Gündem Haberleri

    Vatandaşa jet yanıt

    Hürriyet Haber
    05.09.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Sezer'e faks çekti 20 dakika sonra telefonu çaldı...

    CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, kendisine sıradan vatandaş olarak faksla gönderilen bir mektubu, 20 dakika içinde cevaplandırdı. Eğitimci Selahattin Özakın, Cumhurbaşkanı Sezer'e faksla gönderdiği mektubuna 20 dakika içinde cep telefonundan yanıt gelince şaşkına döndü.

    Çağdaş Dershane'nin sahibi Selahattin Özakın, 23 Ağustos Çarşamba günü saat 16.30'da Cumhurbaşkanı ile ilgili düşüncelerini kaleme alarak, Sezer'e bir mektup yazdı. 118 bilinmeyen numaralardan Cumhurbaşkanlığı' nın faks numarasını öğrendi.

    Ve buraya Cumhurbaşkanı ile ilgili düşüncelerini, bir açılışta gördüğü izlenimlerini, 'Ahmet Necdet Sezer Bey' ifadesini kullanarak, faksladı.

    SEZER'DEN TEŞEKKÜR ALDI

    Ancak Özakın, bunun da bürokrasiye takılacağını düşünerek, yanıt beklemedi. Mektubun altına kendi cep telefon numarasını da ne olur, ne olmaz düşüncesiyle ekledi. Ve ‘Sizin tıpkı bir yurttaş gibi, benimle aynı hak ve sorumluluklara sahip bir birey gibi kırmızı ışıkta durmanız, umutsuzluğumuza ışık oldu’ satırlarını da içeren mektubu faksladı. Faksladıktan tam 20 dakika sonra, yani saat 16.50'de odasında cep telefonu çaldı.

    Açtığında, 'Sayın Cumhurbaşkanımız sizinle görüşmek istiyor' diyen sekreterin sesini duyunca şaşırdı.

    Daha sonra, telefonu alan Cumhurbaşkanı Sezer, Özakın'a teşekkür ederek, ‘‘Mektubunuzu 20 dakika önce aldım. Çok teşekkür ederim. Duygularım demek ki yüzüme yansıyor’’ yanıtını vererek, kısa bir konuşma yaptı.

    DOĞRUSU BEKLEMİYORDUM

    Özakın, heyecanla Cumhurbaşkanı Sezer'i dinlerken, şaşkınlığını gizlemeyerek, ‘‘Ona olan saygım, sevgim bir kez daha arttı. Doğrusu, bir cumhurbaşkanının, sıradan bir vatandaşın gön-derdiği faksa 20 da-kika içinde yanıt ve-receğini beklemezdim’’ dedi.

    İşte o faksı çeken adam

    Eğitimci Selahattin Özakın, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e yazdığı mektup şöyle:

    ‘‘İkimizin de eşit haklara sahip yurttaşları olduğumuz ülkemizde, 'bizden biri' diyebileceğim birinin, 'devletin başı' olabileceği (ya da olması gerektiği) hayaliyle yaşadım yıllarca... Gençlik yıllarımda bu hayali kapsayan kavgaların içinde oldum hep. Bu kavgalar sırasında birçok gözaltı, tutuklanma, sorgulama yaşadım. Sorgulanmaların birinde bir görevli, ne için uğraştığımı sordu. Ben de anlattım: ‘‘Uğruna mücadele ettiğimiz, ezen ve ezilenlerin olmadığı, herkesin insanca yaşama koşullarına sahip olduğu, tüm insanların kardeşliği temelinde yürüyen bir dünya düzeni.’’ Sorgulamakla görevli memur: ‘‘Anlattıkların güzel şeyler. Ama boşuna uğraşma hocam, bu ülkede 2 sınıf var. Yönetenler ve yönetilenler. Senle, ben yönetilenlerdeniz. Bu ülkeyi sana, bana yönettirmezler’’ dedi.

    İÇİMİZDEN BİRİSİNİZ

    Evet Ahmet Necdet Sezer Bey, o memurun söylediklerini hiç unutmuyorum. Siz, rastlantıyla Cumhurbaşkanı seçilene kadar, içimde en ufak bir umut ışıltısı kalmamıştı. Çünkü, bu ülkede değil cumhurbaşkanı, bir bakan hatta bir milletvekili geçerken, bile trafik durduruluyor. Üst düzey bir yetkili istese bile insanlarla birlikte olamıyor. Sanki yönetenlerle yönetilenler arasında bir duvar örülmüş gibi. Sınırları aşıp ulaşmıyorlar birbirlerine. Sizi Yalova Çağdaş Yaşam Kenti'nde yakından gördüm. Siz gelmeden önce herşey kontrol edildi. Kent içine park etmiş araçlar kent dışına çıkarıldı. Vali, vali yardımcıları, emniyet görevlileri, her tür düzenlemeyi önceden yaptılar. Sizin yanıltılmanız, önceden programlanmış görüşmeler dışında, kafanıza göre hareket etmemeniz için herşey düzenlenmişti. Etrafınızdaki basın, koruma ve bürokrat çemberini aşabilmek zaten mümkün değildi. Yanaşabildiğim kadar yanaştım. Yüzünüzdeki ifade beni mutlu etti. Benimle eşit koşullarda bir yurttaşın (içimizden birinin) o tantanadan duyduğu rahatsızlığın izleriydi gördüğüm. Sanki yönetilenlerden biri, sıradan bir yurttaş, devletin başına nasıl olduysa birden getirilivermişti. Günlük yaşamın davranışlarını sürdürebilmek ya da getirildiği makamın standartlarının dışına çıkmadan, tıpkı Osmanlı saraylarının hapis olduğu saray duvarlarının arkasındaki görkem içersinde boğulup kalmaları gibi boğulmak ve erişilmesi bile düşlenmeyen bir olgu olarak algılanmak. Bir birey, bir yurttaş değil!

    KIRMIZI IŞIKTA DURDUĞUNUZDA UMUTLANDIM

    İlk trafik ışıklarında arabanızı durdurduğunuzda gözlerim parladı! Yıllardır, bir cumhurbaşkanının geçeceği yollar, saatler önceden kapatılan ve binlerce yurttaşın işinden gücünden alıkonduğu, sağlığını yitirdiği bir ülkenin bireyi olarak duyduğum umutsuzluğa bir ışık oldu sizin kırmızıda durmanız. Tıpkı bir yurttaş gibi. Benimle aynı hak ve sorumluluklara sahip bir birey gibi. Ayrıca, hukukun üstünlüğüne olan inancınızdan kaynaklanan tavrınızın, hiçbir politik yandaşlığı olmayan, sıradan yurttaşlar tarafından olumlu bulunduğunu duyurmak isterim. Kişisel hırslarını ülke çıkarlarının üzerinde tutan ve bu nedenle, KHK konusunda bir bardak suda kriz yaratan anlayışların, kamuoyunda hakettiği yeri bulduğuna inanın. Ahmet Necdet Sezer Bey, bu ülkenin başındasınız. Ama bir yurttaş olarak, sizi bir yurttaşımı yakından tanımak isterdim. Sanattan, kültürden, siyasetten, eğitimden... Bir sürü şeyden konuşurduk. Ortak mülkiyetimizde olan ülkemizin geleceğini kurtarmak için birlikte kafa yorardık. Ne dersiniz? Hoş olmaz mı?’’

    ABD'ye uçtu

    GAP uçağının arızalanması üzerine Genelkurmay Başkanlığı'na ait bir uçakla, eşi Semra Sezer'le birlikte ABD'ye giden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, kendisini uğurlamaya gelenlere el salladı.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı