Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Vicdanınız varsa...

Bugün 19 Ocak. Bundan tam 5 yıl önce Hrant Dink, bugün kahpece, arkasından vurularak katledilmişti. O günden beri, her yıl 19 Ocak’ta Hrant, vurulduğu yerde, kurucusu ve yöneticisi olduğu Agos gazetesinin önünde anılıyor. Her seferinde bir kişi konuşma yapıyor.

Hrant’ın öldürülmesinin üçüncü yıldönümünde oğlu Ararat Dink konuşmuştu. Ararat (Arat) heyecanını zapt edemeyerek, Hrant Dink cinayeti davasını yürüten özel yetkili mahkemenin yaklaşımına gönderme yaparak, “Üç yıldır bizimle dalga geçiliyor” diye haykırmıştı.

Birçok kişi gibi ben de önceki gün Hrant Dink davası kararının açıklanmasından sonra, “O sözleri çok erken söylemişsin. Dalga geçmek için asıl bugünü beklediler” dedim.

Hrant Dink davasına ilişkin kararın açıklandığı sırada Beşiktaş’taki 14. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda ben de vardım. Karar açıklanırken kulaklarıma inanamadım. Herkes şoktaydı. Zihnimi, “Türk adaleti bugün intihar etti” cümlesi hızla yaladı geçti.

Anlaşılan herkes benim kadar “rasyonel” düşünme zamanı tanımamıştı kendisine. İzleyicilerden biri, mahkeme heyetine öfkeyle, “Utanın. O cübbelerinizi çıkartın” diye haykırdı. Mahkeme heyeti kendilerine yönelik “hakaret” üzerine, o seslenen kişinin “gözaltına alınması” talimatı verdi.

 Önüne geleni “terör örgütü kurmak, terör örgütüne üye olmak”
suçlamasıyla içeri atmaya alışık “özel yetkili mahkeme”, yıllardır bir “terör örgütlenmesi” olduğunu bas bas bağıran HrantDink’in katillerini “örgüt suçundan beraat ettirirken”, adeta refleksle en çok alıştığı şeyi yapıp, “gözaltı” kararını, “vicdanı incinmiş” bir kadın için derhal çıkarttı. Ama öylesine “aciz” idiler ki, bu kararları uygulanmadı. O haykırışı yapan kadın, gözaltına alınmadı; Beşiktaş Adliyesi’nden Agos’a kadar protesto yürüyüşünde aramızdaydı.

Mahkemenin ağırlığını, sanıklardan biri hakkında hüküm vermeyi unutmuş olmasından anlayın. Böyle bir mahkemenin ciddiyetinden söz edilebilir mi?

Hem madem, Hrant Dink cinayeti, Trabzon’un Pelitli beldesinden iki çocuğun eseridir, ortada “örgüt” falan yoktur; öyleyse bu dava niçin “örgütlü suçlar”la ilgili çalışan “özel yetkili mahkeme”de yargılanıyor? Madem böyle bir hüküm vereceklerdi; niçin “görevsizlik” kararı vermediler. İki kişinin işlediği “adi cinayet”in görüleceği yer bir ağır ceza mahkemesi değil midir? Özel yetkili mahkemeye ne gerek var?

Nereden baksanız, Hrant Dink davası süreci ve verilen hüküm, elinizde kalıyor. Türkiye’de “adalet” kavramı ve “adalet ve yargıya inanç” yok oluyor.

Mahkeme salonundan çıkışta, -ismini vermeyeceğim- bunca yıldır bugünkü hükümete yakınlığıyla bilinen ve gözyaşı döktüğünü hiç görmediğim bir meslektaşım sinirinden ağlıyordu. Sinirden titriyordu.

Mahkeme salonunun dışında Hrant Dink aile fertlerinin gözlerinden kaçırdım bakışlarımı. Yine de dayanamayıp, karar günü adaletin gerçekleşmeyeceğinden emin olduğunu bildiğim, Hrant’ın iki kardeşinden birine, “Bu kadarını beklemiyordunuz herhalde. Hiçbirimiz beklemiyorduk” demekten kendimi alamadım. Soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu. “Belki gerçek yüzlerini göstermek bakımından bu daha iyi oldu” dedi. Ama bir-iki dakika içinde çözüldü. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Koluna girdim. Beşiktaş’tan Nişantaşı’na kadar birlikte yürüdük. Hrant’ın tertemiz kanı gibi onun saf gözyaşlarını yerde bırakmamak namusunun hepimizin üzerinde olduğunu düşündüm.

Ne yapabiliriz?

Bir toplumun vicdanının bu kadar, böylesine aşağılanması, tahkir edilmesi karşısında ne yapabiliriz? Ne yapmalıyız?

Parmaklarımız, ister istemez, “siyasi otorite”ye dönüyor. Dönecek. Eğer, Hrant Dink davasına ilişkin, gerekli, hatta zorunlu ve yeterli bir “siyasi irade” ortaya konmuş olsaydı, o salondan böyle bir karar çıkamazdı. Bunu biliyoruz.

O yüzden, siyasi iktidara “Koyun ortaya siyasi iradenizi. Bunu yapmazsanız, bütün adli süreçleri, bir bakıma varoluşunuzu borçlu olduğunuz Ergenekon ve Balyoz dahil, her şeyi, şaibe altına sokacaksınız” diyeceğiz.

“Kamu vicdanı”nın“ayaklanması” karşısında “mesajı” almışa benziyorlar. Adalet Bakanı’nın, ardından Başbakan Yardımcısı’nın, Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları, toplumda “adalet inancının çöküşü”nü gördüklerine işaret ediyor. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, açıkça, kararın “vicdanları yaraladığını” söylemek zorunda kaldı.

Yani, “yargı bağımsızdır” diyerek basmakalıp bir söylemle “sorumluluktan kaçış”ın bu kez imkanı kalmadı.

Cumhurbaşkanı Gül’den Başbakan Tayyip Erdoğan’a, bu ülkenin yöneticilerinin tümüne seslenmeliyiz:

“Daha önce defalarca, Hrant Dink davasının, bu ülkede “demokrasi ve adalet” için bir “turnusol kağıdı” olduğunu söyledik. Anlaşılıyor ki, anlamamışsınız. Bu çıkan sonuçtan sonra da anlamamaya devam ederseniz, bu ülkeyi yönetilemez hale getireceksiniz. Adaletsizliğin enkazı altında en başta siz kalacaksınız. Gereğini yapın! Az da olsa hala şansınız var!”

Bugün “Türkiye’nin vicdanı”, saat 13’te Taksim’den Agos’a yürüyecek. Siz de gelin. Bekleriz...

X