Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Verdi, sanatçılar ve Fenerbahçe

<B>GIUSEPPE Verdi'</B>nin ünlü operası Il Trovatore'nin galası çarşamba akşamıydı. Aynı saatte Fenerbahçe'nin Çaykur Rizespor kupa maçı vardı.

Aklımın ve gönlümün yarısı Il Trovatore'yi izlemeye hazırdı.

Öteki yarısı ise Fenerbahçe maçındaydı.

Salona girdiğimde maç henüz başlamamıştı. Çaresiz telefonumu kapattım.

Opera başladı. Tanrı'nın opera bestelemek için yarattığı Verdi 1852 ilkbaharında yapıtın müzik çalışmalarına başlamış, aynı yılın sonbaharında da tamamlamıştı.

Operanın ilk gösterimi 19 Ocak 1953'te Roma Apollo Tiyatrosu'nda yapılmıştı.

O gece aşırı yağıştan Tiber Nehri taşmış, Roma'nın büyük bölümü sular altında kalmıştı. Buna rağmen halk çamurlara bata çıka tiyatroya gelmiş ve bu nefis eseri izleme mutluluğunu tatmıştı.

Il Trovatore'yi bestelediğinde verdi 40 yaşındaydı.

Operanın savaş, aşk ve ihanetten oluşan öyküsü trajik bir sonla noktalanır. Zalim kont áşık olduğu kadını elde etmek için onun sevdiği adamı ölüme mahkum eder.

Genç kadın, sevdiği adamı kurtarabilmek için kontla birlikte olmayı kabul eder. Ama kontun olmamak için sevgilisini kurtardıktan sonra canına kıymaya karar verir.

Sevgilisi serbest bırakılınca yüzüğündeki zehri içer ve ölür. Aldatıldığını anlayan kont da adamı öldürür.

* * *

Il Trovatore konusunun ağırlığı nedeniyle durağan bir operadır. Ancak Verdi müthiş bir ezgi zenginliği ile ve koroyu büyük bir ustalıkla kullanarak yapıtı hareketlendirir.

Operayı sahneye koyan Yekta Kara savaş tutkusunun çağların değişmeyen bir felaketi olduğunu vurgulamak için günümüz savaşçılarını modern silahlarıyla oyunda sık sık kullanıyor.

Bu da operayı daha anlamlı ve hareketli hale getiriyor.

Kont Luna'da Mete Uğur, Leonora'da Perihan Nayır, Manrico'da Erol Uras, Azucena'da Jaklin Çarkçı, Ferrando'da Kenan Dağaşan çok başarılıydılar ve izleyiciden büyük alkış aldılar.

Öteki oyuncular ve koro da çok başarılıydı.

Birinci perde sona erip ara verilince maç aklıma geliverdi. Hemen fuayede cep telefonunu açıp gazeteyi aradım.

Haber kötüydü, Fenerbahçe 2-1 mağluptu. Maçın bitmesine 15 dakika vardı.

İkinci perdeyi izlemek için salona girerken bir kez daha aradım. Sonuç değişmemişti. Maçın bitmesine bir iki dakika kalmıştı.

Umutsuzca telefonu kapadım.

* * *

İkinci perde başladı, maçı yine unutup daldım Verdi'nin olağanüstü müziğine...

Mete Uğur harikaydı, Jaklin Çarkçı, Erol Uras olağanüstüydü. Genç soprano Perihan Nayır da öyle.

Perde inene kadar maç aklıma bile gelmedi. Il Trovatore'yi yaratanlar tam kadro dakikalarca alkışlandılar.

Dışarı çıktık. Elim bir türlü telefona gitmiyordu. Bir arakadaşım bizi eve bırakacaktı. Otomobiline bindik.

‘‘Biliyor musun, Fenerbahçe kupadan elendi’’ dedim.

Şoförü heyecanla araya girdi:

‘‘Hayır hayır. Fenerbahçe eledi.’’

‘‘Nasıl eledi, maç 2-1'di.’’

‘‘Evet öyleydi ama 85. dakikada 2-2 oldu. Uzatmada Fenerbahçe 2 gol daha attı.’’

Bu haberle Il Trovatore'nin lezzeti daha da arttı.

Hem Verdi, hem sanatçılar hem de Fenerbahçe... Doğrusu muhteşemdi.
X