« Hürriyet.com.tr

Vendee’deki Eşek Evi’ni görmek, British Museum’a gitmek kadar önemli

Adeta evi sırtında bir yazar Enis Batur. Yılın bir kısmını İstanbul’da kalanını Paris’te geçiriyor. Arada farklı duraklarda mekik dokuyor.

Çağlayan ÇEVİK / ccevik@hurriyet.com.tr
X

Küçük bir kasaba, ücra bir köyden bile notlarla, fotoğraflarla dönüyor. Kırmızı Kedi Yayınları’nca yayımlanan yeni eseri Ziyaretler Kitabı’nda Fransa’daki gezi notlarına yer veriyor.

Yola koyulmak mı, yolda olmak mı sizi daha çok cezbeder?
- Yolda olmak tabii. Yol hali özel bir nabız yaratır bünyede, kalp atışlarınız değişir. Dünyanın bizim sokağımızdan ibaret olmadığını hatırlatır vardığımız her liman. Seyahat yalnız bir mekana doğru gidiş değildir, gittiğiniz yerlerde hemen hep geçmiş, bazen da gelecek bekler sizi.
Seyahat sizi nasıl, ne kadar besliyor?
- Yazar hiç hareket etmeden de yolculuğa çıkabilen kişidir, ne de olsa işi gücü hayal âlemiyle! Bir bakıma uçan halı seferleri düzenleriz her kitabımızla. Metinlerimi gezi edebiyatının olsa olsa ucuna koyabiliyorum, benimkisi daha çok yer değiştirme marazı. Ufuk değiştirmek, kişiyi tutsağı olduğu yaşama çarkından bir süreliğine uzaklaştırdığı için besleyicidir. Dünyanın bizim sokağımızdan ibaret olmadığını hatırlatır vardığımız her liman. Birkaç saatimizi geçirdiğimiz bir noktanın yıllar boyu bize bir şeyler yansıtmayı sürdürmesi bundan.
Önceden planladığınız bir metin için mi gidiyorsunuz, yoksa gittiğiniz yer kendi metnini mi doğuruyor?
- Genelde her yolculuk yazı kıvılcımları yaratır ama, her seferinde bir kitap doğması gerekmez. Öteki uçta, bazen, bir kitabı yazmak için bir “yer”e gitme zorunluluğu devreye girebilir. Ekim başı, Remzi Kitabevi “Siyah Sert Berlin” başlıklı kitabımı yayımlıyor: Burs alıp Berlin’e gitmeseydim, çoktandır kafamda tasarladığım halde kitabı yazamayacaktım.

Vendee’deki Eşek Evi’ni görmek, British Museum’a gitmek kadar önemli

BELGESEL YETMEZ MUTLAKA GÖRMELİYİM

Enis Batur’un seyahatnamesi hangi şehirle başlar ve hangi şehirle biter?

- Günümüz yazarından Evliya Çelebi gibi yazması beklenemez. Benimkisine seyahatname demek şart değil, hepsine birden ziyaret tutanakları muamelesi de yapılabilir. Gene de, benim gözümde, ileride hepsi bir araya gelince, bütünüyle şahsi ve muhterem bir Enis Çelebi Seyahatnamesi’nden söz edilebilecektir! Doğduğum Eskişehir’le başlar, söneceğim şehirde bitecektir. O iki noktanın arasını en çok İstanbul ve Paris’le doldurduğum sır sayılmaz.
Şehirlerde özgün hikâyesi olan mimarî yapıların peşine düşüyorsunuz. Yeni bir metin için hareket noktası mı, yoksa başka bir metinde okuduğunuzu görmek arzusu mu?
- O yapılar doğrudan hedeftir! İsviçre’de, Il Girasole adı verilmiş, bir motor mekanizmasıyla kendi etrafında 360 derece dönebilen bir modern konut var. 10 yıldır bir fırsat doğsa da gidip yüzyüze konuşabilsem onunla diye bekliyorum! İnternette bu yapıyla ilgili bir belgesel film var ama gördüm ki yetmiyor, ille de çıplak gözle göreceğim!
Çektiğiniz fotoğraflarda mı, harfler arasında mı daha çok seviyorsunuz şehri?
- Fotoğraf çekmenin en büyük yararı size görme açıları seçeneği vermesi. Kadraj düzenlemeleri yaparken daha önce fark edemediğiniz ayrıntılara eriştiğiniz oluyor. Yazının fotoğrafa ihtiyacı olmamalı, yazı fotoğrafla birlikte bir başka katman yaratmalı.

MİNYATÜR KASABAYI TEK KİŞİ İNŞA ETMİŞ

Yeni kitabınıza Ziyaretler Kitabı ismini vermişsiniz. Kutsal addedilen, dua edilip, dilek tutulan yerler için de kullanılıyor ziyaret sözcüğü...
- Yerinde bir gözlem, “Ziyaret” kavramını anlam yelpazesini iyice geniş tutarak kullanıyorum. Herhangi bir inanca, bir inancın gerektirdiği ritüellere bağlı kalmaksızın gidip saygı duruşunda bulunuyorum mekanlara. Şehir, kasaba, köy ya da tapınak, yıkıntı, sivil mimari ürünü farketmiyor benim açımdan: İnsan elinden çıkmış her şeyi bir tür kutsama eğilimi var bende. Hemen hepsini canlı organizmalar gibi algılıyorum ayrıca, yolcu onlara gidince ağırlıyorlar sanki.
Hangisi sizin için daha kutsaldı bu mekânlardan?
- Ayrım yapmak zor. Sanırım kitaptakilerden en coşku uyandıranı, Korsika’daki ‘minyatür kasaba.’ Renâ Mattei, Ajaccio girişinde boş bir araziye tek başına inşa etmiş minyatür Korsika kasabasını. 1964’te başlamış; varını yoğunu yatırmış, yaşamını ona adamış, “özel hayatımda ciddi sorunlar yaşadım bu nedenle” diyor. Yol üzerinde olmasına karşın geçenler durmuyormuş; yetkililere başvurmuş, ‘sağolsunlar’ burayı ayırmışlar eserine, gelgelelim taşınırken pek çok parçası harabolmuş. Yeniden yapması gerekmiş. Sevdalı bir hemşerinin, onca göznuru akıtarak şehir içinde şehir kurması büyük bir heyecan yaratıyor insanda. Kaldı ki, büyüklerin oyuncak yaratmaları, bunu benzerleriyle paylaşmaları başlıbaşına saygın bir davranış. Bende Güliver duygusu doğurdu.
Korsika kasabaları, köyleri çok çetin yerler. Çoğu kıyıdan uzakta ve yarı ıssız: İki kişinin yaşadığı köyler gördüm. Bastia’daki “minyatür kasaba” tipik bir Ham Sanat ürünü: Tek başına, bir gönüllü, yıllardır ince eleyip sık dokuyarak yaratmış onu. Bastia’ya yolu düşen onu ıskalamasın! 30 yılı aşkın bir süredir müze-kentleri, büyük kent müzelerini gezer dururum, son yıllarda pek az ‘yapıt’ karşısında böyle bir iç kabarması yaşadımsa bunda en büyük pay ‘yüksek sanat’ın etki alanından hayat beni kıyıya doğru ittiği,
çektiği içindir.

EŞEK CENNETİ

Vendee’deki Eşek Evi’ni görmek, British Museum’a gitmek kadar önemli

Kitapta bahsettiğiniz, okyanus kıyısındaki Vendee bölgesinin Eşek Evi ile Noirmoutier Adası’nı karaya bağlayan Le Gois Yolu da sıradışı mekânlar. Tekrar gittiniz mi?
- Beauvoir sur mer’den Le Gois Yolu’nu denemek için sapmıştım. Birkaç kilometre sonra gözlerim yuvalarından fırladı, okuyunca: Maison de l’ane. Hemen durdum ve arka bahçesine park ettim. 3.50 Euro’ya gezilen bir eşek cenneti gerçekten de! Şu sıralarda, benim gözümde dünyanın en önemli müzesi bu: Saymadım tam ama 8-10 ayrı türden 30 kadar eşekle baş başa kaldım dakikalarca, başlarını okşadım, sırtlarını okşadım, tanrım nasıl da sokulganlar, seslendim her birine konuştum. Bir eşeğin, eşeklerin yanındaysanız, ne denli manasız ve çirkin olduğunu insanların kavramamak olanaksız. Farklı yörelerden beyaz, benekli, uzun tüylü, çok uzun kulaklı olanları; eşek, sıpa, katır, ‘bardot’, bodur eşek, düpedüz domuza benzeyen bir Asya tipi eşek – ne güzellik. 1996’da kurmuş burayı o sevimli adam. Bir kulübe, bir kapalı ahır, çitlerle bölünmüş geniş bir alan. Daha sonra bir kez daha gittim. Bu sefer Fatma Tülin de yanımdaydı ve onu eşeklerden bir türlü koparamayınca yemek yiyecek yer bulamadık, aç kaldık. Eşek Evi gelişmiş iyice, hem eşek türleri çeşitlenmiş, hem de başka canlılar katılmış kervana. Benim gözümde British Museum’a gitmek kadar önemli. Eşekler, canlı olarak insanların ne kadar çirkin olduğunun açık kanıtları.

En sevdiği beş şehir
Napoli, Paris, İstanbul, Roma, Barselona

Seyahate hangi ulaşım aracıyla gider?
Otomobil, tren, gemi

Seyahatte ne yer ne içer?
Yerel lezzetler, içkiler

Kiminle seyahat eder?
Ressam Fatma Tülin’le

Seyahatte ne okur?
Gittiği ülkeden bir şiir kitabı

Seyahat çantasının vazgeçilmezleri neler?
Defter, fotoğraf makinesi

Seyahatten ne alır?
Eski kartpostal

Kaynak: Çağlayan ÇEVİK / ccevik@hurriyet.com.tr

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünyayı turlayarak düğün çekimi yapan çift
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Yedi yıldır karavanlarıyla dünyayı geziyorlar
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Çin'deki büyük buz mağarası hiç erimiyor!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Sanal değil gerçek! 30 bin dolar verip kayboluyorsunuz
Hafta sonu Hafta sonu
İstanbul'da saklı cennet: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi
GezginGezgin
Su ve ateşin şehri: Budapeşte