Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Üniversitede türban olmaz

    Hürriyet Haber
    05 Ekim 2007 - 09:35Son Güncelleme : 05 Ekim 2007 - 10:55

    Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Milliyet Gazetesi yazarı Fikret Bila'nın türban, laiklik ve Malezya tartışmalarıyla ilgili sorularını yanıtladı.

    SORU: Cumhurbaşkanı seçiminden önce, eşi türbanlı birinin cumhurbaşkanı seçilmesinin, Çankaya makamı için uygun olmayabileceğini söylemiştiniz. Sonra seçim oldu, Sayın Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildi. Eşi türbanlı olan bir kişi Çankaya'ya çıkmış oldu. Değerlendirmeniz nedir?

    - Artık, söylenen söylenmiş, olan olmuştur. Şimdi, bir şey söylemem yakışık almaz. Artık seçim olduğuna göre bundan sonrası buhran idaresi şeklinde gidecektir. Buhran idaresi... İki taraf da bu buhran, memleketimize zarar vermeden, görüntümüzü bozmadan gidermeye çalışacaktır. Ama, bazı yerlerde tabii, değişmez kurallar olacaktır. Onlar, halk tarafından dikkatle izleniyor.
    Dediğim gibi, şahsıyla ilgili benim şahsen hiçbir saplantım yok. Onu başkaları söyler. Bir sayın gazeteciyle bir süpermarkette karşılaştık. Bana "Türbanlı eşi olan bir kimsenin Çankaya'ya çıkması rahatsızlık verir mi?" diye sordu; "verir" dedim. Ama o, "yanlış olur" demişim diye yazdı.

    SORU: Rahatsızlık verir mi demiştiniz?
    - Soruyu öyle sordu zaten. "Böyle bir durum var, rahatsızlık yaratır mı?" dedi. "Gayet tabii yaratır, kendi içlerinde de yaratıyor" dedim.

    SORU: "Bazı yerlerde değişmez kurallar olacaktır" dediniz. TSK'yı mı kastediyorsunuz?
    - Evet... TSK'nın da kuralları var, gelenekleri var. Kanunlar var, nizamlar var. Kurallar, tabii, sadece kanunla, nizamla belirlenmez. Yerleşmiş hareket tarzları vardır. "Tercih edilmiş hareket tarzı" denir eskiden. Seçilmiş, kabul edilmiş, uygulanmakta olan hareket tarzı vardır.
    Bunlar değişir mi, değişmez mi? Onu, tabii her iki tarafın da değerlendirmesi lazım. Ama, her iki tarafın da bunu itidalle yürüteceklerine olan inancım tam. Ulusumuz, bundan zarar görmesin... Ama türbanlı olmasaydı böyle problemler de olmayacaktı.

    ŞERİF MARDİN'İN SÖYLEDİKLERİNİ DAHA EVVEL BEN DE SÖYLEDİM
    SORU: Şerif Mardin Hoca'nın "mahalle baskısı"na işaret eden söyleşisi çok tartışma yarattı. Sizce de bir mahalle baskısının yaşanması söz konusu mu?

    - Sayın Mardin'in söylediklerini, ben daha evvel birkaç kişiyle konuşurken söyledim. Şöyle ki, kız çocuklarının birçoğu örtünmek istemiyor. Aileleri, gelenekleri yönünden ve komşu ailelerin anlayışları yönünden kızları kapansın istiyor.

    Kız diyor ki: "Babacığım, okuyacağım, başım açık olursa ancak okuyabilirim..."
    "Peki" diyor baba ve onun etkisiyle kızlarının okumasına müsaade ediyor, aile de alışıyor duruma. Üniversiteyi bitiriyor. Üniversite çok kritik bir yer. Sınırda. Bu olmaz, serbest bırakılırsa, o örtünmek istemeyen genç kızlarımız direnemezler ailelerine ve sayı birdenbire artar.
    Ama, bazen bunlar, hesapladığımız gibi de olmuyor. Öyle korkulan şeyler başa gelmiyor. Bu çok iyi bir analizle, sosyal araştırmayla olabilir. Bu işi sosyologlar çok iyi incelemeli, davranış bilimcileri özellikle.

    TÜRBANA HİÇ KARŞI DEĞİLİM AMA ÜNİVERSİTEYE SOKULMAMALI

    SORU: Tabii, bütün bunlardan da öte, siyasetin içerisindeki bazı katı tutumluların, siyasetin üst kademelerini etkilemesiyle ya da üst kademelerin kendi özgür düşünceleriyle bu iş daha da tırmandırılır mı? Kurcalanır mı? Üniversiteyi serbest bırakınca, öbür taraftan bilmiyorum nasıl olur?
    - Bana kalırsa, üniversiteye türban sokulmamalı. Türbana hiç karşı değilim bakın, inançlar yönünden, örf ve âdetler yönünden, insan hakları yönünden. Ama, bir şeye talipseniz, oranın kurallarına uymak zorundasınız.

    TÜRBANLI ÂLİM Mİ, TÜRBANLI CAHİL Mİ DAHA İYİ?

    Ben TSK'ya talipsem, nelere uydum? İnsan öldürmeye "evet" dedim, ölümü göze almaya, hem de bunu seve seve yapmaya "evet" dedim. Haftada bir nöbet tutmaya "evet" dedim. Aylarca, yıllarca eşimle, çocuklarımla ayrı kalmaya "evet" dedim. Bir sürü şeye "evet" dedim. Bilerek, seçerek. Ama, dersen ki, "Türbanlı cahil mi" daha iyi, "türbanlı âlim mi" daha iyi, onda da aklımız karışıyor. Ama, benim özgün düşüncem, türban üniversiteye girmemelidir.

    MALEZYA TARTIŞMASINA İLGİNÇ YANIT: GÜNAYDIN...

    SORU: Türk basınındaki Malezya tartışmalarını nasıl karşılıyorsunuz?
    - "Günaydın efendim" diye karşılıyorum. Bu, güneşi görünce ilk defa görüyormuş gibi şaşırmak gibi bir şey.

     
    ATATÜRK İKİ BİNLİ YILLARDA BÖYLE BİR TÜRKİYE Mİ İSTERDİ?
    SORU: Genelkurmay Başkanlığı döneminizde bazı Atatürkçü kesimlerin sürekli eleştirilerine maruz kaldınız, AKP'ye karşı sert tutum izlememekle suçlandınız? Bu eleştirilere nasıl karşılık veriyorsunuz?
    - Görevim süresinde beni en çok üzen, kendilerini Atatürkçü diye niteleyen, bir kesim takiyeci Atatürkçülerin, gerçek Atatürkçülüğe ihanet edercesine hükümetle kamuoyu önünde kavga eden bir genelkurmay başkanı istemeleri, kavga etmiyorum diye benimle kavga etmeleridir.
    İttihat ve Terakki'nin neye mal olduğunu bilen birçok lider üniformasından güç alırken, Anadolu'ya geçip siyasete atılınca üniformasını hemen çıkaran Atatürk iki binli yıllarda böyle bir Türkiye mi isterdi? Böyle kavgalı bir ortam kimlere yarardı? Bu kavga halka neye mal olurdu?

    SÖZDE ATATÜRKÇÜLERİN VERDİKLERİ ZARARI, ZAMAN ONLARIN ÇOCUKLARINA ÖĞRETECEK
    Kavga etmemi istemelerinin gerekçeleri sadece kavgayla mı ortadan kaldırılabilecek şeylerdi? Geçtiğimiz beş yıl içinde "olacak" dendiği halde olmayan birçok şeyin neden ve nasıl olmadığını hiç merak etmediler mi? Meselelerimizi yumruklarımızla ve duygularımızla değil, aklımızla çözebileceğimizi bize Ata'mızın ilkeleri hâlâ öğretemedi mi? Şunu açıkça ifade etmek isterim ki, zaman, bu zihniyetteki sözde Atatürkçülerin, gerçek Atatürkçülüğe ne kadar zarar verdiklerini kendilerine veya evlatlarına öğretecektir.

    ATATÜRKÇÜYÜM DİYE DAVUL ÇALANLARIN ATATÜRKÇÜLÜKLERİNDEN ŞÜPHESİ VAR
    Atatürkçülük kendinden menkul sahiplenilemez. Atatürkçülük, "Atatürkçüyüm" deyip yanlış yargılarla toplumu yanlış hedeflere götürenlerin sıfatı olamaz. Gerçek Atatürkçülük, onun ilke ve devrimlerinin ışığında bugünü aydınlatıp, o yaşasaydı ne yapacaksa onu yapmak, ne diyecekse onu demek ve davranış ve yaşam tarzıyla onun yolunda olduğunu kanıtlamaktır. İşte o zaman onlara "O Atatürkçüdür" diyeceklerdir. "Ben Atatürkçüyüm" diye davul çalanların mutlaka kendi Atatürkçülüklerinden şüphesi vardır.


    İMAM HATİPLERİN ALTERNATİF EĞİTİM SİSTEMİ OLMASI REJİM SORUNU YARATIR
    SORU:  Askerlerin iç politika konularına girmemeleri gerektiğini söylüyorsunuz. Ama sizin döneminizde Genelkurmay, imam hatipler konusunda ağır bir bildiri yayımlayabildi. Bu bir çelişki olmuyor mu?

    - Bence çelişki olmuyor. Çünkü imam hatip liseleri bilgili, bilinçli imam yetiştirdiği müddetçe problem değil, bilakis faydalıdır. Ancak bu okullar ilahiyat fakülteleri dışındaki bütün fakültelere kaynaklık yapar bir hale getirilirse, alternatif bir eğitim sistemi oluşturur. Bu durum, laik eğitim sisteminde beklenmeyen hasarlar yaratarak bir rejim sorunu haline gelebilir.
    Dolayısıyla Genelkurmay bildirisini siyasete müdahale olarak değil, rejimi menfi etkileme ihtimali kuvvetle muhtemel bir teşebbüsün tehlikesini halkla paylaşarak, onu önleme olarak değerlendirmek daha uygun olur. Rejimi koruma ve kollama görevi Silahlı Kuvvetler'e kanunla verilmiş bir görevdir. Tehlikeyi halkla paylaşmak bu görevin yerine getirilmesinin itidalli bir yöntemidir.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı