Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Üniversitede içkiyi mi savunuyorum?

HAYIR, savunmuyorum. Benim savunduğum şey, üniversite öğrencilerinin ifade özgürlüğü.

Ve ifade özgürlüğü dediğiniz şey, sadece düşünceleri sözle ifade etmek değildir.
Giyim kuşamınız, hayat tarzınız, içtiğiniz içki veya içmediğiniz içki, inancınızı sergilemeniz veya sergilememeniz, kısacası sizin kendi kimliğinizi özgürce ortaya koyabilmeniz için gereken her şey ama her şey ifade özgürlüğünün kapsamındadır.
İzninizle buraya nereden ve nasıl geldiğimizi hatırlatmaya çalışayım:
Bilgi Üniversitesi’nin Santral İstanbul kampus alanı aslında çok amaçlı kullanılan bir alan. Burada gece kulüpleri de var, canlı müzik veya DJ performansları yapılan, bir tiyatro da var, bir zamanlar aktif olan ama şimdi öylece duran bir modern sanat müzesi de.
Bu alanda konserler de düzenleniyor. Bir bira firmasınca düzenlenen müzik festivali (adı OneLove) öncesinde Eyüp’teki bir kısım gruplar, Santral İstanbul’un Eyüp Sultan türbesine kilometrelerce mesafede olmasına aldırmadan, ‘Eyüp’te bira festivali yaptırmayız’ diye kampanya açtılar.
Belli ki konu sonunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dikkatine kadar gelmiş. O da, bizzat telefon ederek üniversite yetkililerine ‘Üniversitede içki nasıl sattırırsınız’ demiş. Festivalde bira satışı yapılmadı. Korkarım yakında o kampüsün içinde yer alan ve gece kulübü olarak da hizmet veren mekanlar kapanacak.
Bu olay üzerine ben önce ‘Benim ahlakım senin ahlakını döver’ başlıklı bir yazı yazdım, meraklısı internetten okuyabilir. Sonra da geçen cuma Başbakan Erdoğan’ın söz konusu telefon konuşmasını da aktardığı açıklamaları için ‘Başbakanın bu sözlerini içime sindiremiyorum’ diye yazdım.
Bu yazım üzerine de türlü çeşitli tepkiler aldım. En tuhaf tepki, üniversitede içkiyi savunduğumu söyleyenlerindi. Bunların bazıları ‘Dünyanın hiçbir üniversitesinde içki satılmaz’ diye garip bir iddiayı da dile getiriyorlardı.
Dünyanın pek çok yerinde üniversite kampüslerinde bulundum. Ve içki satıldığını, içki içilebilen lokanta, bar veya pub’lar olduğunu biliyorum. Dünyadan örnek vermek o yüzden yersiz.
Ana meselemiz olan bir ahlakın diğer bütün ahlaklara üstün tutulmak istenmesi konusu yanında içki küçük bir konu. Ama onda da mesele, devletin görevini abartarak yapması. Devlet, ‘alkolizm’i önlemekle yükümlü bizim anayasamıza göre, alkolü önlemekle değil.
Bizde içki ve tütün satışını düzenleyen ‘bağımsız’ otorite, yasalarda yer almayan 18 yaş sınırını dikkate almak yerine ‘gençler’ gibi genel bir sözle (ki gençlik 15-21 yaş arasını kapsıyor resmi metinlere göre) içki satışını engellemek istediğinde Danıştay tarafından reddedildi. Ama aynı yönetmelik, içki firmalarının içki tanıtımlarına ciddi sınırlamalar getirdi. O bira firmasının düzenlediği OneLove festivali yönetmelikteki sınırlamalara uygun bir festivaldi. Fakat ona da bizzat Başbakan müdahale etti.
İşin bana dokunan tarafı, Başbakanın kendi ahlakını, inancını mahkeme kararlarının, yasa ve yönetmeliklerin de üstünde görerek olaya müdahalesi.
Yoksa mesele içki meselesi değil.

Kibar bir okuyucu eleştirisi ve tartışmanın özü

ESKİDEN olsa bu kadar şaşırmazdım ama artık bir okuyucu beni eleştiren görüşlerini küfre başvurmaksızın ifade edince neredeyse gözlerim doluyor, seviniyorum.
İşte öyle güzel bir örnekten bazı satırlar:
‘Başbakanın emri ile üniversitede içki satışının durdurulduğu haberini sizden öğrendim. Tamam başbakanın tepeden inme bir emirle bu sınırlamayı getirmesi doğru bir davranış değil. Buna katılıyorum. Ancak sizin içkiyi yasaklayan zihniyetle başörtüsünü yasaklayan zihniyeti bir tutan yaklaşımınıza da katılmadığımı belirtmek isterim. Zira bir müslüman tasavvuruna göre içki Allah’ın yasağı, başörtüsü Allah’ın müslümanlar için bir emridir. Başbakan da İslami bir kültürden gelmenin gereği olarak bu içgüdüsel davranışı sergiliyor. Başbakan eğer başbakan değil de sıradan bir vatandaş olsa idi yine bu şekilde hareket ederdi. Yani bu bir kendi ahlakını dayatma meselesi değildir İsmet bey. Zira İslam diğer dinlerden bir din değil, Allah da haşa bazı ilahlar içerisindeki bir ilah değildir. İslam evrenseldir. Mesajları evrenseldir. Hedefi de insanların dünya ve ahiret saadetidir. Bilmem siz kendinizi nasıl vasıflandırıyorsunuz ama liberallerin ve Kemalistlerin bir türlü anlayamadıkları şeyin bu olduğunu düşünüyorum.’
Adı bende saklı okuyucumun mektubu bana göre yaşadığımız ‘sorun’un özünü çok iyi anlatan içeriden bir örnek. Çünkü ben yaşananı bir ‘sorun’ olarak görüyorum, okuyucum ise ‘İslamın hedefi insanların dünya ahiret saadetidir’ diyerek normal karşılıyor.
Ama mesele şu ki, ne Türkiye’de ne de başka bir yerde bir tane İslam var. İçki de içtiği halde kendini inançlı müslüman olarak tanımlayan, iç huzurunu dinde bulan çok insan tanıyorum. Peki onları ne yapacağız? Okuyucum gibi düşünenler için onlar yeterince müslüman değiller mi?
Bir ahlakın diğer ahlaklardan üstün tutulması, tekçi ahlak işte tam da bu sebeple totaliter bir düzen öngörüyor.
Bir kez daha hatırlatayım: Çoğulculuk demek, birden fazla ahlak anlayışı olduğunu ve bir ahlakın diğer ahlaklardan daha üstün olamayacağını kabul etmek demektir.
Çoğulculuğu savunmak, çoğulculuğa sahip çıkmak demek, farklılıklarla birlikte yaşamayı savunmak demektir.
Bunu becerebilmenin alt yapısını bize sadece demokrasi verebilir.
Bilmem anlatabildim mi?

X