"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Uykuya devam

TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin en önemli devrim yasası 3.3.1924 günü kabul edilen 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’dur.

(Yeni deyişiyle Eğitim Birliği Yasası) Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının en önemli nedenlerinden biri eğitim sistemindeki karmaşa ve değişik okullarda değişik kafada insanlar yetiştirilmesi idi.

Cumhuriyeti kuranlar, çağdaş bir devletin ‘olmazsa olmaz’ koşullarından birinin ‘eğitim birliği’ olduğunu bildikleri için, temele bu çok önemli yasayı koymuşlardır.

Halkın Manisa mebusu Vasıf (Çınar) Bey ve 50 arkadaşının verdikleri yasa önerisinin gerekçesini çok iyi okumaları ve anlamaları gerekiyor:

BİLİYOR MUSUNUZ
‘ALİ Öz - 1982-2009 Fotoğraflarla Türkiye’ sergisinin 1-20 Eylül tarihlerinde Karşı Sanat Çalışmaları’nda (0212-245 71 53) açılacağını (
aliozfoto@gmail.com)... BARTINLI ev hanımlarının www.bohcacipazari.com adresleri ile el emeklerini sergilediklerini...

“Bir devletin genel kültür ve eğitim politikasında ulusun düşünce ve duygu bakımından birliğini sağlamak için öğretimin bir yönetimde birleştirilmesi en doğru, en bilimsel, en çağdaş ve her yerde yararları, iyilikleri görülmüş bir ilkedir. 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu döneminde çökmüş Osmanlı Sultanlığı da öğretimin birleştirilmesine başlamak istemişse de bunu başaramamış, hatta bu konuda bir ikilik de yaratmıştır. Bu ikilik, eğitim ve öğretim bakımından birçok kötü sonuçlar doğurdu. Bir ulusun kişileri, ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim, bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu ve düşüncede birlik ve beraberlik amacını bozar. Yasa önerimiz kabul edilirse, Türkiye Cumhuriyeti’nde bütün bilim ve kültür kuruluşlarının tek bağlantı yeri Eğitim Bakanlığı olacaktır. Böylece bütün okullarda bundan böyle Cumhuriyet’in eğitim politikasından sorumlu, eğitimimizi duygu ve düşünce birliği içinde ilerletmekle görevli olan Eğitim Bakanlığı, olumlu ve birleşik bir eğitim politikası uygulayacaktır.”

1950’li yıllara gelindiğinde, ülkede Cumhuriyet’i yıkıp şeriat rejimi getirme amacıyla faaliyet gösteren İlim Yayma Cemiyeti öncülüğünde, namazımızı kıldıracak, ölülerimizi yıkayacak imam bulamıyoruz gerekçesiyle önce imam hatip kursları olarak başlayan süreç, 1960 sonrasında dinimizce mekruh olan kızlara da okullar açılmak suretiyle imam hatip ortaokulları ve liseleri olarak yaygınlaştırıldı ve özellikle 1980 sonrasında bu okullar patlama yaptı.

Cumhuriyet’e düşman gençler bu okullarda yetiştirilmeye başlandı. 1960’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde görev yapan Alman Prof. Gotthard Jaesche, yazdığı “Yeni Türkiye’de İslamlık” adlı araştırmasında, imam hatip liseleri müfredat programının Osmanlı’daki medreselerle aynı olduğunu yazdı.

Türkiye’de artık Devrim Yasası ruhuna aykırı olarak, aynen Osmanlı’da olduğu gibi, yeniden iki tip insan yetiştirilmeye başlandı.

İslamiyet’te din adamı ve imamlık, hatiplik gibi meslekler olmamasına rağmen, her şey oldu bittiye getirildi, din adamlığı mesleği oluşturuldu. Nihayet imamlar tarafından yönetilen Atatürk Türkiye’sinde önce YÖK tarafından katsayı kaldırılarak imam hatip liseleri normal lise statüsüne getirildi ve son olarak 22.5.1972 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan İmam Hatip Liseleri Yönetmeliği’nin 6. maddesi 4 Ağustos günü sessiz sedasız değiştirildi.

Eski yönetmelikte din adamı yetiştirmek amacıyla kurulmuş olan imam hatiplerin, yeni yönetmeliğin 6. maddesine göre hem mesleğe, hem yükseköğretime hazırlayan liseler olduğu ifade edildi.

Ve böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde bulunan Eğitim Birliği Yasası fiilen ortadan kaldırılmış oldu. Oysa ki Anayasa’nın ilk dört maddesi ile birlikte devrim yasalarını içine alan 174. maddesi değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez hükümler olmasına rağmen, AKP hükümeti ve devlet yöneticileri hem bu yasayı ortadan kaldırmışlar hem de Anayasa’yı da açıkça çiğnemişlerdir.

Türk halkı tüm yaşananları seyretmektedir. Bir gün uyandığında çok geç kalmış olacaktır.
Semih KALKANOĞLU, Elektrik Mühendisi, Arş. Yazar

Büyükşehir nefes aldırmıyor

İSTANBUL Mimarlar Odası Marmara Denizi’nde yapay ada yapılmasına izin verildiği gerekçesiyle İstanbul’un 1/100 binlik il çevre düzeni planına itiraz ettiğini biliyoruz. Bununla ilgili dilekçede, “Kartal ve Küçükçekmece’de denizin doldurulması yoluyla yapılacak adaların İstanbul’un dokusuna ve doğal yapısına zarar vereceği savunuluyor.

AKP’li Sefer Kocabaş “1/100 binlik planlarda söz konusu adalarla ilgili herhangi bir çalışma yok. Ancak alt ölçekli planlarda etkinlik adası yapılabilir notu var. Bunun da hukuki bir geçerliliği yok. Sadece bir öneri. Adaların yapılabilmesi için bu notların planlara işlenmesi gerekiyor” diyor.

Geçen dönem CHP’li Büyükşehir İmar Komisyonu üyesi olan Gülabi Kazma, “Adaların harita üzerinde gösterildiği lekeler silindi. 1.100 binlik planlarda konu ile ilgili herhangi bir çalışma yapılmamıştır” diye açıklama yapıyor.

Bu haberin yer aldığı Sabah’a bir baktık ki, CHP’li Kazma’nın sözleri üzerine Büyükşehir Belediyesi yaptığı bir açıklama ile “Sayın Gülabi Kazma’nın bu yönde bir açıklaması bulunmamaktadır” deniliyor. Yani ilk kez Büyükşehir, CHP’li eski bir meclis üyesinin sözlerini yalanlıyor. Demek ki, Gülabi’ye baskı yapıldı. Çünkü olayın gerisinde Kazma’nın çocuklarının firması Zitaş’ın Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı yol işleri var. Her iki taraf için de ayıp!

Kars, heykelsiz ve festivalsiz bir kente dönüşüyor

KARS’ın AKP’den CHP’ye geçen Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu seçimi kaybetti, yerine AKP’li Nevzat Bozkuş geldi.
İlk işi belediyede çalışan 100 işçiyi çıkarttı.

Alibeyoğlu döneminde kurulan dört heykeli kaldırttı. Son olarak da Kars’ın sembolü olan ‘Kaz heykeli’ de gitti.

Kars denilince akla ne gelir, kaşarı, kazı ve kalesi... Kaz, Kars’ın sembolü olmuştu.

Kars’ı dışarıya açan ekonomik katkı sağlayan üç uluslararası etkinliği de iptal ettirdi. Türkiye Aşıklar Bayramı, Kafkas Kültürleri Festivali ve Altın Kaz Film Festivali.

60 ülkeden kültür insanları geliyordu etkinliklere... Başkan Bozkuş, kime hizmet ediyor diye sorulduğunda gerekçe şu: “Heykellere rötuş yapacağız.”

Heykeller yıkılmıyor ama kalplar kırılıyor, Kars kamplaşıyor.

Buna ‘kasaba kültürü’ denmez mi?

X