Vay benim ortalama profesörüm

Hayır, AKP TÜBA’nın yapısını değiştirdiği için değil. O yapılan işin konuşulacak bir tarafı yok. Evrim teorisi midir dert...

Bilimden tek anladıkları teknoloji ve Anadolu kaplanları mal satmak için teknoloji istiyor o yüzden mi memnun değiller... Yoksa aslında her şey Şerif Mardin ve küçük Şerif Mardin’ler için mi... Astronomi ve dini birleştiren amorf adamlar mı türeyecek hiçbir fikrim yok. Belki hepsinden birazdır. Ama TÜBA’nın şimdiki hali... Seküler bilim adamlarının “Elden gidiyor” diye feveran ettikleri şimdiki TÜBA çok mu makbul... Bu araştırma onun merakı. Bilim adamlarının bilimsel analizi. Okuyunca göreceksiniz. Sonuçlar... Her şeyin politize edildiği... Neredeyse hiçbir tartışmanın kamplaşmadan yapılamadığı Türkiye’de bilimin yetersizliğinin resmidir. İnsanların işlerinde ne kadar vasıflı oldukları değil de... Neci oldukları önemli artık. En acısı, bilim gibi aklın en önde olduğu alanda bile... TÜBA elden gidiyor öyle mi?.. Vay benim ortalama profesörüm!..
/images/100/0x0/55ea26e3f018fbb8f86e6537
1- NEYE BAKTIM

Ölçü, bugün artık Amerika’da birçok üniversitede akademisyenlerin performansını ölçmek için kullanılan h endeksi. Şöyle çalışıyor: Önce ne kadar makale yazdığınız... Sonra da bu makalelerin ne kadar atıf aldığı önemli. Diyelim 100 makale yazdınız. Ama hiç kimse size atıfta bulunmadı. H endeksiniz 0 çıkar. Ancak diyelim 10 makale yazdınız. Bunlardan 9’unun her biri en az 9 atıf aldı. H endeksiniz 9’dur. Eğer zamanla makalelerinizin aldığı atıf sayısı 10’a yükselir... 10’uncu makaleniz de en az 10 atıf alırsa... H endeksiniz 10 olmuş olur.

2- NEREDE ARAŞTIRDIM

Bugün TÜBA’nın 138 üyesi var. 82’si asil. 17’si asosiye (asil adayı). Ve 39’u şeref üyesi. İsimleri listeledim. Ve h endeksi verisi hesaplayan Web of Science üzerinden... Arkeoloji, tarih, folklor gibi sosyal bilimleri ayrı tutarak hepsine teker teker baktım. Bu alanlarda sağlıklı bir hesaplama yapmak mümkün değil çünkü. Yaptığım hesaplamalardaysa en iyi h endeksini veri kabul ettim. Diyelim profesörün ismi Mehmet Öztürk. Makalelerdeki bütün Ozturk M.’leri, muhtemelen araya karışmış Mustafalar ve Merallerle birlikte dahil ettim. Üç isimliler, evlendikten sonra soyadını değiştirenler, Celal Şengör (h endeksi 36) gibi en az dört ayrı imza kullananlar için de bunlara teker teker baktım. Şunun için söylüyorum: Bulduğum sonuçlar, olabilecek en iyi h endeksi puanlarıydı.

3 - NASIL OKUYACAKSINIZ

Peki sayfadaki tablolarda gördüğünüz puanlar ne anlama mı geliyor? Önce ABD’de kabul gören h endeksi kriterlerini söyleyeyim, sonra konuşalım. 2005’te endeksi yaratan ünlü fizikçi Jorge Hirsch’e göre büyük bir üniversitede sıradan bir doçentlik için her akademisyenin en az 12 h endeksine sahip olması gerekir. Şu anda 2 binin üzerinde üyesi bulunan ABD Bilimler Akademisi üyeliği için ise 45-50’nin üzerinde h endeksi gerekir.

4- NE ZAMANIN VERİLERİ

Kriterlere bakınca... TÜBA’daki ilk vehamet asil üyeliklerde. Buna göre 18 Kasım 2011 itibariyle 50’nin üzerinde h endeksi olan sadece beş profesör var. Ve en kötüsü... Bunlardan hiçbiri Türkiye’de değil. Aziz Sancar (h endeksi 91), Gökhan Hotamışlıgil (61), Miral Dizdaroğlu (60), İlhan Aksay (58), Amerika’dalar. Ataç İmamoğlu (50) ise İsviçre’de. Yani TÜBA’nın Amerika’nın kriterlerinde h endeksi şartını karşılayan ve Türkiye’de çalışan tek bir üyesi bile yok.

5- NEDEN ŞEREF ÜYESİLER

Asosiye üyeleri bir kenara bırakalım. 17’sinden 2’si sosyal bilimci. Gerisi genelde 11-24 h endeksi aralığında. Durum görece makul. Ancak şeref üyeliklerinde tablo felaket. Normalde h endeksinin daha yaşlı akademisyenlerde daha yüksek olması beklenir. Çünkü yıllar içinde daha çok makale üretmiş oluyorsunuz. Ve makaleleriniz de her gün peyderpey atıf alıyor. Ancak Türkiye’deki TÜBA üyeleri için durum tam tersi. 40’ın üzerinde sadece iki kişi var. Biri Amerika’da çalışmış Gazi Yaşargil. Diğeri, İTÜ’nün hocalarından Özer Bekaroğlu. Geri kalanların çoğu 10 küsur. Asıl şaşırtıcısı ise... Üç şeref üyesinin h endeksi 10’un altında.

6- TÜBA’YI KİM YÖNETİYOR

Vehamet TÜBA Konseyi’nde devam ediyor. 11 kişi var. Aralarından sadece biri sosyal bilimci. 10 kişiden h endeksi 30’un üzerinde çıkan sadece tek bir kişi. Sabancı’nın rektörü Ali Nihat Berker. O da şimdi Sabancı’da, daha önce İTÜ’deydi ama... Aslen 20 yıl Amerika’da, MIT’de çalışmış bir hoca. İki kişi 20 üzerinde. Emin Kansu ve Tayfun Özçelik. Geri kalan herkes aynı... 10 küsur...

BUNUN BİR MAZERETİ OLAMAZ

Köpüren olursa diye söylüyorum. Amerika’da da h endeksi’ne getirilen eleştiriler var, doğrudur. Örneğin makale sayısıyla sınırlı. Ve tek bir makaleyle binlerce atıf alan büyük bir buluşun h endeksine yansıması mümkün olmuyor. Ya da daha çok atıf alan deneysel çalışmalar, teorik makalelere göre h endeksinde avantajlı olabiliyor. Ancak en nihayet, h endeksi bir ölçü ve bir akademisyen için doğru bir referans kabul ediliyor.
Hesaplamaları yaptıktan sonra hikâyeyi Washington’daki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) akademisyenlerinden, TÜBA üyeleri arasında da en yüksek üçüncü h endeksine sahip Miral Dizdaroğlu’na sordum. Bunun bir mazereti olabilir mi diye. “Olmamalı” dedi. “Türkiye’de akademisyenlerin üzerinde yoğun bir ders yükü var. Araştırma fonları kısıtlı. Bürokrasiyle çok fazla uğraşmak zorundalar. Ama yine de bu seviyede bir kurulun üyesi olmak için en az 25-30 h endeksine sahip olunmalı” dedi.
Dizdaroğlu, hükümeti protesto için TÜBA’dan istifa eden akademisyenlerden. Ancak her ne kadar Amerika’da araştırmalarını geniş imkanlarla yürütüp... Türkiye’de kendi alanında çalışanlardan daha avantajlı olsa da... Bilime sağladığı katkıların ölçüsüne bakınca bu protestoyu en fazla hak edenlerden biri. Alanı laf bilimleri değil çünkü. Müspet bilim...
Kızsanız da durum bu.
Türkiye, kutuplaşmaların... Ve ideolojik bile değil, kısır siyasi çekişmelerin arasında bilim gibi müspet bir alanı dahi ortalamaya rehin bırakan bir ülke haline geliyor. Sırf kendinize yakın görüyorsunuz diye... Üstündeki şalı kaldırmıyorsunuz.

Latan eşcinselliğin tehlikesi

Bir iddia bu. Hakkında eşcinsel söylentileri çıkmış... Hayattayken o söylentileri çıkaranlara dünyayı zindan etmiş birinin öldükten sonra aslında gizli bir eşcinsel olduğunu savunan bir film sadece J. Edgar. Ama FBI’yı kuran... Ve büroyu yarım asır boyunca yönetmiş J. Edgar Hoover gerçekten bir eşcinsel mi sorusundan ziyade... J. Edgar, cinsel dürtülerine ket vuran birinin dünyaya nasıl kötülük saçabileceğinin hikâyesi...
Anlattığı insandan bu kadar nefret eden bir yönetmen... Film boyunca kaşları çatık gezen Hoover’ın olabilecek en insani anında... Bir kadına evlilik teklifinde bulunmaya çalıştığı anda bile sizin ondan tiksinmenizi sağlıyor. Hayatta hiçbir şeye aslında değer vermediğine... Her şeyi ucuzlattığına sizi ikna ediyor.
Sonra 30’lardan itibaren Amerika’nın neredeyse bütün politikacılarına elindeki dinleme dökümleriyle şantaj yapan Hoover’ın aslında neden bu kadar kötü olduğunu açıklıyor. “Çünkü” diyor film, “Hoover bir eşcinseldi ama bir gün dinlediği insanların durumuna düşüp bir skandala dönüşmemek için kendini hep durdurdu. Onun yerine bir şeytana dönüştü.”
Kennedy öldürülünce sekreteri haber vermek için Hoover’ı arıyor. FBI Başkanı o sırada odasında ışıkları kapatmış... Gizlice dinleyici yerleştirttiği bir odada sevişen bir çiftin kayda alınmış inleme seslerini dinliyor. Kulağındaki ahizede suikast haberi. Önündeki teypte dinlerken zevk aldığını bakışlarıyla anlattığı seks bandı...
81 yaşındaki yönetmen Clint Eastwood’a geçenlerde küfürler yağdırmış Hoover’ın destekçileri. Ülkeyi yarım asır komünizmle korkutan adamın itibarıyla oynadı diye. Çünkü sadece Kennedy sahnesi yok. FBI’yı beraber yönettiği Clyde Tolson’la Hoover’ı platonik aşıklara çevirmiş... Yerde yuvarlana yuvarlana dudakları kan içinde öpüştürmüş bile...
Hafta içi Georgetown’daki sinemada filmi izlerken salonda benden başka sadece beş kişi vardı. 11 milyon dolar hasılat yapmış gerçi... 35 milyon dolarlık bütçesine kıyasla ilk hafta için çok da kötü değil ama... Washington’dakiler hoşlanmadı mı!.. Acaba başkentlerde göstermemek mi lazım!
Yazarın Tüm Yazıları