Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Uygarlık ve aşağılık duygusu

En soğukkanlılarımızı bile çileden çıkartan Avrupa Birliği memurlarını düşündükçe, gözümün önüne ve aklıma şöyle bir sahne geliyor:

Adamın biri bir tefeciden borç para alıp karşılığında noter tastikli bir senet vermiş. İnsanlık hali, düşmez kalkmaz bir Allah, borç yiyen kesesinden yer, Süleyman Demirel’in de bir zamanlar işaret buyurdukları gibi “Borç yiğidin kamçısıdır.”
Ödeme gününe daha çok var. Borçlu kişi borcunu zamanında ödemek için elinden geleni yapıyor, mal üretip satıyor, para biriktiriyor. Alacaklı tefeci borçlunun durumunu yakından izliyor, ama olur olmaz yerde ve zamanda, borcunu ödemezse mallarına haciz koydurup sattıracağını, adamın sefalete düşeceğini söylüyor. Bu da yetmezmiş gibi tefecinin tahsildarları ve katipleri adama ya da ailesinden birine rastladıkları yerde borcu hatırlatıp “Karışmam ha!” diye çıkışıyorlar.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı tutum ve davranışlarının tefecinin püsküllü bela tavrından, Karen Fogg’un öncül ve ardıllarının densizliklerinin tahsildarlarınkinden farkı ne(ydi)? Verheugen efendinin Kıbrıs konusundaki patavatsızlıkları tefecinin katiplerinin saygısızlıklarını andırmıyor mu(ydu)?
Avrupa Birliği’nin, memurlarına özel görev verdiği, Türkiye’yi ve insanlarını çileden çıkartmak için ellerinden geleni yapmakla görevlendirdiği geliyor aklıma. Böyle bir görev vermediyse, en yeteneksiz, en dengesiz, en patavatsız, en görgüsüz insanları Türkiye’de görevlendirmiş olmalı.

***

Bizim de kabahatimiz var. Karşımızdaki Avrupalı ilk terbiyesizliğini yaptığı zaman türlü nedenlerle haddini bildir(e)miyoruz. Avrupalı, vaktiyle atalarının Osmanlı İmparatorluğu’ndaki hıristiyan halkların savunulmasını bahane ederek türlü türlü fesat çevirmeleri gibi, şimdi de Kıbrıs’ı, Kürtleri, İnsan Hakları’nı bahane ederek gene ince kumpaslar kuruyorlar. Bu türden davranışlara daha ilk anda karşı çıkacağımıza sabır ve tevekkülle hareket edip ipin ucunu kaçırıyoruz. İpin ucunu kaçırınca öfkeleniyoruz, kendimize ve dünyaya küsüyoruz.

***

Türkiye’nin sorunu kendi imgesini denetleyememesi, kendi imgesini ballandırarak satamaması. Çünkü zengin değil. Paran varsa imgenin düdüğü çalar. Başkalarının yarattığı ve uydurduğu imgeye bir karşı imge çıkarmasını sağlayacak ilmi ve parası yok. Bilmiyoruz, belki de parası var ve bu parayı yerinde kullanamıyor, çarçur ediyor. Yıllardır “Gece Yarısı Ekspresi”nden şikayet ediyoruz. Ardından “Ararat” filminden... Ama birinin yaptığı, ikincisinin yapacağını tahmin ettiğimiz tahribatın kaynağı bu iki filmden çok Avrupalı avâmın zihnindedir, bilinçaltındadır.
Ne yapmalı? Ya bu avâmın önyargılarını ciddiye almayıp onun zihinsel yapısını teşhir edeceğiz ya da karşı saldırıya geçeceğiz. Ama cahil avâmın bunlardan en küçük haberi bile olmayacaktır. Bütün cahil avâm gibi Avrupa avâmının da zenginlik ve görkem karşısında gözleri kamaşır. Avâmın dünyanın hiçbir yerinde ne demokrasi ne de insan hakları kaygısı vardır; düşünce özgürlüğü de umurunda bile değildir. Zenginsen, güçlüysen, avâm karşında diz çöker. Tıpkı ABD karşısında yaptığı gibi.

***

Uygarlığın gerçekten uygarlık olması için, seçkin azınlıkla sınırlı olmayıp avâm saflarına da yayılıp sızması; uygarlığın avâm tarafından özümsenmesi, sindirilmesi gerekir. Tarihin başlangıcından bu yana ve dünyanın beş anakarasında, bunu hiçbir toplum başaramadı. Avrupa Birliği ülkeleri de başaramadı. Zenginleşen ancak uygarlaşamayan küçük ülkelerin saldırgan megalomanileri avâmlarının görgüsüzlüğünden kaynaklanmaktadır.
Aşağılık duygusu içinde kıvranmanın gereği yok! Aşağılık duygusu avâma özgü bir duygudur. Mutlaka aşılmalı!Avâmımızı da uygarlaştıracak şekilde zenginleşmemiz, güçlenmemiz ve ülke içinde adaleti sağlamamız gerekiyor. Gerisi hava ile civâ!
Avâma halk da denir!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI