Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Üniversiteye zulüm...

<B>ÜLKESİNİN </B>üniversiteleriyle kavga eden bir iktidar, <B>Demokrat Parti</B>’li yıllardan nerdeyse yarım asır sonra tekrar bize nasip oldu.

Son haberlere göre hükümet önümüzdeki 1 Ocak’tan itibaren, üniversitelerin harç gelirlerini, 1 Ocak 2007’den itibaren de döner sermaye gelirlerini ortak bir havuzda toplayacakmış.

Demek ki araştırma görevlileri başta olmak üzere tüm üniversite kadrolarını Maliye Bakanı’nın keyfine bırakma zulmü üniversiteleri yola getirmeye yetmedi.

Oysa Danıştay bu konuyla ilgili keyfi tasarruf yolunu tıkamıştı. Ama hükümet ‘Üniversiteyi yola getirme’ (!?) inadından vazgeçmediği için yetkiyi daha sonra Başbakanlık üstlendi.

Bir yandan ‘Üniversitelerimiz işlerini iyi yapsalar dünyadaki en iyi 500 üniversite sıralamasında yer alırlardı’ diye sitemde bulunacaksınız, öte yandan da üniversitelere en az kaynak ayırdığınız yetmiyormuş gibi kendi sunduğu hizmet karşılığı kazandığı parayı da elinden alıp kıvrandıracaksınız.

Söze devam etmeden önce en az kaynakla ne demek istediğimizi rakamla anlatalım:

Avrupa Birliği ülkeleri kendi Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’larının ortalama yüzde 1.2’sini üniversitelerine ayırırken Türkiye bunun yarısı kadarını (binde 64’ünü) ayırıyor.

Onlar bu oranları yetersiz bulup 2010 yılına kadar mümkünse iki misline çıkarmak istediklerini ilan ederken bizde AKP iktidarı üniversitelerin ellerindekini de alıyor.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bu tersine gidiş sanki onun desteğiyle meydana gelmiyormuş gibi, gayet pişkin bir edayla geçen gün ‘Avrupa Birliği ile müzakerelere başlama aşamasında YÖK’ün ve üniversitelerimizin AB sürecine uygun hale getirilmesi’ ihtiyacından söz ediyordu.

YÖK, yetkileri tek elde toplayan merkeziyetçi yapısıyla AB felsefesine yani yetkilerin çevreye dağıtılması anlayışına ters düşüyormuş.

Peki ücra bir üniversitenin ihtiyacı olan bir tek araştırma görevlisi tayinini bile Başbakan’ın iznine bağlamak merkeziyetçi olmuyor mu?

Geçen gün Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay söylüyordu: Üniversiteye bağlı hastanın 1100 yatağından 100’ünü hemşire eksiği yüzünden kullanamıyorlarmış. Hastanenin üç adet Yoğun Bakım Bölümü varmış. İkisini aynı nedenle kapalı tutuyorlarmış. ‘Tıbbi alet ve cihazlarımızı 18 saat kullanabilecekken, personel olmadığı için günde ancak 6 saat hizmet verebiliyoruz. Bize Döner Sermaye’den hemşire alın dediler. Yaptığımız başvuruya 10 aydır Maliye Bakanlığı yanıt bile vermiyor’ diyordu.

Antalya’daki Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın, aynı eziyetin kendilerine de yapıldığını söylüyordu.

Üniversitelerimizi AB sürecine uydurmaktan söz eden hükümetin yaptıkları bunlar...

Tabii biz boşa laf ettiğimizi görmezden geliyoruz:

Geçen nisan ayında İzzet Baysal Üniversitesi’ne yaptığı ziyaret sırasında rektöre kızan ve ‘Üniversitelerin parasını ben veriyorum. Elbet onlara karışacağım’ diyen bir Başbakan’ın insafına terk edilmiş bir üniversite, AB’ye hangi kafayla götürülmek istenirse, durumumuz o’dur.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI