Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Uzun ince bir yol

EĞER bu kez geçmişteki gibi olmayacaksa, “Kürt meselesi”nde uzun, ince bir yola girmiş bulunuyoruz.

Bugün itibarıyla “açılım” denilen nedir, ne olacak pek belli olan bir şey var.

Önceki süreçlerden farklı olarak ilk kez Öcalan muhatap olarak alınmıştır... Bundan geri dönüş olmaz... Resmen “yol haritası”nı açıklaması beklenen birine artık, “terör suçundan cezasını çekmekte olan bir adam” muamelesi yapılamaz... Umarım hükümet giriştiği işin ciddiyetinin farkındadır.

İNADA BİNDİ

Ben Öcalan’ın bu aşamada, işi fazla yokuşa süreceğini sanmıyorum. Ama kimse, Öcalan’ın ilk ve son kez görüş açıklayıp sonra anılarını yazmak üzere köşesine çekilmesini beklemesin.

“Bu iş sadece demokratikleşme çerçevesinde çözülecek bir mesele değildir” dediğimde çok tepki aldım. Ama silahlı mücadele yürüten bir hareketin liderinin sürece dahil olması, “demokratik siyaset” dışı bir iştir... Siyasal bir müzakere sürecidir.

Bundan sonrası da böyle devam edecek... “Girişilen işi ciddiye almak” derken, kastettiğim budur.

Şu anda girişilen siyasi müzakere sürecinin bir ayağı eksiktir.

Muhalefet, bu müzakere sürecine hiçbir şekilde dahil değil. Takdir edersiniz ki bu sürdürülebilir bir durum olamaz. Kusura bakmayın ama “Top onlarda... Dahil olsunlar diyoruz... Olmuyorlar” diye yakınmak, ciddi bir siyasi tavır sayılamaz.

Ayrıca bu işin evveliyatı var: Perşembenin gelişi, çarşambadan belli idi...

Daha açık ifade edersek: Türkiye’nin seksen küsur yıllık bazı meselelerinin, daha fazla beklemeye tahammülü olmadığı ortada idi. Tekrar tekrar söylemek lüzumu hissediyorum: İktidar partisinin ufukta kendisini bekleyen büyük yükleri görüp, uzlaşmacı bir siyaset izlemesi icap ediyordu. Tam tersi oldu, her konuda, iş adeta inada bindi. Siyasi uzlaşma, demokrasiden taviz sayıldı. Şimdi, hiçbir konuda görüşüne itibar edilmeyen muhalefete, “Gel bu yükü beraber kaldıralım” deniliyor. Bu, “Kazanç bize, ama kayıplarda ortak olalım” teklifidir. Hiçbir muhalefet böyle bir teklife yanaşmaz.

Biliyorsunuz, “siyasi uzlaşma” tartışması, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile başladı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’ün ısrarını siyaseten yanlış bulduğumu söylemiştim. Bu kanaatim hiç değişmedi. Kürt meselesinin çözümü sürecinde, “hakem” rolü üstlenebilecek bir cumhurbaşkanı, çok katkı yapabilirdi.

Açık konuşalım: Mevcut hükümetin, dahası bir siyasal hareketin merkezi şahıslarından biri olarak seçilen Abdullah Gül, mevcut koşullar altında, bu hakemlik rolünü üstlenemiyor. Bu durumun onun şahsiyetinden bağımsız bir durum olduğunu hatırlatmaya gerek duymuyorum, ama maalesef mevcut tablo bu.

GERİ GİDERİZ

Hükümet, “Olan olmuş, bunları tekrar gündeme getirip ortalığı bulandırmayın” diye düşünebilir. Bence bu kafada gitmenin sorun çözmeye faydası olmuyor. Dediğim gibi, önümüzde uzun ince bir yol var. O yolda daha serinkanlı, uzun ufuklu düşünmeye ve davranmaya ihtiyacımız olacak.

Mevcut ortamın daha da gerildiği bir Türkiye’de Kürt meselesi falan hallolmaz... Üstelik dönülmez akşamın ufku durumu hasıl olduğu için, olduğumuz yerden daha geri gideriz.

Bu işler isim-şehir oyunu veya tarih-coğrafya kompozisyonları ile değil uzun ufuklu siyasetlerle yönetilir. 

X