Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Vahdet'te bir Zaytung denemesi mi?

Vahdet gazetesi yayın hayatına girer girmez, kadın hakları ve kadın erkek ilişkileri konusunda ufukları zorlayan bir kanun teklifine imza attı. Bir kadının kaleminden, "kadınların kocalarının şiddetinden korunmasına" karşı çıkan yazı, önerdiği yeni yasaklar ve cezalarla Twitter fenomeni Zaytung'un tahtını sallayabilir.

Vahdet yazarı Sema Maraşlı Vahdet’teki ilk yazısına, şu an yürürlükte olan ve kadını, şiddete karşı korumada yetersiz kaldığı için sıkça eleştirilen "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddeti Önleme Kanunu"nu eleştirmekle başlıyor, ama tam tersi taraftan: Nasıl yani, erkeğe sopa sallamak?

Birinin acilen Maraşlı’ya, devletin kadınlara şiddet uygulayan erkeğe sopa sallamak bir yana, sırt sıvazlama işlemi yaptığını anlatmalı.

Bu girişten sonra, kompozisyonunu geliştirmeye başlıyor yazar: “Kanun aileyi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı mı koruyor? Hayır. Kanun, aile bireylerini birbirinden korumak üzerine inşa edilmiş.”

E evet, aynen öyle, çünkü kanunun varlık nedeni bu! Maraşlı’ya yukarıdaki notu iletecek kimse, nota şu hayat gerçeğini de eklemeli: Çünkü tehlike asıl olarak evde! Günde 1-3 kadın en yakınları tarafından öldürülüyor; yüzde 40’ı her türlü şiddete maruz bırakılıyor. Çocuk istismarları, dışarıdan gelen yabancılardan kat kat fazla bir şekilde aile içinde yaşanıyor.

Ama hayır, Maraşlı kadını kocasından korumanın “başlı başına bir hata” olduğunu düşünüyor. “Aileyi koruma adına yapılacak olan her şey, şiddete karşı kadını korumak için erkeği cezalandırmak üzerine kurulmuş. Aile böyle mi korunur?” diye kızıyor. Ona göre aileyi korumada ilk görev erkeğin.

Ama şimdi, adamcağız, küfür hakaret ederken, kemerle döverken, bıçaklarken nasıl koruyacak ailesini, bütün gün çalışacak, eve ekmek getirecek, sonra da iki işi bir arada yapacak, bu kadar da sorumluluk yüklenmez ki.

Yok hızını alamıyor Maraşlı, devletin aileyi koruyacak olan erkeğe sopa sallamasına parmak sallıyor, “çok ciddi çalışmalar” yapmaya çağırıyor. Hatta kolaylık olsun diye bir hazırlık da yapmış, hizmete sunuyor. Şöyle:

ŞİDDET YERİNE MUHABBET DE, OLSUN BİTSİN

Bir kere kanunun adı değişecek; “Ailede Muhabbeti Koruma Kanunu” olacak.

Adında şiddet geçmeyecek ki, şiddet var sanılmasın. Şiddet mağdurları yerine de muhabbet mağdurları, diyor.

Kanunun birinci temel ilkesi şu olacak: “Evin reisi erkektir.”

Kadınlardan beklenenin saygı, erkeklerden beklenenin ise adalet olacağını belirten Maraşlı’nın rolleri nasıl dağıttığını söylemeye gerek yok; ama onun Medeni Kanun ve Anayasa’yı okumaya şiddetle ihtiyacı var.

Şimdi geliyoruz, daha yeni kaldırılan Andımız’ı andıran diğer ilkelere.

Maraşlı’nın kanun teklifine göre, mesela, her gün ailenin "Muhabbet saati" olmalı, her akşam karı-koca en az yarım saat baş başa kalmalı. Birbirlerine her gün "Seni seviyorum çünkü..." diye başlayan bir cümle kurmalılar.

Maraşlı, “Kocam beni öldürecek” diye defalarca şikayette bulunan kadının kocası tarafından öldürülmesini engelleyemeyen, verdiği uzaklaştırma kararlarını bile denetleyemeyen devletin bunları nasıl denetleyeceğini yazmamış; ikinci yazısında yazmalı.

‘YATAK ETKİNLİĞİ’ TALİMATNAMESİ

Yazar, karı ve kocanın “yatak etkinliği” periyodunu da belirlemiş; haftada bir kaç gün. Neyse ki etkinliğin neleri içerdiğine girmemiş, belki üçüncü yazıda girer. Ama adını vermediği “sevişme”nin kesinlikle gerçekleşmesini garanti altına almış: “Geceleri “başı ağrıyan” kadınlar için ağrı kesici, erkenden uykusu gelen kocalar için dinçlik verici ilaçlar sağlık ocaklarından bedava dağıtılacaktır.”

Maraşlı’ya o “başım ağrıyor”ların gerçekten baş ağrısı olmadığını, dolayısıyla ağrı kesiciyle geçmeyeceğini; dinçlik verici ilaçların da afrodizyak olmadığını kim söylemek ister? Ayrıca, şimdiye kadar niye kime bize sağlık ocağından alacağımız ilaçlarla mutlu olabileceğimizi söylemedi?

Bitmedi: Maraşlı’nın kanun teklifine göre kadınlara haftanın en az dört günü kocalarının yanında elbise ya da etek giyme ve süslenme “zorunluluğu” var. Erkeklere ise eski pijamalarla, rengi atmış eşofmanlarla eşinin yanında durmak yasak! Her ikisi için bir yasak da “muhabbeti bozacak her türlü davranış.” Dikkat edin, “takip edilecektir.”

ŞİDDETÇİ KOCAYLA AFRİKA'DA 40 GÜN KABUSU

Ve sonuçtan önceki son gelişme: Maraşlı'nın eşine psikolojik ve fiziksel şiddet uygulayanlar için sandığından yeni çıkardığı “en ağır” cezalar... Şöyle sıralıyor:

  • Karısına şiddet uygulayan kocalar 2000 mısralık aşk şiiri ezberleyecek
  • Karısının kalbini kıran; kaba ve sert davranan kocalar, her hatalarından sonra hanımlarına, bir saat içinde 300 adet tatlı söz söyleyecek
  • Kocasına psikolojik şiddet uygulayan; bağıran, aksi ve ters davranan kadınlar zarafet kurslarına gidecek. Suratı asık kadınlar gülümseme ve hayata pozitif bakma kurslarına gidecek.

Ve maazallah boşanmayı düşündüler; derhal birlikte Afrika’ya gönderilecekler, mahrumiyet olan bir bölgede baş başa kırk gün! Döndüklerinde hala boşanmayı düşünüyorlarsa ancak o zaman dava açılabilecekler.

Doğrusu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu kadar muhabbetli bir yasa önerisi ne görüldü, ne duyuldu. Bunun için Vahdet’in çıkmasına kadar beklememiz ne acı… Son olarak kafama takılan bir şey var: “Tuğrul İnançer ile Sema Maraşlı’nın muhabbeti nasıl acaba?”

X