"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Uzaktan gelen yakın dostlar

“CANLI”, yüzyüze izlemek, gönül gözüyle görmek için yürü(ye)medim Gölbaşı’na...

Ama doğa için yollara koyulan “Büyük Anadolu Yürüyüşü”nü günlerdir fotoğraf karelerinden, haber kanallarındaki görüntülerinden izliyorum.
Bir yürüyüşçünün yanağına kondurduğu papatyayı, “Sularımızı, Anadolu’yu vermeyeceğiz” pankartı altında horon tutanları, yanlarında gelen ve yürüyüşü devesi, katırı, keçisi, köpeği ile “kervan” kılan sessiz dostlarını görüyorum fotoğraf karelerinden.
Hepsinin yüzü güneşten. “Topraktan öğrenip, toprağa saygıyla, sevgiyle eğilen” insan yüzleri...
Çünkü doğanın sahibi değil parçası olarak görüyorlar kendilerini.
Üstelik doğayı yaşam adına, tüm yaşamlarıyla sahiplenmelerine rağmen...

* * *

Ölümüne de sahipleniyorlar.
Onların görüntülerine tek tek ve defalarca bakarken, araya keder karıştı bir fotoğraf karesiyle.
Yürüyüşe Fethiye Yuvarlakçay’dan katılan 24 yaşındaki Berkay Kuyzu’ya bir kamyon çarptı.
Gölbaşı’na 50 kilometre kala... Emniyet şeridinden yürürken...
Çarpmış kamyon, fırlatıp atmış dokuz metre öteye...
Göğüs kafesinde, kalçasında ve kafatasında kırıklar oluşan Kuyzu hala yoğun bakımda.
Kamyon şoförü ise çarptığından da hızlı bir şekilde kaçmış, karışmış karanlığa. “Doğa”nın değil, karanlığın, bir silah gibi kullandığı bilmem kaç tonluk kamyonun “parça”sı çünkü. Eli direksiyona değdiğinde, o metal gövdenin “parça”sı olan binlerce robot gibi...
O şoförün bulunması boynumuzun değil sadece, Başkent’in borcudur.

* * *

Ha... Başkent deyince, “Yazıklar olsun” demek de benim boynumun borcu.
“Uzaktan gelen dostlar, yakın dostlardır” der ya bir Çin atasözü. Ya hiç duymadık, ya işimize gelmedi...
Önce kente almadılar onları.
Ama unuttular, onların doğanın parçası olduğunu. Vız geldi... “Bekleriz” dediler, konakladılar Gölbaşı’nda...
Sonra Çankaya Belediyesi “seyyar tuvalet” gönderdi, onlar için. Kurulmasına izin vermediler.
Su tankı yollamışlar, ona da “Yasak!”.
Geceleri üşümesinler diye, Ankaralı kardeşleri çalı-çırpı getirmiş ateş yakmaları için. Yine izin yok...
Ben ise bir kuru selam gönderdim. Henüz “selam vermek” engellenmeden, selam-sabah kesilmeden...
(Yarın suç ve kabahatler açısından değinmeye çalışacağım konuya)

X