Uzaktan kumandalı mayın yanlışı

Hürriyet Haber
13.08.2012 - 01:54 | Son Güncelleme: 13.08.2012 - 01:54

GÜNEYDOĞU’dan gelen şehit haberlerinin çoğunda katil hep aynı: “Uzaktan kumandalı mayın!” Fakat her patlayıcı mayın mıdır? Ya da mayınlar uzaktan kumandayla patlatılabilir mi?

Son olarak Hürriyet’te 28 Temmuz’da çıkan “Tugay çıkışı tuzak” başlıklı haberde de “PKK’lı teröristler, karayolunda menfeze yerleştirdikleri tahrip gücü yüksek mayını, askeri araç geçerken uzaktan kumandayla infilak ettirdi” denildiğini görünce bu soruların peşine düşmeye karar verdim.

Uluslararası Mayın İzleme Örgütü Araştırmacısı Muteber Öğreten’e yönelttim bu soruları. “Mayın başka, uzaktan kumandalı patlayıcı başka” diye yanıt verdi Öğreten:

“Her iki silah birbirinden çok farklı: Antipersonel kara mayınları, kurbanlarını aramaz, kurbanların kendisine gelmesini bekler. Onu harekete geçiren kurbanın bizzat kendisidir. Kimlik sormaz, kurbanları arasında fark gözetmez.

Diğer patlayıcılar ise kurbanların kendisine gelmesini beklemez, kurbanlarını seçer, onları arar ve bulur. Onu harekete geçiren kurbanın kendisi değil, tıpkı diğer geleneksel silahlarda olduğu gibi bir başka kişidir.”

Antipersonel mayınların kullanımının, üretiminin yasaklanması ve bunların imhası ile ilgili Ottawa Sözleşmesi de mayınları şöyle tanımlıyor: “Mayın, toprağın veya başka bir yüzey alanının altına, üstüne ya da yakınına yerleştirilmek ve bir kişinin veya aracın mevcudiyeti, yaklaşması veya teması ile infilak etmek üzere tasarlanmış mühimmattır.”

Kısacası, mayınlar uzaktan kumandayla patlatılmıyor! Antipersonel kara mayını ile uzaktan kumandalı patlayıcı arasında büyük fark var. Bir olayda ölümlere neden olanın mayın olup olmadığını bilmek de çok önemli. Çünkü Türkiye, 2004’ten beri Ottawa Sözleşmesi’ne taraf ülke konumunda. Hatta PKK da 2006 yılında Cenevre Çağrısı’nı (Geneva Call) imzaladı, mayın kullanmamayı taahhüt etti.

O nedenle sivil toplum örgütleri, sözleşmenin Türkiye’de uygulanıp uygulanmadığını titizlikle takip ediyor. Hem devletin her yıl Birleşmiş Milletler’e verdiği bilgilerin hem de ülke araştırmacılarının derlediği bilgilerin yer aldığı raporlar hazırlanıyor.

Ancak “Mayınsız Bir Türkiye Girişimi”nin önünde iki büyük engel var, devletin yeterli bilgi vermemesi, haberlerin de çoğunun “uzaktan kumandalı mayın” şablonuyla hiç araştırılmadan yazılması. Bölgeden gelen haberlerin güvenilirliği konusundaki zaafı göstermesi bakımından üzerinde durmaya değer bir gazetecilik hatası bu.

Ayrıca uzmanların bu haberlerin doğruluğunu araştırması da mümkün olamıyor çoğu kez. Hal böyle olunca da mayınların ilk kez döşendiği 1950’lerden bugüne değin Türkiye’de ne kadar mayın vakası olduğu, ne kadar mayın kurbanı olduğu bile bilinemiyor. Mayınlara karşı gerekli mücadele de yapılamıyor. Bu mücadeleye katkıda bulunmak ve bir yanlıştan arınmak istiyorsak her patlayıcıyı mayın sanmaktan vazgeçmemiz gerek. Lütfen dikkat...

Mimarın itirazı

MİMAR Hakan Yürüoğlu ile yapılan söyleşi, Hürriyet Emlak ekinin 29 Temmuz tarihli sayısında “SPA uzmanının hedefi ilk üç” başlığıyla verilmişti. Yürüoğlu, bu söyleşide yaptığı işleri anlatırken, “Merit Royal’in Kıbrıs projesiyle bölgenin en lüks casino’sunu yapacağız” diyordu. İçmimar-endüstri ürünleri tasarımcısı Kâmil V. Sayın, o projeyi kendisinin yaptığını savundu: “Anılan casino’nun, işletme yetkililerinden de soruşturulabileceği üzere birçok Merit tesisinde olduğu gibi tasarlama ve uygulama projeleri tarafımdan hazırlanmakta ve yönetilmekte olup, adı geçen şahsın konuyla ilgisi yoktur.”

Bunun üzerine söyleşiyi yazan Çilem Kaya, Sayın’ın itirazını Yürüoğlu’na sordu. Yürüoğlu da “Evet, o otelde casino’yu biz yapmıyoruz. Ancak ben zaten tüm otelin büyüklüğünü ve farklılığını övmek için ‘En büyük gazino olacak’ dedim” yanıtı verdi bu eleştiriye. Ayrıca otelle yaptığı sözleşmeyi de yolladı. Otelin SPA ve dekorasyonundan sorumlu mimar olarak yer alıyordu sözleşmede.

Anlaşılan Kâmil V. Sayın, düzeltilmesini istemekte haklı. Kıbrıs’taki Merit Royal Oteli’nin casino’sunu onun yapmakta olduğunun altını çizmek gerek.

Kürtaj baskını

“KÜRTAJ baskınından tecavüz iddiası çıktı” haberini, Alper Ünver adlı okurumuz, “Sanki kürtaj yasaklanmış gibi bir sonuç çıkıyor” diye eleştirmişti. 15 Temmuz’daki o haberde muayenehanesinin basıldığı ve gözaltına alındığı yazılan Op. Dr. Abdülaziz Akkaya’dan da bir açıklama geldi:

“Olayda adı geçen şahıs, randevusuz gelen bir hastadır. Muayene dahi etmediğim bir hastayı kürtaj etmemin söz konusu olamayacağı ortadadır. Kaldı ki, kadın doğum uzmanı olmam sebebiyle muayenehaneme hamile bayanların gelmesi doğaldır. Hastanın beyanında da görüldüğü gibi sadece muayene olmaya geldiği, kürtaj hazırlığı ve anestezi uzmanı olmadığı açıktır.

İsim verilmeden yapılan bir telefon ihbarı nedeniyle muayenehanem polisler tarafından incelenmiş, ihbarın asılsız olduğu tespit edilmiş ve ifadem sonucunda savcılığa dahi sevk edilmeden serbest bırakılmış bulunmaktayım. Sağlık hizmeti sunulan muayenehaneme gazetecilerle birlikte polis baskını yapılması her açıdan mahremiyet ve masumiyet haklarımın ihlalidir.”

Haberde görünenden ne kadar farklı değil mi doktorun yaşadıkları ve kendi penceresinden anlattıkları? İşte bu yüzden de haber yazarken ilgili taraflarla, suçlananlarla konuşmak bir gereklilik...

Okurdan kısa kısa

- Ceren Kahveci: 21 yaşında bir üniversite öğrencisi olarak yazıyorum bu mail’i size. Gönül isterdi ki bu bir teşekkür yazısı olsun. 3 Ağustos’ta internet sitenizde yayımlanan “Başbakan önerdi, tersi oldu” başlıklı haberinizle de övülmüşsünüzdür umarım. Ve umarım bir şeyler başarmaya çalışan sporcularımızı küçük düşürmenize de değmiştir bu haber. Böyle bir dille, böyle bir haber yapmak Türk spor camiasına bir hakarettir. Yakışmadı sana Hürriyet. 
- Ülker Yaşin: Bugün (5 Ağustos) gazeteniz ile birlikte verilen Ramazan Mutfağı ilavesindeki tariflerden ikisi (lahana dolması ve Kafkas çorbası) lahana ile yapılıyor ve lahananın bulunmadığı bir dönemdeyiz. Turfanda sebzelerle tarif vermelerinin daha doğru ve sağlıklı olacağını belirtmenizi rica edebilir miyim?
- Vildan Y. Günaydın: Dalaman Havaalanı ne zaman Bodrum’a taşındı da biz kaçırdık! Bakınız 23 Temmuz’da ikinci sayfada çıkan sanatçı Nur Fettahoğlu ile ilgili “Ağlama krizinin nedeni kavgaymış” haberi! “Bodrum Dalaman Havalimanı” diyor! Pes, nasıl böyle bir hata olur?
- Umur Erden: 28 Temmuz’da dış haberler sayfanızda “Miloseviç’in sözcüsü Sırbistan Başbakanı oldu” haberi vardı. İlk cümlesinde, “hükümetinin başına başbakan görevine” gibi garip bir ifade vardı.
- Onur Solmaz: Eskişehir-spor’un Marsilya ile maçı Veledrome Stadı’nda oynandı demişsiniz haberde. Ezbere yazılmış ama maç, Veledrome bakımda olduğu için Parsemain Stadı’nda oynandı.
- Koray Kılınçat: 11 Ağustos tarihli gazetenizde “Şekerde 61 dolarlık navlun kargaşası” başlıklı yazınızda “navlun” kelimesine ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır. Haberin bir yerinde navlunun “dış ticarette taşıma bedeli” olduğuna yer vermeniz, okurun haberi daha net algılamasını sağlayacaktır.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı