Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Viyana'daki Türk...

"Das Museum der Unschuld"... Viyana'nın emperyal Hapsburg döneminin göz kamaştırıcı mimari eserlerinden biri Burgstheater. Görkemli kristal avizelerinin sarktığı tavan resimleri Gustav Klimt'in elinden çıkmış. Burghstheater'ın salonu pazar akşamı tıklım tıklım dolu. "Dar Museum der Unschuld" adlı kitap tanıtılacak. Orhan Pamuk konuşacak.

"Masumiyet Müzesi"nden Türkçe bölümler okuyor Orhan Pamuk. Edebiyatın ne olduğunu, kendisinin niçin roman yazdığını anlatıyor Viyanalılara. Kitabını okuyanların ve alanları, İstanbul'a davet ediyor. Kitabı göstererek 20 ay sonra açılacak olan Masumiyet Müzesi'ni görebileceklerini, gezeceklerini söylüyor.

Stefan Zweig'in şehrinde, 1961'de kendisi gibi Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmış olan Elias Canetti'nin en önemli eserlerini kaleme aldığı şehirde, kendisinden iki yıl önce aynı ödülü kazanan Elfriede Jellinek'in Viyana'sında edebiyat ve roman nedir anlatıyor ve Türkçe konuşuyor.

Burgtheater, Türklerin 1683 yılında Avrupa'dan daha öteye geçemedikleri Viyana duvarlarının yerinde bulunan Ring'in üzerinde ve Burgstheater'ın nice tarihi şahsiyetin ayak bastığı salonundaki Avusturyalı çoğunluk hayranlıkla, Türk azınlık gururla Orhan Pamuk'u dinliyor.

Viyana, bir dizi özellliği ve ününün yanısıra, psikiyatrinin kurucusu Sigmund Freud'un şehri olmasıyla da biliniyor. Öyle ki, Freud Viyana'dan başka hiçbir yerde üreyemezdi deniyor. Bu yakıştırmada, Viyana'nın "psikiyatri"ye konu olacak bir kişiliği olduğu anlatılmak isteniyor.

Bir başka "emperyal" merkezden, "Masumiyet Müzesi"nin şehrinden gelip, o müzenin kurucusu ve romanının yazarını, Türkiye'nin belki de 21.Yüzyıl dünya pazarlarına ihraç ettiği en önemli ve etkili "sermaye"yi, Orhan Pamuk'u Freud'un şehrinde, Hapsburg dekorundan kendilerini çıkaramayan Viyanalıların arasında dinlemek garip bir duygu.

***        ***        ***

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Güvenlik Konseyi 2009-2010 geçici üyeliği ile yapılan oylamanın hemen ardından Viyana'da bulunmak, Orhan Pamuk'u Burgstheater'da dinlemek kadar garip bir duygu. Orhan Pamuk'u konuşmasının sonrasında uzun imza kuyruklarından kurtulduğu vakit onun için verilecek resepsiyona beklerken Ahmet Davutoğlu'na "Avusturya kaç oy almıştı" diye soruyorum. 135 diyor. Türkiye'nin hayli altında. Türkiye, 151 oy alarak ilk turda seçildi.

Viyana'da belli-belirsiz bir "muzafferane" duygu zihnimizi yalayıp geçiyor. Orhan Pamuk performansı, bu duyguyu arttırarak besliyor sanki. İşin ilginç yanı, Türkiye ve Avusturya, BM Güvenlik Konseyi'nde Avrupa kotasında yarıştılar ve İzlanda'yı geride bıraktılar. Ama, Türkiye Avusturya'nın da çok önünde dünya ülkeleri jürisinde yarışı tamamladı.

Bu Avusturya, Türkiye'nin AB üyeliğine en alerjik ülke. Bu anlamda Fransa'nın bile önünde yer alıyor. Gelgelelim, Avrupa'dan iki ülke seçileceği vakit, dünyadaki itibarı Türkiye'nin gerisinde kalıyor.

Türkiye, içinde bakıldığında ve içinden yaşandığında ne denli pejmürde görüntü veriyor, enerjisini iç didişmelerle, "yan yollar"da ne ölçüde heba ediyorsa, dışına çıkıldığında o denli, o ölçüde heyecan verici bir ülke. Kendisine rağmen..

Uluslararası politikada silik Avusturya'nın ölgün geceli, yorgun başkentinde bu daha da belirgin biçimde fark ediliyor.

***     ***     ***

Orhan Pamuk'u "Masumiyet Müzesi"nin Almanca çevirisinin yayınlanması nedeniyle Viyana'da görmek,  üstelik Burgtheater'da dinlemek hoş bir rastlantı idi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Türkiye'nin son yıllarda en parlak diplomasi başarısını elde etmesinden, Avusturya ile birlikte BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinden 48 saat sonra Avusturya başkentinde bulunmak da ilginçti. O da bir rastlantı idi.

"Türkiye'nin Yeni Dış Politika Stratejileri 'Doğu ile Batı arasında' başlıklı bir toplantı nedeniyle Viyana'dayız. O başlık adında gün boyu sürecek toplantının bir de tuhaf sıfatı var: "Sessiz Kollokyum". Gün boyu, Avusturyalı bakan ve diplomatlarla birlikte "Sessiz Kollokyum"da ses çıkartmak, konuşmak için Viyana'ya geldik.

Türkiye'nin Ortadoğu'daki Yeni Rolü, Türkiye'nin Kafkasya ve Ötesinde Yeni Dış Politika Konumu, Türkiye'de "İslami ve Batı Paradigmaları", Türk Diplomasisinin önündeki "Challenge"lar gibi konu başlıkları altında konuştuk. Tüm bunlar Türkiye'nin Avrupa Birliği katılım sürecinde bir ülke olmasının elverdiği Avrupalılarla diyalog konuları.

Türkiye'nin AB'ye katılımına en alerjik ülkenin, Türkiye'ye ilişkin "tarihi travması"nı bir türlü halledememiş başkentinde bunları konuşurken, Viyana'ya Orhan Pamuk'u sunan, dış politikasında "yüksek moral"li Türkiye'nin, sunabileceği en etkili "kozu"nu bagajımızda getiremediğimizin de farkına burada bir kez daha varıyoruz: Avrupa Birliği yolunda ilerleme!

Bu alanda içerde "yeni reformlar", o ivmeyle "dışarıda" yakın gelecekte atılması tasarlanan adımlara ilişkin söyleyebileceğimiz hemen hiçbir şeyin bulunmadığının da farkındayız.

Bu konuda gerçekten bir "sessiz kollokyum" halindeyiz.

Başta siyasi iktidara, ve hemen ardındn durup kendimize sormakta yarar var: Avrupa Birliği yolunun neresindeyiz? Bu yolculuğa gerçekten devam ediyor muyuz? Zaten bazı AB ülkelerince önümüze döşenmiş mayınların bulunduğu bu yoldaki yolculuğumuzu savsaklamak, Türkiye'nin başına ne belalar getirecek, ne çoraplar örecek?

Bunu düşünüyor, bunu tartışıyor muyuz?

X