Eğitim Haberleri

EĞİTİM

    Üniversitede etik eğitimi

    Prof. Dr. Canan ÖZGEN - Orta Doğu Teknik Ünivrersitesi (ODTÜ) Uygulamalı Etik Araştırma Merkezi Başkanı
    18.08.2014 - 09:10 | Son Güncelleme: 18.08.2014 - 09:19

    ‘Tarihte Bireyin Rolü Üzerine”’ adlı kitabın yazarı, Rus düşünür Georgi Plehanov’a göre, toplumsal ilişkilerde ve gelişmede en belirleyici olan şeyler, teknoloji, işgücü, bilim ve enerji kaynakları olarak sıralayabileceğimiz üretici güçlerdir. Buna paralel olarak, bilgi toplumunda da önemli olan üretim faktörleri, iyi yetişmiş insan, bilgi ve teknolojidir. Bu üç faktörün de kaynağı üniversitelerdir. Her alanda bilgi ve bilgi birikimi bir güçtür ve sahibine büyük sorumluluklar getirir. Bu nedenle, üniversitelerde olan bu güç ona bir sorumluluk yüklüyor.

    20. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren, kritik teknolojlerin ve küresel iletişimin gelişmesi, yeni buluşların uygulanmaya geçişini hızlandırdı. Ancak, bunlarla ilgili sosyal ve ahlaki yapılanmaların oluşturulma hızı, teknolojik gelişmelerin gerisinde kaldı. Güçlü ve modern teknoloji denetimsiz kalarak, bazı etik sorunlara neden oldu, doğa, insanlar ve sürdürelebilirlik kavramı istenmeyen bir şekilde etkilendi ve etkilenmeye devam ediyor. Özellikle, küresel olarak birçok alanda ve ülkede yaşanan bilim-teknoloji-endüstri-ekonomi ilişkilerinin tetiklediği olumsuz davranışlar, konunun eğitiminin önemini de gündeme getirdi. Böylece, üniversitelerde eğitimle etik farkındalık yaratmak, hem öğrenciyi, hem de öğretim elemanlarını bu konuda bilgilendirmek ve farkındalık yaratmak, sosyal bir sorumluluk olarak, gücün sahibi üniversitelere yeni bir görev getiriyor.

    Prof. Dr. Ionna Kuçuradi’nin etik eğitimi ile ilgili olarak görüşleri ise şöyle: “... kişi etik davranmaya, normlara göre hareket etmeye zorlanamaz. Bu nedenle, gençlere mümkün olduğunca erken değer bilgileri öğretilmeli ve karşılaşacakları durumlara göre, bu bilgileri nasıl ilişkilendirilecekleri hususunda deneyim kazanmaları sağlanmalıdır. Bu bilgiler eğer etik yaşamak istersek ihtiyacımız olacak bilgilerdir. Eğer etik yaşamak için isteğimiz varsa, etik bilgiye ve etik değerler bilgisine gereksinimiz olacaktır.”

    Üniversitelerde ele alınacak etik eğitimi konusunda, Prof. Dr.M.Davis ve Prof. Dr.W.T. Linch’e göre etik eğitiminin dört hedefi olmalı: Etik duyarlılığı arttırmak, standart davranış ilkeleri ile ilgili bazı temel bilgilerin öğrenilmesini sağlamak, etik olarak karar verme süreçlerini geliştirmek ve etik davranmak için isteği geliştirmek. Bunun için dört yıllık üniversite lisans eğitimi sürecinde mutlaka bu konuda dersler açılmalı ve derslerde ele alınmalıdır.
    Prof. Dr. Ahmet İnam’a göre, “Etik duyarlılık, eğitimin başından sonuna kadar, her derste, her dersin kendi yapısı ve sorunları içerisinde işlenmelidir.”

    Üniversitelerde öğrenci yetiştirmenin yanında bilimsel araştırma ve geliştirme yapılıyor. Prof. Dr. Mehmet Öztürk’ün tanımıyla, “Bilim bir ‘gerçeği arama’ eylemidir. Bilimsel bilgi, gerçeklerin toplanmasından, düzenlenmesinden ve yorumlanmasından ortaya çıkar. Bilimsel dürüstlük ‘gerçeği arama’ eyleminde ahlaklı, doğru, hakka saygılı ve içten olmayı gerektirir.”

    Bilim dünyasında etik olmayan davranışlar görülüyor

    Aslında, bilimde geleneklere bağlı, kendiliğinden gerçekleşen doğal bir denetim yapısı yüzyıllardır vardı. Bilim etiğine dayalı bir güven ortamı yakın geçmişimize kadar da vardı. Ancak, bilim dünyasında yeni olaylar meydana geliyor!!! Özellikle, son 50 yılda bilim dünyasında etik olmayan davranışlarda büyük bir artış görülüyor. Bunun nedenleri arasında, bilim insanı sayısında büyük bir artışın olması, yayınların bilimsel başarının ölçütü olarak (fazla yayın= fazla prestij) kabul edilmesi ve bunun bilim insanlarına olan baskıları arttırması, yetersiz araştırma eğitimi ve disiplini olmaması, araştırmaların finans ihtiyacının artması sonucunda, proje desteği alma konusunda rekabetin artması, hızlı yükselme arzusu ve yarışın olması, bilim dünyasında tanınma arzusu, gelir beklentileri, psikolojik bozukluklar, stress, son olarak ta ün, servet ve güce olan ilginin, bilim insanında daha fazla olması olarak sayılıyor.

    Halbuki bilimsel dürüstlük, temelinde güven duygusunun yattığı bir kavramdır. Bütün bilim insanlarının güvene ve dürüstlüğe dayalı değerleri korumaları gerekiyor. Güvenli ortamda çalışan insanların mutluluğu, üretkenliği ve verimi de artar. Toplumun da bilim insanlarına güven ve saygı duyması çok önemli. Bilimsel araştırmadaki amaç, bilginin üretilmesi ve geliştirilmesi, insanın sağlığını ve refahını korumak ve daha iyisi için geliştirme yapmak, insanın yaşamını kolaylaştırmak, dostluk ve barış içinde yaşamasını sağlamaktır.

    Bu süreçte de temel beklentiler (etik ilkeler) Prof. Dr. Ümit Berkman’a göre; “Araştırmanın tasarımı ve yürütülmesi için yüksek mesleki standartlara sahip olmak, araştırmanın yapılışında ve bulguların analizinde öz eleştiriye açık olmak, dürüstlüğü ve şeffaflığı korumak, aynı konuda araştırma yapmış veya yapmakta olanların çalışmalarına saygılı olmaktır. Yine bu süreçte en önemli değerler: Dürüstlük, tarafsızlık, doğruluk, dikkat, şeffaflık, fikri mülkiyete saygı, gizliliktir.”

    ODTÜ-Uygulamalı Etik Araştırma Merkezinin (UEAM) hazırladığı bir dökümanda verildiği üzere, “Bilimsel yayının amacı üretilen ve geliştirilen bilginin, birikimin paylaşılarak, yayılmasını ve bu etkinlik ile varolan bilgi birikiminin, dolayısıyla bilimin gelişmesini sağlamaktır.” Son yıllarda bu amaç ne yazık ki değişti. Şimdi amaç atıf almak, akademik olarak bir an önce yükselmektir.

    İntihal, çarpıtma, sahtecilik çok görülüyor

    Bilimsel yayında, bilimsel yanıltma, Prof. Dr. M. Öztürk’ün tanımıyla, “araştırmanın ve yayının değerini azaltan her türlü girişimdir.” Bir olayı bilimsel yanıltma olarak kabul etmek için, genel prensip, doğru olmayan bir şeyi, başkalarına doğru olarak kabul ettirme eyleminin olmasıdır. Bir dergi editörünün (Prof. Dr. Michael Farting) deyimiyle, “Toplumu bilimsel yanıltmaya karşı korumak, içme suyunun veya besinlerin temizliğini sağlamak gibi bir halk sağlığı sürecidir.”
    Bu nedenle, etik bilinçlenme kapsamında, üniversitelerimiz, TÜBİTAK, YÖK ve Başbakanlık Kamu Etik Kurulu yayınlar yapıyor, çalıştaylar ve kongreler düzenliyorlar.

    Üniversiteler Arası Kurulun Doçentlik Sınavı Etik Kurulu’nun 5 yıllık bir çalışması devresinde (2004-2008) üniversitelerimizde doçentlik başvurularında en çok görülen etik dışı davranışlar: İntihal, çarpıtma, dublikasyon, dilimleme, haksız yazarlık ve sahtecilik olarak belirlendi. Ancak, sevindirici olan nokta bunların toplam başvurunun sadece yüzde 1’i mertebesinde olmasıdır.

    Sonuç olarak özetlersek, bilimsel araştırma ve geliştirmelerimizde, doğru cevabı bulmak için yaratıcı düşünce sistemimizi özgür, şeffaf, dürüst, emeğe saygı göstererek sonuna kadar kullanmalıyız. Buluşların uygulamasında ise, insan hayatına, özgür iradeye, insan onuruna, sosyal sorumluluğa, aileye, kültürlere, emeğe saygı göstermeli ve çeşitliliğe önem vermeliyiz.

    Etiketler: öğrenci , egitim , üniveriste
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı