"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Vakıflar kiracılarını öptü

<b>KİRA</B> artırımının <B>2001</B> yılı için %10 olacağına ilişkin yasa <B>Anayasa Mahkemesi</B> tarafından iptal edilince <B>2001</B> yılı kiraları <B>Ocak 2001</B> yılı itibariyle endekse göre belirlenmeye başlandı.

2002'ye girerken Vakıflar Genel Müdürlüğü kiralarına enflasyon üzerinde zam istiyor. Vakıflar, kira artışını 'Eşya Fiyat Endeksi'ne göre belirliyor. Bu durumda artış, bazı işyerlerinde %90'a hatta %100'lere kadar çıkabiliyor.

Alın size Beyoğlu İstiklal Caddesi'ndeki Vakıf Gökçek İşhanı... Bu işhanında 110 işyeri var. Küçük bir büro 90 milyon liradan, vakıfların yeni uygulamasıyla 182 milyona çıkmış. Yine aynı caddedeki Beymen'in yeri 900 milyondan 2 milyar 600 milyon liraya fırlamış.

Kiracılar bize başvurarak, ‘‘ Geçen yıl %45 zam yapan Vakıflar Genel Müdürlüğü, bu yıl neden bir misli daha artış yaptı? Birçok kiracı bu adaletsizlik karşısında yargıya başvuracak. Bu zamların, böyle bir krizde hem de enflasyonun üzerinde bir bedel ile saptanması haksızlık değil mi? Vakıf'da vakıflığını bilmelidir. Vakıf, vakıflığını bilirse işhanına iyi bakmalı, kaloriferlerini de onarmalıdır’’

Türkiye'de herkes tuttuğunu öpüyor, Vakıflar da kiracısını.

AKP, başı açık 10 kadın arıyor

AK Parti İstanbul
Teşkilatı'na il başkanını atadı. Çağlayan'dan Kasımpaşa'ya inen Piyadepaşa Bulvarı üzerinde Memorial Hastanesi yanındaki koca binayı tuttu. Bina Mehmet Gür'e ait, O da R. Tayyip Erdoğan'ın hemşerisi, Rize Güneysu'lu. Balkan kökenli Alaattin Büyükkaya'nın il başkanlığına atandığı partide şimdi iş, il örgütünü oluşturmaya kaldı. Rize il başkanlığına bir imamı atayan Erdoğan, İstanbul'daki İlçe başkanları için de protokol adabına uyabilme ve eşlerinin de türbansız olması şartını koydu. AKP'nin İl Yönetimi'ne de başı açık 10 kadın aranıyor. Siyaset heveslilerine duyurulur.

Sel partizanlığı

MERSİN'den telefon eden okurumuz anlatıyor: ‘‘Mersin-Anamur arasında, Silifke'nin 9 bin nüfuslu Yeşilovacık Beldesi, sel felaketinde en fazla zarar gören yer oldu. Elektrik, su kesildi, yolumuz kapandı. İnsanlar belediyenin tek dozeriyle kurtarılmaya çalışıldı. Ne yardım, ne para geldi. DYP'li Belediye Başkanımız H.İbrahim Yetkin, afetle uğraşırken, bir de teftiş görmeye başladı. Hemşerimiz olan İçişleri Bakanı Yücelen, başkanımızı sevmiyor. Seçimi kaybeden eski ANAP'lı Ferruh Tuğrul'un asılsız ihbarlarını ciddiye alıyor.’’

Acılar yaşayan başkan Yetkin'i aradık. Özel Tim'den emekli polismiş, ‘‘Vatandaş istedi, aday olduk, kazandık’’ dedi. Yaşadıklarını sorduk:

‘‘DYP'li belediye olarak arayanımız, soranımız yok. Selden iki darbe yedik; zararları imkánlarımızla gidermeye çalışıyoruz. Ama yetmiyor.

Müfettiş gelmiş.

- Tasarruf için 70 olan işçi sayımızı 47'ye indirdiğimiz için sorgulanıyoruz. Müfettişe rica ettim, 'İnsanlarımız perişan, can derdindeyiz. Birkaç gün sonra gelseniz olmaz mı?' dedim. 'Hayır, beni İçişleri Bakanı gönderdi, hakkında bir şeyler bulmam lazım' dedi. Evrakı önüne yığdım, vakit buldukça sorularını cevaplıyorum.

Ciddi bir yolsuzluğunuz var demek ki...

- Alnım açık, hiçbir açığım yok. Teftiş siyasi; amaç, beni yıpratmak ve lekelemek. 1.7 trilyonluk bütçem var. Fazla işçileri tazminatları vererek elbette çıkartacaktım. Eski başkanın kardeşi ve yeğeni de çalışıyorlar ama şoför ihtiyacımız olduğu için tutuyorum. Bir de onları çıkartsaydım başıma başka neler gelirdi düşünemiyorum.

Bakan Bey, 'geçmiş olsun' dedi mi?

- Hayır efendim. Belediye ANAP'tayken sık sık ziyaret ederdi. Biz varken Anamur'a gelip geçerken bile uğramıyor. Nedense bize küs... Halbuki herkese kuçak açan birisiyim, çok üzgünüm.

Yücelen başka bir ilin milletvekili midir?

Gazeteci tabii sevilmez

AYHAN Hünalp ağabeyimiz geçenlerde 'Bizim Gazete'deki yazısında eski CHP Genel Sekreteri Kamil Kırıkoğlu'nun şu sözünü anımsatıyordu:

‘‘Boşuna uğraştırma, çoğunluk gazetecileri sevmez, sever görünür. Ne yaparsanız yapın, topluma yaranmak zordur. Sizi yılın üç günü severler, 300 günü dışlarlar.’’

Aynı zamanda bakanlara da 'yaranmak' zordur. Osman Durmuş da bu tiplerden biridir. Arkadaşımız Süleyman Demirkan kuyruğuna basınca gazetecileri karalamaya kalkıştı. Durmuş, şantajcı ve iş takipçilerini 'gazeteci' sanıyorsa, bakanlığın ne hale geldiğini bir düşünsün. Etik yemini etmiş bir bakandan bunları duymak acı... Ama en yakışanını Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği (VAVEK) söylemiş:

‘‘Bir Sağlık Bakanı'nın kendi kurduğu vakfa, bakanlık kaynaklarını tahsis etmesi ahlaki değildir. Bakanlığın kaynağını verimli kullanmayan bir bakanın, bu kaynağı kurduğu vakıf aracılığı ile verimli kullanacağına inanıyorsa, derhal bakanlığı bırakması gerekmez mi? Kamu kaynağının kullanımındaki yolsuzlukları tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmak için Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'na göreve çağırıyoruz.’’

Ben Tanrıyar'ın yanında çocuğum

ÖZAL'ın bacanağı, eski İçişleri Bakanı Dr. Ali Tanrıyar, ANAP Lideri Mesut Yılmaz'a gider. Tanrıyar, eskiden bu tür yönetimlerde görev aldığından yönetim kurulu üyeliğinin tadını bilir. ‘‘Sayın Yılmaz, geçinemiyorum’’ der. Yılmaz, bir 'çare bulması' için kendisini Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu'ya gönderir. Karakoyunlu da, TÜPRAŞ'ın boş olan Yönetim Kurulu üyeliğine atar Tanrıyar'ı...

Biliyorsunuz; tepkiler üzerine Tanrıyar göreve başlamadan istifa etti.

Ecevit istifa olayını duyunca üzülür:

‘‘Beni yaşlısın diye eleştiriyorlar. Halbuki ben 76, Sayın Tanrıyar 87 yaşında. Ben daha çocuk sayılırım.’’

<ı>(Bunu anlatan bir ANAP'lı.

Biz onun yalancısıyız.)



Tutum Haftası'nı gene mi unutacağız

ULUSAL
Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Kemal Özden uyarıyor:

Bu yıl -aralık ayının ikinci haftası- 'Yerli Malları ve Tutum Haftası'nı atlamayalım.

Ulusal sanayi ürünlerinin tercih bilincinin kavratılmasıyla, istihdamın artırılabileceğini, işsizimize iş bulunabileceğini, ithal ürün cehenneminde yaşamanın, borç girdabındaki ülkemizin geleceğini daha da karartmak olduğunu, yatırım için tek yolun ödeyemeyeceğimiz kadar borç almanın olmadığını, tutumun, tasarrufun da olduğunun ve gerekliliğinin kavratılması için çalışalım.

Ve tabii ki, bu ulusalcı tutumu yılın sadece bir haftasına sıkıştırmayıp (bizden çok daha güçlü, zengin ülkelerin de yaptığı gibi) bütün bir yıla yayalım.

Cumhuriyete olan borcumuzu ödemenin önemli yollarından biri de budur. Atamızdan yadigár kalan haftayı unutmayalım.

Mesaj Panosu

'İNSAN HAKLARI 2001' etkinliklerinde 'Medya ve İnsan Hakları' açık oturumunun konuşmacıları; Oral Çalışlar, Ragıp Duran ve Umur Talu. Yer; Nazım Hikmet Salonu-Taksim, 15.30.

SOYGUNCU İFTAR VERİR Mİ? Diyanet İşleri Başkanlığı'na.... Konya'dan bir okurumuz telefonla soruyor: Adı yolsuzluk, vurgun, usulsüzlük ve hırsızlıklara karışmış, mahkûm olup cezaevinde yatmış, devletten vergi kaçırmış kişilerin 'kara para' ile verdikleri iftar helal midir? Bu tür kişilerden fitre ve zekát alınabilir mi?

ANAP Genel Merkezi'ne bir milletvekili görmeye giden İstanbullu partilinin sitemi: Kaloriferler inanılmaz şekilde yanıyor, her yer şıkır şıkır aydınlık... İçerdekilerin çoğu gömlekle çalışıyor. ANAP, Hazine'den yardım almıyor mu? Tasarruf bilmezler mi? Bu para milletin parası değil mi?
X