Üniversiteler neden sessiz!

DÜN bu köşede Prof. Dr. Cengiz Kuday, güncel toplumsal ve siyasal olaylar karşısında İstanbul Üniversitesi’nin sessizliğinden şikayet etti. Yazıda çok haklı tarihi saptamalar var. Ancak kimi eklemeler yapma gereği duyuyorum.

Haberin Devamı

Eğri oturup doğru konuşalım: İÜ sessiz ama bu sessizlik üniversite yönetiminin her hangi bir baskısı nedeniyle değil. Tam tersine, üniversite yönetiminin önceki pek çok yönetime kıyasla ‘demokrat’ olduğunu artık bu konuların bilirkişisi olarak söyleyebilirim. Rektör Prof. Dr. Söylet, kamuoyuna yansıyan pek çok haberin aksine oldukça samimi ve iyi niyetli bir yönetici. Bunu ne dekanlık, ne rektörlük ne de YÖK’ten çekinen ve gerektiğinde hepsini rahatça eleştirebilen bir bilim adamı.
İnsanlar sessiz çünkü her an bir iftiraya uğrayabilir hatta absürd bir olayın içinde kurban olabilirler. İnsanlar sessiz çünkü akademik personelin özlük hakları her an ihlal edilmeye uygun sanılıyor. İnsanlar sessiz çünkü siyasal muhafazakarlık koridorlarımıza hakim. En ufak farklı bir görüşe sahipseniz, cemaat duygusuyla sizi dışlarlar ve bunu bilim sanırlar. Ne yazarlar ne üretirler onlar için önemli değil. ‘Oymak Beyi’ kıvamındaki birim yöneticilerine sabah ‘merhaba kafası’ uzatıp hayatlarına devam ederler. Beyler de kendilerini ‘muktedir Süleyman’ sanır, birimleri aile şirketi gibi yönetirler. Devlet deniz, yemeyen domuz misali!
Unvan alırlar, unvan verirler, ne yazar ne çizerler belli değildir. Biraz daha fazla maaş, okul içi hiyerarşide biraz daha yukarıda olmak, onlara yeter. Bilim ve öğrenciler ne durumda, umurlarında değil. Dünya bilim sıralamasında üniversitelerimizin yerleri içler acısı...
Akademik personel olmanın, sabah işe gelip aksam eve gitmekle, iki makale yazıp unvan ve kadro almak için birim yöneticileriyle iyi geçinmek olduğunu sanırlar. Peki bu arkadaşlar nasıl sessiz olmasın? Bu sessizlik bilime ve memleket menfaatine ters olsa da onlar için kişisel menfaate uygundur.
Ya öğrenciler? En ateşli en heyecanlı dönemlerinde idari ve adli soruşturmalara mı konu olsunlar? Onları binbir emekle üniversiteye yollayan ailelerin uyarılarına uymayıp ‘Atatürkçü düşünce kulüplerine’ üye mi olsunlar? Okul sonrası kamu sınavlarında bu tercihleri yüzünden mülakatta elensinler mi? Çocuklar mimlenmekten korkuyor. Korku, özgür gençliğin ensesinde... Bitirdiği bölümle ilgili bir işte çalışanların azınlıkta olduğunu bilmeli bu toplum...
İKBAL VE SAADET!
Üniversite neden sessiz: Çünkü bir kısım arkadaş kadro veya siyasi ikbal peşinde, bir kısım insanlar ise gündelik ve gelecek hayatlarından hatta aile saadetlerinden kaygılı... Mevcut yaşam ve çalışma koşulları insanları sessiz olmaya zorluyor.
Konuşmak ve sessiz kalmamak ise bilgi, irade, oyunları bozma yeteneği ve cesaret gerektiriyor. Üzücü gerçeklerimiz bunlar.
Aksini iddia edenlere basitçe soralım: Ülke ve toplum sorunlar yumağıyla boğuşuyor. Yüzlerce üniversitede binlerce bölüm ve buralardaki binlerce öğretim üyesinin kaçı bu sorunları yazıp konuşuyor? Ortalık her konuda konuşan TV-kadrolu gazeteciler ile dolu. Demek ki bilim adamları ve üniversiteler bu alanları boş bırakmış. Bu memleketin siyaset bilimcileri, sosyologları, felsefecileri, psikologları, tarihçileri, ekonomistleri ve diğerleri ne yapıyor? Bilen varsa beri gelsin!
Dr. Serdar TAŞÇI
İstanbul Üniversitesi

Haberin Devamı

GÜNÜN SÖZÜ

Haberin Devamı

“Görmeden ölürsem millete ümit ettiğim feyzi, yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun ben mahzun.”     (Namık KEMAL)

Demokrasi ayıbı

“SAYIN Başbakan Erdoğan’ın terör konusunda medya sahip ve yöneticileri ile gerçekleştirdiği toplantıya -iktidar ve muhalefetin birlikteliği- açısından bakıldığında uygulamayı fevkalade yanlış görüyoruz. Ulusun bütününü ilgilendiren böyle bir toplantıya başta Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere Sözcü, Yeniçağ, Aydınlık, Birgün ve Evrensel gibi gazetelerle bazı TV’lerin çağrılmaması bir eksikliktir. Demokrasi ayıbıdır. Her söyleminde şeffaflıktan söz eden Sayın Başbakan’ın halkın bilgi edinme hakkına saygı göstermesini beklemek hakkımızdır. Akreditasyon sorununun yeniden hortladığı görüntüsünün yaratılmış olması da ayrı bir talihsizlik oluşturmuştur. Demokrasinin bir tahammül rejimi olduğunu bir kez daha anımsatmak isteriz.”           
(Türkiye Gazeteciler Cemiyeti)

Haberin Devamı

Şimdi de taşocakları

KARADENİZ’deki HES’lere karşı savaşan ‘Derelerin Kardeşliği Platformu’ndan sonra Ergene Platformu Trakya’da en etkili sivil toplum örgütü oldu. Ergene’nin hayata dönmesi için giderek ciddileşen sorunu sürekli gündemde tutuyor.
Karamusul ve Kaynarca köyleri ile Uzunköprü’den sonra bu kez yeni konu ve sorunlar Pınarhisar’a (Kırklareli) bağlı Yenice Beldesi’nde yarın 12.00-15.00’de tartışılacak. Öncelikli konu taşocakları olacak. Doğallığıyla öne çıkan ve kaynakların vatandaşın çıkarı doğrultusunda kullanılması gereken belde, ‘yağma’nın hedefi oldu. Katılım serbesttir. (Yenice, İğneada (Demirköy) Yolu, Poyralı Köyü’nden 10 km. uzaklıkta)
(0532-434 37 58)

Haberin Devamı

TBMM’de neden kapalı oturum yapıldı ki...

KILIÇDAROĞLU, Meclis’in kapalı oturumunda hükümetin hiçbir şeyi önlerine getirmediğini, bilinen gazete haberleri dışında bir şey söylemediğini anlatıyordu önceki akşam M. Ali Birand’a...
MHP’li bir milletvekili de “Bilmediğimiz bir şey anlatılmadı. Anlatılanları zaten biz biliyoruz. AKP, bir şey var ama dilinin altından çıkartamadı. Açık oturum olsa, muhalefetin söyleyeceklerini halk öğrenecekti. Ama korktu AKP” dedi. Peki iktidar, bir şey söylemeyecekse niye kapalı oturum yapıldı?
İktidarlarca Hacivat ve Karagöz oynatılamaz.
Allah milletimize daha kötü acılar yaşatmasın!

Sekel Türkleri kimdir...

ROMANYA’da bulunan Sekelistan’da ‘Hun artığı veya Atilla’nın torunları’ olarak görülen Sekel Türkleri dünya kamuoyuna unutturulmuş bir topluluk olarak yaşıyor. Büyük bir baskı altında oldukları ve adeta tarihten silinmek istendikleri söyleniyor. İçlerinden biri olan Levente G. Borbely bunu dünyaya ve özellikle Türk dünyasına duyurmak ve protesto için Sekelistan/Romanya’dan yürüyerek yola çıkmış ve Türkiye’ye ulaşmış... Özcan Pehlivanoğlu dün haber verdi; Borbely İstanbul’a gelmiş, yürüyüşü Mogolistan’da sona erecekmiş. Pehlivanoğlu kendisine internet üzerinden soru sormuş ve şu yanıtları almış:
“Romanya’da yaklaşık olarak 700.000 insanımız var. 600.000 bini Sekelistan’da... Sekelistan’da, Romanya’da, Macaristan’da Sekellerin toplam sayısı belki neredeyse bir milyon.” (gezginhun@Safe-mail.net)

Yazarın Tüm Yazıları