Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Uzuuuun yola gerek yok çözüm Adalet Bakanı’nda

FORMÜL CHP eski milletvekili ve eski Parti Meclisi üyesi Şahin Mengü’ye ait. Mengü çetrefil hukuk sorunlarına çözüm bulmakta hüner sahibi hukuk ustalarından biri.

Formülü Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Engin Alan ve KCK tutuklularıyla ilgili. Milletvekili seçildikleri halde, mahkeme onları tahliye etmiyor. Bu karar krize yol açıyor. CHP milletvekilleri dün Meclis’e giriyor ama yemin etmiyor.

Bugüne kadar anayasal ve yasal değişiklikler yoluyla çözüm aranıyor. Oysa, Şahin Mengü basit bir yol öneriyor.

HUKUK BİRLİKTELİĞİ

Mengü, “anahtar Adalet Bakanı ya da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıdır” diyerek, ilgili yasa maddelerine gönderme yapıyor:

“CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrası var. Bu fıkra, ‘davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin’ Adalet Bakanı ya da Cumhuriyet Başsavcısına yetki veriyor”.
Bu yetkinin nasıl kullanılacağı, CMK’nın 223 maddesinin birinci fıkrasında gösteriliyor. Orada,
“güvenlik tedbirleri” ile ilgili bir kural var.

Nedir güvenlik tedbirleri? Sanıkların tutukluluk halinin devamı ya da yurt dışına çıkış yasağının konulması gibi ara kararlarda başvurulan bir çözüm yolu. Mengü:
“Bu iki madde, hukuk uygulamasında birlikteliği sağlamak amacıyla, verilen bir mahkeme kararını kanun yararına bozma yetkisini talep etme hakkıdır”.

İşte, bu hak Adalet Bakanı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na ait. Onlar Yargıtay’a başvuracak, Yargıtay, hukuk birlikteliğini sağlamak amacıyla, mahkeme kararını muhtemelen bozacak.

ÖRNEK VAR

2007 seçimlerinde bağımsız seçilen Sabahat Tuncel o tarihte tutuklu. Tuncel milletvekili seçiliyor ve tahliye ediliyor.

Anayasa’nın eşitlik ilkesini de göz önünde bulundurarak, Sabahat Tuncel ile Balbay, Haberal, Alan ve diğer KCK tutuklularıyla ilgili kararlardaki farklı uygulamayı ortadan kaldırmak, hukuk birlikteliğini sağlamak üzere, Yargıtay tahliye yönünde karar alabilir.

Daha neyi bekliyoruz?

Cemil Çiçek’ten Kılıçdaroğlu’na sürpriz ziyaret

CHP bir bütün olarak aynı sözü söylüyor: “Biz arkadaşlarımızı satmayız”.

Verilen bu söz çerçevesinde, CHP’nin yemin etmeyi protesto kararı gerek MYK’da, gerekse gurup toplantısında oy birliği ile alınıyor. Farklı düşünceleri sergileyenler var ama, oylamada fire yok.

CHP’de bunlar konuşulurken, sürpriz bir telefon geliyor. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek bugün saat 11’de Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyarete gidiyor.
Kriz sonrasında bu ilk temas. Gerçi, bu ziyaret Cemil Çiçek’in muhtemel Meclis Başkan adaylığı için zemin yoklamayla da bağlantılı olabilir. Yine de, krizin nasıl aşılacağının bu görüşmede ele alınacağı kesin.

Ali Demir artık umutsuz vaka

ANKARA’da OSTİM’de düzenlenen toplantıya sadece Anadolu Ajansı (A.A.) çağrılıyor. Bunda bir fevkaladelik yok.

Ama, çağıran kişi YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan ise, ve orada ÖSYM Başkanı Ali Demir’i hedef alan demeç veriyorsa, bunun bir anlamı var.

Anlaşılan Yusuf Ziya Özcan ile Ali Demir arasında ipler tam kopmuş vaziyette. İpler öyle kopuyor ki, Özcan üç gün önce Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’e verdiği demeçle yetinmiyor, benzer düşüncelerini önceki gün bir de A.A.’ya açıklıyor.
A.A.’ya açıklaması önemli. Görüşlerinin bütün TV ve gazetelerde yer almasını, geniş bir kitleye yayılmasını sağlamış oluyor.

Söyledikleri yenir yutulur gibi değil. “Ben olsam istifa ederdim” dedikten sonra, Demir’le ilgili  oylamada, “ceza soruşturmasına hayır, disiplin soruşturmasına evet oyu kullandığını” açıklıyor.

Disiplin soruşturmasının uyarı, kınama, maaş kesme ve görevden uzaklaştırmayı önermek gibi farklı sonuçları var. Gerçi, oylama Ali Demir lehine sonuçlanıyor ama, YÖK Başkanının tavrı da, Ali Demir’in kaderinin çizildiğini gösteriyor.

Bu tavrın ve demecin, tek başına Özcan’ın kararı olduğunu sanmak, yanıltıcı.

Kreşlere kamera koymak

ANKARA’da bir kreşte beş yaşındaki çocuğa kreşten bir ay uzaklaştırma cezası veriliyor. Çocuğun ailesi bu karar üzerine kreş yönetimini savcılığıa şikayet ediyor.

Savcılığa verilen dilekçede, “kreşte öğretmenin çocuğun yüzünü duvara sürttüğü” öne sürülüyor. Kreş yönetimi ise savunmasında, “çocuğun bir arkadaşını boğmaya kalktığını” iddia ediyor.

Zaman zaman çeşitli kreşlerde benzer şikayetler var. Çocuklara baskı, hatta şiddet uygulandığı iddiaları aileleri haklı olarak tedirgin ediyor.

Bu gibi olayları önlemenin yolu, kreşlere kamera zorunluğu getirmek.

Bir ara kamera zorunluluğu var. Sonradan Milli Eğitim Bakanlığı bu zorunluluğu nedense kaldırıyor. Oysa, on binlerce aileyi rahatlatmanın
ve gerçeği saptamanın en kolay yolu, kamera.

X