Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Viyana'da eğlence

Serdar TURGUT

Dünyanın en sıkıcı televizyon kanallarının Viyana'da olduğuna bahse girerim.

Adamlar düşünmüşler taşınmışlar, diğer ülkelerde ve tabii başta Almanya'da ne kadar insanın içini bayan kanal varsa kablo sistemlerine almışlar.

Avusturya'nın kendi kanallarını hatırlamak dahi istemiyorum, çünkü bunlarda ya bir kayak yarışması naklen yayınlanıyor ya da gürbüz ve kırmızı yanaklı kadın-erkekler sıkıcı olduğu her haliyle belli olan bir konuyu saatlerce tartışıyorlar.

Bu arada yeri gelmişken söylemeliyim ki ben dünyada belirli bir anda bu kadar fazla kayak yarışmasının yapılmakta olduğunu ilk kez Viyana'da fark ettim.

Viyanalılar bu yarışmaları seyrederken aşırı heyecanlanıyorlar.

Yüzlerine bakınca anlayabiliyorsunuz bunu. Çünkü arada bir ya bir kaşları havaya kalkıyor ya da ağızları hafif büzülüyor.

Avusturya'da bu tip hareketler aşırı derecede kaba ve toplum huzurunu bozucu davranış olarak değerlendiriliyor ama işte ne yapalım yine de zaman zaman kendilerini tutamayanlar çıkıyor arada.

***

Dünyada olabilecek en büyük kültür şoku evinde çanak anten olan Türkler'de televizyon seyredilirken yaşanıyor.

Diyelim ki Avusturyalı bir misafiriniz geldi eve.

Siz buğday birasını doldurmak için mutfağa gittiğinizde misafiriniz de uzaktan kumanda aletini eline alıp, zaping yapmaya başlıyor.

İlk kanalda klasik müzik konseri var. İkinci kanalda kayak yarışı var. Üçüncü kanalda başka bir yerdeki kayak yarışı yer alıyor. Dördüncü kanalda uzmanlar Avusturya'da neden vejetaryenizmin tutunamadığını tartışıyorlar. Beşinci kanalda Freud'un aile albümünden seçilen fotoğraflar klasik müzik eşliğinde gösteriliyor.

Ve birden altıncı kanala geliniyor. Uydudan alınan İnterstar kanalı bu. 10-15 kadar kişi kendilerini yerden yere atıyorlar. Kadınlar ‘lulululu’ diye haykırıyor.

Bir adam gömleğinin önünü açmış, göbeğini yumrukluyor.

Biraz ötede kan revan halinde cesetler yerde yatıyor. Polis onları seyrediyor.

Sonra bir ara polis, fazla gürültüden sıkıldığından olsa gerek, kadın ve erkekleri dövmeye başlıyor.

‘Lululululu’ diye bağıran kadınlar polise saldırıyorlar.

Polis önde, şalvarlı kadınlar arkada bir kovalamacadır başlıyor.

Sonra ailenin erkekleri kameramanlara saldırıyor ve gazetecilerden dayak yiyorlar.

Siz birayı doldurup misafir odasına döndüğünüzde Avusturyalı arkadaşınızın korkudan irileşmiş gözlerle ekrana baktığını göreceksiniz.

Hele adamcağız ‘‘Bu ne programı?’’ diye sorduğunda ‘‘Haberler’’ diye cevap alınca şu iki şey birbiri ardına cereyan edecektir:

1- Adam o anda şak diye düşüp bayılacak.

2- Ayıldıktan sonra da doğruca gidip neo-Nazi partisine yazılacaktır.

***

Evet neo-Nazi partisi yükseliş içinde Avusturya'da.

Bu çok şaşırtıcı bir şey değil çünkü kendileri bunu ne kadar unutmaya çalışsalar da sonuçta Avusturya Hitler'in de memleketi.

Gerçi Avusturyalılar bu konuda çok duyarlılar. Kimse faşist, Nazi gibi kavramları duymak bile istemiyor.

Ancak şurası da muhakkak ki hayatta bazı şeyler genlerle belirleniyor.

Sıradan Avusturya vatandaşının içi kıpır kıpır. Kimseye çaktırmayıp göstermemeye çalışsa da, baskı altında tutmak istese de içi fazla enerji ile dolu.

Bu enerjisini komşu ülkeleri istila etmekle atamadığı için de abuk şeyler yapıyor.

Bu anlatacağım olay da doğru:

Bazı Avusturyalılar ‘‘Bari başkalarına kötülük yapamıyoruz, kendimizden çıkaralım hırsımızı’’ diye düşünüyorlar.

Yasak olan ama çok da popüler olan bir ‘‘spor’’ var Avusturya'da.

Çığ düşme tehlikesi olan dağlık bir bölgeye gidiyorlar.

Havaya eteş edip çığ oluşmasını sağlıyorlar.

Sonra hızla aşağı kayan dev kar selinin önüne geçip, kayakla aşağıya kayıyorlar.

Çığa yakalanırlarsa henüz kurulmayan beşinci Reich'a bir şehit daha verilmiş olunuyor.

Kaçmayı başarırlarsa da fazla enerjilerini atmış oluyorlar ve başka insanlara zarar verme içgüdüleri baskı altına alınıyor bir süre daha.

***

Tipik Türk davranışlarından bir tanesi de aşırı egoizmdir.

Bizim memlekette hemen hemen hiçbir sistematik düşüncenin, bir siyasi fikrin, hiçbir sistematik ideolojinin tam olarak yerleşememesinin, filozofumuzun olmamasının nedeni Türk vatandaşlarının ezici çoğunluğunun eğitimsiz oldukları halde aynı andan hem aşırı kurnaz, hem de aşırı egoist olmalarıdır.

Avusturya'da bu karakteristik özelliğimizin tipik örneklerinden bir tanesini gördüm.

Azınlıkta olsalar da bazı Türkler'in Avusturya'daki neo-Nazi partiye üye olmaları siz de kabul edersiniz ki fazla rasyonel bir şey değil.

Faşist olmasınlar demiyorum, sonuçta bizim memleketin çocukları bunlar ve faşist de olacaklar tabii ki ama en azından Türk faşisti olarak kalsınlar.

Onlarsa gidip neo-Nazilere oy veriyor ve hatta üye de oluyorlar bu partiye.

Nedenleri ise harikulade bir mantığa dayanıyor.

Neo-Naziler memlekete yabancı göçmen gelmesine karşılar ya.

Bu Türkler, ‘‘Memleketten daha başka adam gelmesin. Gelirlerse bizim haklarımızı kısıp onlara da vermek zorunda kalırlar’’ diye düşünüp neo-Nazi oluyorlar.

Yani memleketimdeki insan manzaraları konusunda son derece kötümser olduğum halde ben bile bu anlatılan olayı duyunca biraz şaşırmadım desem yalan olur.

Egoizmin de bir sınırı olmalı diye düşünüyordum, şimdi bu fikrimi değiştirdim.



X