Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Van Depremi’nin karne notu

Gazete sayfalarına veya TV ekranlarından sadece madalyonun olumsuz yüzünü izlediniz. Oysa, madalyonun bir de öbür yanı var. Yani işini iyi yapanlar, inanılmaz bir özveri ile çalışanlar, uyku dahi uyumadan ellerinden geleni ardlarına bırakmayanlar var. Bugün size madalyonun olumlu yanını göstermek istiyorum.

Bence bu depremde en çok alkışlanacak en çok eller üstünde taşınacak olanlar, resmi veya özel kurtarma ekipleriydi. Belki hepsinin adını yazamayacağım ancak, (Jandarma-Sivil Savunma- Madenciler-Umke-İtfaiye-Polis-Akut ) hepsi göğsümü kabarttı.

          

Son derece modern aletlerle donatılmışlardı. Yüzlerce metre derinlikteki sesleri duyan mikrofonlardan, enkazın altına kadar inebilen kameralara, hepimizi hayret ettirdiler.

          

Son derece yetenekli elemanlardan oluşan ekipler işlerini son derece ciddi şekilde yaptılar. Ekranlara oynayan yoktu. Rol yapan hiç yoktu.

          

Onları gururla izledim.

          

Gösterilen enkazlara gidişleri ve çalışmaları hepimize örnek olacak cinstendi.

          

Hele birini kurtarabilmek için o saatlerce süren sabırlı çabalarını görmeliydiniz. Bir pırlanta nasıl kırılmadan, bozulmadan işlenirse, onlar da öyle çalışıyorlardı. En basit bir yanlışlarının kurtarmak istedikleri insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanacağını bildiklerinden dolayı, titiz bir örgü işçisi gibiydiler.

          

Tam not aldılar.

                                                                     *

DAYANIKLI İNŞAATLAR HEMEN BAŞLIYOR...

 

Köyleri birer birer dolaşan ve insanlara sadece moral vermenin ötesinde, hayatlarının düzeleceğinin haberini veren kişilerin başında da  Erdoğan Bayraktar vardı.

          

Önce mevlana evleri, ardından da dayanıklı konutlar gelecek.

          

Dinlerken biraz gönül alma gibi sanmıştım. Sonradan ayrıntıları dinleyince şaşırdım. Bölge halkının yakında depreme dayanıklı evlere geçebileceklerini sözü verildi.

          

Ne acıdır ki özellikle Erciş'te yıkılan binaların büyük bölümünün 1999'dan, yani depreme dayanıklı olmayan ev yapılmaması gereğinin yasalarla saptanmasından sonra yapıldığı ortaya çıktı. Ne belediye oralı olmuş ne de halk umursamış.

          

Şimdi yıkıntıların altında sevdiklerini arıyorlar.

          

Belki bu deprem ders olur ... TOKİ de bu yörelere nasıl ev yapılması gerektiğini gösterir.

                                                                                *

ÇADIR DIŞINDA, DEVLET ORGANİZE İDİ...

 

Şimdi bu yazıyı okuyunca depremden yara almış kişiler beni çok eleştirecekler, ancak yine de söylemem gerekiyor.

          

Devletin bu depremde  genel olarak olumlu not alması gerekiyor.

          

Eğer devletin her yaptığını kötü görmeye alıştıysanız ve mutlaka beceriksiz davranacağına inanıyorsanız, o zaman bu yazacaklarıma da inanmayacaksınız. Ancak yine de bazı doğruları söylemem gerekiyor.

          

Çadır dağıtımı konusundaki sorunların dışında, Afet Koordinasyon iyi çalıştı ve iyi puan aldı.

Battaniye dağıtımı konusunda bir sıkışma yaşanmadı.

          

Yemek kıtlığı çekilmedi.

          

Kurtarma ekipleri yeterli oranda bölgeye geldiler.

          

Sağlık çalışmalarında aksama olmadı.

          

Bir de bundan sonrası var tabii...Eğer Mevlana evleri aynı hızla hedefini bulur ve kalıcı konutlarda da bir gecikme yaşanmazsa,  Afet Koordinasyon Merkezi tam not alacak.

          

Bir noktayı gözden kaçırmayalım.

          

Küçük veya büyük olsun, bir doğal afette herkesi tatmin etmenin imkanı yoktur. Bundan önceki depremlerde de durum böyleydi. Bu defa da aynı şikayetlerle karşılaşıldı. Şikayet edenler de haklı, bu şikayetleri karşılaması gerekenler de...

                                                                     *

CANKURTARAN BOLLUĞUNDAN TRAFİK TIKANDI...

Depremde göz dolduran konulardan bir diğeri de sağlık alanında görülenlerdi.

 

Ülkenin dört bir yanından ikiyüzün üstünde ambulans gelmişti. O kadar ki bu çokluktan dolayı, örneğin Erciş'de resmen trafik sıkışması yaşandı. Vızır vızır işlediler. En basit bir haberde derhal harekete geçtiler.

          

Buna karşılık hastane sayısı kısıtlıydı.

          

Daha da önemlisi, bir doktor dostuma göre, bölgedeki hastanelerde "iç kanama uzmanı eksikliği" nedeniyle, kurtarılanlardan bazıları birkaç saat sonra hayatını kaybetti.

          

"Buralardaki hastanelerde genelde kırık çıkıklarla uğraşılır. İç kanamalar konusunda donanım yoktur. Oysa, enkazdan çıkarılanlar, hayatlarını iç kanamadan kaybederler." diyerek önemli bir noktaya parmak bastı.

          

Ne dereceye kadar doğru bir saptama yapmış, bilemiyorum. Ancak depremden günler sonra yaşadığımız mucize gibi kurluşuşların bir bölümünün hastanede hüsranla son bulması sanırım saptamanın doğruluğunu kanıtlıyor.

FISILTI GAZETESİNİN TAHRİBATI...

          

Bölgede en etkili yayın organı fısıltı gazetesiydi.

          

Aman Allahım, neler neler.

          

Gözlerinizin önünde gelişen bir olayın birkaç saat sonra size geri dönüş şeklini gördüğünüzde hayretler içinde kalıyorsunuz .

          

Kimse kötülük olsun diye yalan söylemiyor.

          

Kimse birşeyleri bozmak için de söylenti çıkarmıyor.

          

Buna karşılık en olmayacak şeylere inanılıyor. Benim bile kendimi kaybettiğim oldu. En garip haberleri dahi "belki de doğrudur" diyerek dinler oldum.

          

İstediğiniz kadar yalanlama yayınlayın, kimse devlete veya yayın organlarına inanmıyor. El altından dolaştırılan haberlere çok daha fazla inanılıyor.

          

Depremin vazgeçilmez haberleşme organı olan  fısıltı gazetesinin tirajı bu defa da çok yüksekti.

BAŞBAKAN VERDİĞİ BU SÖZÜ TUTABİLECEK Mİ ?

           

Başbakan son derece önemli bir söz etti. Olayın kalbine girdi. Eğer söylediklerinin arkasında durabilirse, bundan böyle bir daha deprem ağıtları yakmaktan kurtuluruz.

Çürük binaların tespit edileceğini ve sahipleri itiraz etseler dahi, bunların devlet tarafından istimlak edilip yıkılacağını söyledi.

          

İşte asıl çözüm budur.

          

Belediyelerin şimdiye kadar yapamadığı veya yapmamakta direndiği bir işi devlet yapacak. Her depremde aynı haberleri okuyoruz.

          

Yapılmaması gereken yerlere yapılan binalar...

          

Depreme dayanıklı olmayan binalar...

          

Çürük binalar...

          

Belediyelerin, sırf gelir sağlamak veya oy potansiyelini arttırmak için görmezden geldiği bu kanseri, şimdi Başbakan tedavi etmeye soyunuyor.

          

Yapabilir mi?

          

Başbakan verdiği sözlerin arkasında durmasıyla övünen bir insandır. Ancak, İstanbul’daki binaların yüzde 40'ının kaçak veya depreme dayanıksız inşa edildiğini düşünürsek, bu işin ne kadar güç olacağını görebiliriz.

          

Bu söze kısa vadede ulaşılamasa bile hiç değilse, belediyeler, inşaata imza atan teknik kişiler ve sahiplere sorumluluk yüklensin. Bu kadarı dahi çok işe yarayacaktır.

VAN DEPREMİ’NDEN YİNE DE, ŞANSLI KURTULDUK...

          

Uzmanları dinlediğinizde tüyleriniz diken diken oluyor.

          

7.2 boyutundaki bir depremin, bölgede 5 bin ölü ile sonuçlanabileceğini söylediler. Amerikalılar da aynı tahminlerde bulundular .

          

Peki ne oldu da (Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) bu yazının yazıldığı saatlerdeki rakamlarına göre ) ölü sayısı 550' de, yaralı sayısı da 2300 de kaldı ?

          

Bölgede bulunanların anlattıkları aynen şöyle:

 

          - Deprem Pazar günü gündüz saatinde oldu.

          - Hava güneşliydi ve genelde herkes dışarı çıkmıştı. Okullar tatildi.

          

Bu sayede büyük kayıplar verilmeden kurtulundu . Hele okulların tatil olması, çocukları korudu. Bu felaketin bir de gece yarısı geldiğini düşünün.

          

Gerçekten Allah korumuş bizleri.

          

Şimdi bundan sonrasına bakalım. Bundan sonra yapılacak olan binaların yerlerine ve inşaat koşullarına özellikle dikkat edelim.

 

Eğer etmeyeceksek, o zaman halimize ağlamayalım.

X