"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Umutlar sonbahara

Hafta sonu gazetelerde, televizyonlarda ne kadar Fischer haberi varsa okudum, dinledim.

Beyefendi sağolsun, Konya Ovası’nı geçen kamyon şoförleri gibi, gaz pedalından ayağını çekip, tuğlayı dayadı gitti.

Bu ara gazının faydası ne olur, bilemem.


Ama benim de bildiğim şeyler var.


Fischer’in verdiği gazla göğsümü şişirip, “Heyt be! Sonbaharda kurtuluyoruz” diye kendimi direkt sokağa vurdum.


Oturduğum sokaktaki bakkala muhabbetimiz iyidir.


Tipik, iyi kalpli bir mahalle bakkalı.


Hani bakkal siparişinizi verirsiniz. Ama salatalık malzemeye de ihtiyacınız vardır. O alışverişi de yaptırıp yollayan türden bakkallardan.


Neyse, baktım dükkanın içi neredeyse bomboş.


“Hayrola işler açıldı galiba” dedim.


“Yok komşu, ne gezer. Faaliyet alanımızı değiştiriyoruz” dedi.


İşler durma noktasına gelince, bakkalı “Neo-Türk fast food” tarzı çalıştırmaya karar vermiş. İşte, börekler, gözlemeler filan falan.


“Etrafta doğru dürüst iş yeri filan da yok. Kime satacaksın?” dedim.


“Böyle bir şey olmuyor. Bir de onu deneyelim” dedi.


Yüzünde başarma hırsından çok, bıkkınlık ifadesi vardı. “İyi, kahvaltıya geliriz biz de” deyip çıktım.


İndirim yapan kuaför hiç görmüş müydünüz bilemiyorum.


Cumartesi akşam üstü ben gördüm.


Taksim İlkyardım Hastanesi’nin karşı köşesindeki kuaför “Damping. Fön 1,5 Milyon” diye pankart yaptırmış.


Başka promosyon numaraları da vardı fakat bir kuaförün indirim yapması zaten yeterince sarsıcı olduğundan yoluma devam ettim.


Taksim civarı, İstanbul’da en fazla para dönen yerlerden biri.


Sanırım Eminönü, Şişli, Kadıköy, Beşiktaş filan da sonra gelir.


Kısa bir süre öncesine kadar bu civarda dükkan bulmak imkansızdı
.

Millet, eski evleri restore edip bar filan yapıyordu.


Cumartesi günü fark ettim ki; sokaklar “Devren Kiralık İşler Vaziyette Bar”, “Satılık Restoran” türü ilanlarla dolu.


Her gün onbinlerce insanın takıldığı, yediği, içtiği, eğlendiği, alışveriş yaptığı Beyoğlu’nda insan niye barını restoranını devreder diyor insan hemen.


Barmen bir arkadaşıma sordum.


“Zararını kurtarabileceğini bilse, şu anda bu civardaki pek çok bar sahibi anahtarı verip parayı aldığı gibi kaçar” dedi.


Ve devam etti, “Kiralar inanılmaz yüksek vesaire, bunları geç. Kriz yüzünden müşteri ayağını kesecek diye hiçbir şeye zam yapamıyorsun. Dükkana girişi artıyor malın, sen bunu müşteriye yansıtamıyorsun. Bu iş hobi için de yapılacak bir iş değil. Şu anda kar eden bar, restoran vesaire sayısı iki elin parmaklarını geçmez...”


Refah Partisi, Beyoğlu Belediyesi’ni kazandığında ilk iş olarak, sokaklardaki masaları kaldırmıştı hatırlarsanız.


Bu yıl masaların yeniden dışarı çıkarılmasının nedeni “ani gelişen yenilikçi ruh” filan değilmiş. (Öyle olmadığını zaten biliyorduk...)


Meğer Beyoğlu’nda sokakta gördüğünüz her masa için Belediye’ye ayda 20 milyon lira kira ödeniyormuş.


Son olarak 15 yıllık kitapçıma uğradım.


Döndüm, dolaştım, ona baktım beğenmedim, buna baktım kendi kendime “Yahu şimdi boş ver, sonra” dedim.


Aslında içimin gittiği kitaplar var ama etiketleri “Telefon faturasının bilmem kaçta kaçı” şeklinde algılamaya başladığımdan elim bir türlü cebime gitmiyor. (Gitse ne bulup çıkaracaksa artık, saçmalıyorum işte?)


Kitapçı arkadaşla laflamaya başladık.


“Ahmet Altan ve Ayfer Tunç olmasa satış matış yapacağımız yok” dedi.


Oysa Jules Verne’in bütün kitapları neredeyse ilk kez düzgün bir şekilde yayınlanıyor.


Türkiye JulesVerne’i dandik özetlerden değil, iyi çevirilerden okuma şansını elde ediyor.


Ama kimse Jules Verne kitaplarını alamıyor, okuyamıyor.


Bu krizin Türkiye’ye faturası çok ağır biliyorum.


Ama Jules Verne’i ıskalayışımızı hiç affetmeyeceğim. Bunu da biliyorum.


Stanley Fischer, Jules Verne okumuş mudur acaba. Herhalde okumuştur...


Herhalde.

X