Eğitim Haberleri

    ‘Üniversitelerin borcu’ ne demek?

    Prof. Dr. Süleyman BÜYEKBERBER - Gazi Üniversitesi Rektörü
    24.04.2016 - 10:03 | Son Güncelleme:

    Üniversite borçları denilince sadece döner sermaye kökenli borçlardan bahsedilebilir. Üniversitelerin katma bütçelerinde borç söz konusu değil. Çünkü özellikle son yıllarda büyük-küçük tüm üniversitelerin bütçeleri enflasyonun çok üzerinde artırıldı.

    Sözgelimi 2016 yılında üniversiteler için öngörülen bütçe artışı yüzde 20-30 arasında değişiyor. Bu son yıllarda hep böyle oldu ve yükseköğretim kurumları altyapı ve yatırım olarak oldukça rahatlatıldı. “Döner sermaye borçları ile büyük üniversiteler iflas noktasına geldi” deniliyor. Neden böyle oldu?

    Hastaneleri olan büyük üniversiteler hakikaten zor durumda. Bu üniversitelerde döner sermaye kaynaklı büyük borçlar oluşmuş durumda. Hastane kaynaklı iflaslar söz konusu. Bu iflası sadece hastane yönetimlerinin beceriksizliğine bağlamak mümkün değil. Özellikle son 3-4 yıldır eski israf dönemi kapandı. Asıl sorun Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) yıllardır Sağlıkta Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarını artırmıyor, hatta zaman ilerledikçe azaltılan fiyatlar ve sınırlamalar söz konusu oluyor. Bazen SUT fiyatı yaptığınız ameliyat için kullanmak zorunda olduğunuz onlarca malzemeden sadece bir tanesinin bile fiyatını karşılamadığı oluyor.

    SUT fiyatları çok düşük. Ayrıca tüm dünyada olduğu gibi en sofistike, tecrübe ve teknoloji isteyen, en zor ve en maliyetli sağlık sorunlarıyla üniversite hastaneleri uğraşmak zorunda. Çünkü sevk zincirinin son halkası üniversite hastanesidir. Özellikle de büyük şehirlerdeki büyük üniversite hastanelerine diğer üniversitelerden de sevk yapılıyor. Çok zor ve masraflı hastalıklar üniversiteleri çok büyük zararlara uğrattığı halde bunu sürdürmek zorunluluğu var. Sonuçta kamu hastanesi olarak zarar ediyorum diye bu hizmeti vermekten kaçınamazsınız. 

    Sağlık eğitiminin ciddi bir maliyeti var

    Hekim ve sağlık personeli yetiştirdiği için üniversite hastanelerinin döner sermayelerine devlet katkısı verilmiyor mu? sorusu yöneltilebilir. Cevap, asla. Bu kanunen mümkün değil zaten. Ancak tam burada işin içerisinde olmayanların atladığı bir konu var. Sağlık eğitiminin ciddi bir maliyeti var. Bir hekim veya hemşire yetiştirme maliyetine 20 hukukçu yetiştirebilirsiniz. Tıpta ve sağlıkta sadece hoca, sıra ve masa ile eğitim yapılmaz. Ayrıca üniversite hastanelerinde özel hastane veya Sağlık Bakanlığı Hastanesindeki maliyetlerle iyi hekim ve sağlık personeli de yetişmez.

    Üniversite hastanelerinin tüm hastane alanı aslında sadece hastane değil, aynı zamanda eğitim alanıdır. Sadece temel tıp binasının ısıtma, soğutma aydınlatma, temizlik, güvenlik, elektrik, su masraflarını katma bütçeden karşılamak gerekiyor. Diğer tüm hastaneyi döner sermaye gelirlerinden karşılayacaksın demek adaletli olmaz. Maliye Bakanlığı bugün bunu söylüyor. Oysa tıp fakültesinin 4, 5, 6’ıncı sınıfları, hemşirelik, fizik tedavi rehabilitasyon, diyet, odyoloji ve 10’a yakın sağlık meslek yüksekokulu teknisyenlik bölümlerinin hepsi hastanede eğitim alıyorlar.

    Dershaneler, toplantı salonları, hoca odaları, hastane içerisinde bulunuyor. Hastalar eğitim için hastaneye yatırılıyor. Üniversite hastanelerinde sıradan hastane gibi metrekare hesabıyla bakım onarım, ısıtma soğutma, temizlik, güvenlik maliyeti çıkarılamaz. Gazi Hastanesi’ne günde 40 bin kişi girip çıkıyor. Bunların 5 bini personel veya öğrenci. Çok pahalı olan binlerce sarf malzemesini öğrenciler harcar, ziyan eder, kırar, eskitir. Bugün maalesef bunlar hiç hesap edilmiyor. Her ay milyonlarca lira eğitim masrafı hastanenin döner sermaye gelirlerinden (zaten zarar içinde) ödenmeye devam ediliyor.

    Bazı hastaneler 2-3 yıl geriden borç ödemesi yapabiliyor

    Üniversitelerde tüm akademik ve idari personele denge tazminatı adı altında ücret ödenir. Örneğin bu ücret hukuk, mühendislik, edebiyat fakültelerinde katma bütçeden yani maliyenin verdiği paradan ödenirken tıp, diş hekimliği fakültelerinde döner sermaye gelirlerinden ödeniyor. Niye derseniz, izahı yok. Bu az bir miktar değil. Mesela Gazi Hastanesi için bu rakam yıllık 32 milyon TL.  Yani sadece denge yükünü kaldırsanız bile pek çok üniversite ilaç ve malzeme alımında yaşadığı sıkıntıdan kurtulacak.

    İlaç ve malzeme ödemelerinde bazı üniversitelerin icraya düştüğü doğrudur. Pek çok hastane 2-3 yıl geriden borç ödemesi yapabiliyor. Yani 3 yıl önceki aldığımız malzemenin borcunu şimdi ödemeye çalışıyoruz. Hatta son gelişmelerden sonra bu imkânları da kalmadı. Yani firmalar bugün sattığı ilaç veya malzemenin ücretini 3 yıl sonra alacağını bildiği için çok ciddi pahalı fiyatlarla satıyorlar veya ihalelere hiç girmiyorlar. 300 kalem ilaç için ihaleye çıkılıyor. Abartmıyorum 12 kalem ilaç için fiyat veriyorlar. Sürdürülebilir bir hali kalmadı. Neticede kamu zararı da oluyor. Bazı firmaların da üniversiteler için icra takibi başlattığını duyuyoruz. Sonuçta ne olacak derseniz bir şekilde reçete ile hasta yakınları dış eczanelerden ilaç alıp getiriyorlar ve bu sorun gözükmüyordu. Ancak şimdi bu çözüm yolu da tamamen kapatıldı. Muhtemelen hastane eczanelerinin depoları boşaldıktan sonra birçok ameliyat ve tedavi yapılamayacak.

    Ucuza sağlık hizmeti olmaz

    Hastaneleri profesyonellerin yönetmesi ve akademik kadronun sadece eğitimle ilgilenmesi yönünde öneriler de oluyor. Fakat bunlar teorik söylemler. Üniversite hastaneleri dışındaki hastanelerin nasıl sübvanse edildiğini, hangi ek kaynaklardan beslendiğini herkes biliyor ki bunların eğitim gibi bir sorumluluğu da yok. Eğitim konusu çok önemli. Bedava veya ucuz sağlık eğitimi olmaz. Bugün ülkemizin en gurur duyduğu sektör sağlık sektörü. Açık ara önde ve dünya standartlarının çok üstünde. Bunun kıymetini bilmek ve yozlaştırmamak gerek.

    Büyük üniversite hastaneleri tüm sağlık sisteminin ana kaynağı, her doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli burada yetişiyor. Parlak fikirler, genç ekonomistler, trendler, özel sektör, CEO’lar vs. bunlar hikâye. SUT fiyatları ortada, kimse sihirli değnek beklemesin. Ayrıca üniversite ve akademik yapı çok farklıdır. Her şeyi maliyet/yarar oranıyla götüremezsiniz. İdealizm, fedakârlık, gönüllülük, usta-çırak silsilesi sağlıkta çok önemli. Parayı yöneten CEO, hekimle hocayla oynamaya başlarsa bunun sonu iyi olmaz diye düşünüyorum. Kötü sonuçları da hemen ortaya çıkmaz 10 hatta 20 yıl sonra bakarsınız ki kendinizi, yakınınızı emanet edecek hekim kalmamış. Şansımız üniversite hastanelerinin içine düştüğü çıkmaz yeni maliye bakanımız tarafından çok iyi bilinen bir konu. Unutmayalım üniversite hastaneleri vazgeçilemez ve önemli kurumlardır.

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı