"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Ve Cemil ve Bekir ve Pınar

Ramazan ramazan "tövbe tövbe" diyebilirsiniz belki, ama tövbelik durumu çoktan aştık. İşin gerçeği bu.

Yani: Gözünüzü kapasanız da sağa sola, bakınız neler neler oluyor...

Tam sekiz yıldır Cemil İpekçi’yle, basının özen gösterdiği diliyle "özel arkadaşı", yani aslında sevgilisi olan Bekir Coşar, bir süre önce Pınar Hanım’la evleniyor.

Ve Pınar Hanım’ın iddiasına göre Cemil Bey onları hiç rahat bırakmıyor.

Kına gecesinde arıyor, hatta sonra Bekir Bey’i ilaçla uyutup alıkoyuyor filan... Nuri Alço misali.

Hikayeyi Pınar Hanım tarafından okuyunca "Eyvah" diyorsunuz, "Farklı bir Deniz-Hüsnü-Nazire üçgeni mi?"

Çünkü ilk bakışta öyle görünüyor.

Pınar Hanım mağdur görünen, ünsüz taraf.

Cemil Bey ünlü ve aşık taraf. Bekir Bey’in durumu ise muamma.

Ne hissettiği, ne yaptığı, nereye koşturduğu tam belli değil.

Neyse ki Cemil İpekçi açıklama yaptı, konuştu.

Meğer olay farklıymış. Bekir kapısına uyuşturuculu/jiletli bir şekilde dayanmış. O da insaniyet namına hastaneye götürmüş.

Yeni eş de belli ki bunun üzerine çıldırmış...

Aslında: Ve Cemil ve Bekir ve Pınar sadece bu topraklara özgü bir muamma.

Hangi kadın, bir erkekle bu kadar uzun ilişki yaşamış biriyle evlenir?

Ya da hangi erkek karısından kaçıp eski erkek sevgilisine sığınacak kadar şanslıdır?

Eh, sadece bu topraklarda... Tam "tövbe tövbe" durumu, haklısınız tabii.

EKSTRA NOT: Baştan beri bu ilginç üçgen Kelebek’in takibindeydi, her zamanki gibi. Kısacası: Takipte kalın...

Hollanda mı haklı biz mi

Amsterdam uçağı için güvenliği geçtik, bir de ne görelim...

Herkesin yanında en az bir ya da iki-üç tane çocuk var...

Çocuk düşmanı değilim, ama böylesini de ilk kez gördüm.

Herkesin istisnasız bebekli/çocuklu olduğu bir uçak...

Uçakta tam bunun konuşmasını, yani yurtdışında yaşayan Türkler’in nasıl hızla çoğaldığını mevzu ediyorduk ki, iner inmez edindiğim Hürriyet’in Avrupa baskısında şu haberi gördüm:

Hollanda Hükümeti bir ay önce, annelerinin nüfusuna kayıtlı da olsa bebeklere vize zorunluluğu getirmiş. Bizim resmi makamlara duyurulmayan bu karar da uzun süredir Türkiye’de olan ve eşlerinin yanına dönmek isteyen anneleri perişan etmiş. Mesela karardan haberi olmadan bilet alıp havaalanına gidenler uçağa alınmamış.

Şimdi bu haberi okuyunca ikilemde kaldım.

1. Bütün anneler bu problem yüzünden eş zamanlı olarak vize almıştı bebekleri için. Ve o müthiş çocuklu kalabalık o yüzden olabilirdi.

2. Peki Hollanda Hükümeti kendi açısından haklı olabilir miydi?

Bu kadar hızla çoğalan Türkler onların çok da işine gelmeyebilirdi.

Şimdi hálá ikilemdeyim. Tek bildiğim, bu kadar çok çocuk yapmanın bizi asla "güçlü" kılmadığı. Tam tersine, zayıflıyoruz. Bi bunu anlasak...

Paranoyak liste

1. TRT’deki Bir Kelime Bir İşlem yarışması şu reyting ormanında yıllardır ama yıllardır, 80’lerden beri müthiş bir istikrarla/inatla nasıl sürebilmektedir ve bu yarışmayı (hálá) kimler izlemektedir?

2. Gülben Ergen, benim yerime izleyip ilham alsın diye Amsterdam’daki Madonna konserine Yılmaz Erdoğan’ı göndermiş olabilir mi?

3. Gayrimenkul zengini olduğu söylenen Emrah artık "acıların çocuğu" olmadığına göre acılarının bedelini mi ödemiştir yoksa gün olup devran mı dönmüştür? Ayrıca Emrah’ın satın aldığı spor salonuna gidip gelenler "cimrilik ve de küresel ısınma tasarrufu olsun" diye üç ay boyunca hiç yıkamadan filan aynı şortla/eşofmanla mı spor yapmaktadır?

Böyle şeyler olabilir mi?

4. Nilüfer evinin banyosunda/mutfağında filan Kayahan şarkılarını rastgele mırıldandığında ne yapmaktadır? Hemen şarkının sözlerini söylemeyi bırakmakta mıdır yoksa evdeki kızı Ayşe Nazlı’ya "gerisini sen söyle" şeklinde gurur pası mı atmaktadır?
X