir.

ONAY ÇIKAR MI?

Türkiye’de AB’nin muafiyet kararı almayacağına inananların oranı çok yüksek. Yıllardır güvensizliğin tavan yaptığı bir ilişkinin bu hissiyatı yaratması da son derece doğal. AB’de de durum bir bakıma aynı. Gerek siyaset kanadında gerekse sokakta olumsuz hava hakim. AB liderleri açısından asıl sorun da bu. “Kriterlerin karşılanması halinde vize muafiyeti için yeşil ışık yakılacağı” sözü Türkiye’ye 28 AB üyesi ülkenin lideri tarafından verilmiş durumda. Bu sözün sokaktaki havayla uyum düzeyi ise çok düşük.

Türkiye her şeyden önce AB Komisyonu’ndan teknik yeşil ışık almanın peşinde. Komisyon’un net ve şüpheye yer bırakmayacak nitelikte bir olumlu görüş bildirmesi halinde Ankara’nın eli güçlenecek ve AB liderleri üzerinde “ahde vefa” baskısı artacak. Türkiye, AB Komisyonu aşamasını “kazasız” atlatma konusunda oldukça hatta gereğinden fazla iddialı.

Ankara’yı asıl sonraki aşamalar endişelendiriyor. Avrupa Parlamentosu’nun da onayının gerekiyor olması ve bu kurum içinde Türkiye’ye yönelik olumlu algının yerlerde sürünmesi sorun çıkma potansiyelini olabilecek en üst seviyelerden birine yükseltmiş durumda. AP’den olumlu bir kararın çıkmasını ancak büyük siyasi gruplar içindeki dengeler sağlayabilir.

AB Konseyi’ndeki oylamada ise oybirliği yerine nitelikli çoğunluğun devrede olacak olması Türkiye’yi biraz rahatlatıyor. Bu oylamada küçük bir ülkenin (örneğin Kıbrıs), hatta büyük bir ülkenin (örneğin Fransa) olumsuz oy kullanması olası bir olumlu kararı engellemeye yetmeyecek. Olumlu kararı engellemek için büyük ve küçük ülkelerin blok halinde hareket etmesi gerekecek.

“EL FRENİ”

Son günlerin “flaş” haberleri arasında AB’nin vize muafiyeti için Türkiye’ye yönelik “el freni” ya da “askıya alma” mekanizmaları peşinde olması da yer alıyor. Bu haberlerde de gözden kaçan unsurlar var. Bunlardan en önemlisi de AB’nin fren ve askı mekanizmalarının zaten mevcut olması. Yani AB’nin askı mekanizmasını Türkiye için icat etme durumu yok. Bu mekanizma, muafiyet sağlanan ülkelerden kural dışı gelen göçmen sayısında artış, vizesiz seyahat hakkı olup da bunu temelsiz sığınma başvurusu için kullananlarda artış, muafiyetin yoğun şekilde istismar edilmesinin de aralarında bulunduğu bazı durumlarda geçici askıya almaya olanak verecek şekilde tasarlandı. Verilmesi halinde muafiyetin askıya alınmasında AB’den çok Türkiye Cumhuriyeti pasaportu sahiplerinin yaklaşımları ve sistemi istismar düzeyleri etkili olacak.

Başından bu yana vize muafiyetinin çantada keklik olmadığını düşünenlerdenim ama gelinen aşamada bu konuya gelişmeler ve dinamikler ışığında bakmak en sağlıklısı.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI