Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Vergilerin hesabının sorulamadığı rejimin adı demokrasi değildir

KUSURUMA bakmayın, biraz siyaset bilimi dersi gibi olacak ama geçen gün twitter’da yaşadıklarım bu temel bilgileri aktarmanın gerekli olduğuna beni ikna etti.

Bugünün modern demokrasilerinin temeli, Birleşik Krallık’ta lordlar ile İngiliz kral arasında 1215 yılında imzalanan Magna Carta’ya dayanır.
Burada uzun uzun detayına girmeyeceğim ama Magna Carta, kralın otoritesini sınırlar; bu anlamda belki de ilk ‘anayasa’dır. Peki ne yapar da sınırlar? İki temel prensip getirir Magna Carta: Hukukun üstünlüğü ve bütçe hakkı.

* * *

Bugün konumuz bütçe hakkı. Eskiden kralın temsil ettiği, bugün halka dayalı olan devlet, vatandaşından vergi toplar.
Bu vergiyi hem ne kadar toplayacağını hem de topladığı bu parayla ne yapacağını önceden ilan etmeye, para harcanacak konularla ilgili önceliklerin belirlenmesinde vergi verenlerin belirleyici olmasına ‘bütçe hakkı’ diyoruz kabaca. Demokrasi adını verdiğimiz rejim birbirini tamamlayan bu iki unsur üzerine kuruludur: Hukukun üstünlüğü ve bütçe hakkı.
Bütçe hakkı, ülkeyi yöneten iktidarın denetlenmesinde en temel araçtır.
Bu fazlasıyla basitleştirilmiş anlatımı yapma sebebim belli: Deprem sonrası ortaya çıkan ‘Nereye gitti bizim deprem vergileri’ tartışması.
Bu, son derece sağlıklı bir aşama. Umarım vergilerin hesabını sorma konusunu sürekli kılabiliriz; hükümetlerin yapmaya kalktığı her harcamayı, ‘Peki ama kaynağın nerede’ diye sorgular, ‘Bak benden yeni vergi isteyeceksen yapma daha iyi’ noktasına gelebiliriz.
Bizde adı ‘deprem vergisi’ olan bir vergi yok; deprem sırasında önce geçici diye gelen ama 2004’ten itibaren kalıcı olan yeni vergiler var.

* * *

Dün yazmaya çalıştım, o vergiler geçmişteki bir deprem için, 1999 felaketi için kondu; çünkü ortaya inanılmaz bir beklenmedik gider kalemi çıkmıştı.
Biz vergilerimizin hesabını sormayan bir toplum olduğumuz için o dönem kimsenin aklına Meclis Plan Bütçe Komisyonu’nda bir alt komisyon oluşturmak ve bu komisyonun bize her yıl deprem harcamalarını ve deprem vergisi gelirlerini raporlamasını istemek gelmedi.
(Amerikan Kongresi 70’lerin başında ‘Bürokrasiyi azaltma kanunu’ çıkardı, kanunun emredici hükmü sayesinde her yıl bürokrasinin nasıl azaltıldığı hala raporlanıyor. Aynı şekilde yakıt tasarrufu için karayollarına sürat sınırı getirildi, Kongre her yıl bu sayede ne kadar yakıt tasarruf edildiğini de raporlayıp halka duyuruyor.)
Ama vergilerin hesabını sorma konusunda hiçbir gün geç değil. İktidarların vergilerin nasıl harcandığının hesabını tam olarak vermediği rejimlere demokrasi denmez.

* * *

Peki bizde veriliyor mu? Hayır, verildiği söylenemez, daha çok verilir gibi yapılıyor. Çünkü uzunca bir zamandan beri bizim konsolide devlet bütçemiz pek de esnekliği olmayan, kabaca personel giderleri, cari transferler ve faiz ödemelerinden oluşan bir bütçe.
Ama şimdi şimdi bu bütçede bir dizi esneklik alanı belirmeye, iktidarlara yatırım yapabilecekleri ve yatırım öncelikleri belirleyebilecekleri alanlar çıkmaya başladı. Siyaset denen şey ve siyasi tercih tam da burada yapılıyor işte.
Bir kez daha yazayım: Vergilerimizin hesabını sormaya başlamak için hiçbir gün geç değil. Yeter ki bu hesap sorma işi kalıcı olsun. Hep olsun.

Kalıcı Afet İdaresi, yeniden...

GALİBA dün derdimi yeterince iyi ifade edememişim, bazı okurlardan ‘Zaten kalıcı bir afet idaresi var’ gibisinden mesajlar geldi.
Evet elbette var. Ama benim kastım bu değil.
Benim, kalıcı bir ‘Afet İdaresi’nden kastım, afet anında olağanüstü yetkilerle devreye girecek, valilerin, hatta bakanların yetkilerini kullanacak ve afetten kısa süre sonra devreden çıkacak olan bir idare.
Ve bu idare, kadrolarıyla kalıcı olacak. Kalıcı olacak ki, bilgi biriktirsin, prosedürler tasarlasın, tatbikatlar yapsın ve bu sayede de afete daha etkili müdahale edebilsin.
Bakın Van’a... Sebebinin ve kimin haklı olduğunun bir önemi yok, kentte vali başkanlığındaki kriz masası ile Van Belediyesi arasında derin bir anlaşmazlık var; işler birbirini engelleme raddesine gelmiş durumda.
Olağanüstü yetkileri olan bir afet idaremiz olsaydı, bu karmaşa hiç yaşanmazdı, vali de belediye başkanı da bu idareyle çalışmak zorunda kalır, pazar günkü depremden beri yaşanan koordinasyonsuzluk yaşanmaz, bu sebeple acılar çekilmezdi.

Van İçin Rock!

TOPLUMDA herkesin ortak bir acıya biraz olsun derman olabilmek için çaba içine girmesi çok güzel.
Hafta içinde televizyonlar ortak yayın yaptılar, azımsanmayacak bir para toplandı depremzedelere harcanmak üzere.
Gazeteniz Hürriyet Van’a bir mahalle kurmaya kararlı, kampanya hala devam ediyor.
Dün gördüm, İstanbul’daki sanat galerileri de Van’a yardım için bir şeyler yapıyor.
Bu çabalardan bir tanesi de yarın akşam İstanbul’da, Küçükçiflik Parkı’nda düzenlenecek olan ‘Van İçin Rock’ konseri. Şimdiden 10 binden fazla kişi bu konsere bilet aldı, yani Van’daki depremzedelere bağışta bulundu bile.
40’tan fazla müzisyen ve topluluğun çıkacağı konseri bence kaçırmayın; Van’a siz de elinizi uzatın.

X