"Vahap Munyar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vahap Munyar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vahap Munyar

Vahap Munyar: Bunun adı, bankaya utangaç el koyma

Vahap MUNYAR

TÜRK ekonomisi, üç hafta süren mali krizle sarsıldı. Bu kriz, 193 şubeli Demirbank ile tek şubeli yatırım bankası olan Park Bank'ı götürdü.

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) 10.4 milyar dolarlık ‘‘ek rezerv kredisi’’ni kapsayan desteği, krizin ateşini epey söndürdü.

Bankacılık sektörü bir yandan kendini toparlamaya çalışırken, diğer taraftan da üç haftalık krizin bilançosunu çıkarıyor.

İlk yapılan, ancak kesin olmayan hesaplara göre, krizin bankacılık sektörüne faturası 4 milyar doları aşıyor.

Şimdi Demirbank olayını biraz inceleyelim.

El konulduğu günden beri, Demirbank olayı tartışılıyor. ‘‘El koyma haklı mı, haksız mı?’’ sorusuna yanıt aranıyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun (BDDK) el koyma kararında Demirbank için, ‘‘Zararları özkaynaklarını aşan, yükümlülüklerini vadesinde yerine getirmeyen, faaliyetine devamı mali sistemin güven ve istikrarını tehlikeye düşüren’’ sözleri yer alıyor.

El koyma işlemi de zaten, Bankacılık Kanunu'nun 14'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasına göre yapılıyor. Bu madde, banka sahiplerinin ‘‘kötü niyetini ve bankanın içini boşaltma çabasını’’ içermiyor. Yani, ortada banka sahip ve yöneticilerinin kötü niyetli davranışı yok.

HİÇ HATA YOK MU?

Kriz ve el koyma gürültüsü arasında, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) Demirbank'ın başına atadığı Engin Akçakoca'nın ilk gün söylediği şu sözler dikkati çekiyor:

‘‘Demirbank'ın kalitesi zaten müşterileri tarafından biliniyordu. Aynı kalite sürdürülüyor. İlaveten BDDK'nın güvencesi de geldi.’’

Yani, ‘‘El koyduk, ama kusura bakmayın’’ demeye getiriyor. Otorite, Demirbank'a el koyma konusunda, utangaç bir tavır sergiliyor.

Demirbank'ın patronu Halit Cıngıllıoğlu da, ‘‘Devlete güvendim. Hazine kağıtları aldım, battım’’ diyor.

Bankanın portföyündeki devlet kağıtlarının toplamının 4.5 milyar doları bulduğu belirtiliyor. Bu rakam, iç borçların yüzde 9-10'una denk düşüyor.

Eğer Demirbank, programın devreye girdiği 2000 yılı başında gidip birileriyle, ‘‘Ben Hazine kağıtlarının en büyük alıcısı olurum, faizin düşmesini kolaylaştırırım’’ diye anlaştıysa, bu kadar açılması normal.

Ama, ortada böyle bir anlaşma yoksa, o zaman banka sahip ve yöneticilerinin hatası var. Tek araca yönelmenin, bir gün gelip çarkı döndürmeyi zorlaştıracağı görülmeliydi.

Kimse elinizden tutup zorla boğazınıza kadar devlet kağıdı aldırmadı. Öyleyse, ‘‘Devlete güvendim, battım’’ demenin pek mantığı yok.

Nitekim Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel de bu konuda, ‘‘Bankacılık, aldığın riski yönetebilme sanatıdır’’ diyor.

BATTI MI, BATIRDI MI?

Yazıyı, tartışılması gereken bir noktaya dikkati çekerek bitirelim.

BDDK Başkanı Zekeriya Temizel, bir süre önce banka sahibi olma kriterlerini açıklamıştı.

Bunlar arasında, ‘‘Banka batıranların yeniden banka sahibi olamayacakları’’ maddesi de vardı.

Can alıcı soru şu: Bu kural, Bankalar Kanunu'nun 14'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasına göre el konulan bankaların sahipleri için de geçerli mi?

X