Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Umutlanalım mı?

DOLGU malzemesi olarak kullandığı “kardeşlik, birlik, beraberlik” laflarını bir kenara atarsanız Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı son “Ulusa Sesleniş” konuşmasında, gerçekten kulak vermeye değer mesajlar var. Sedat Ergin’in iki gün üst üste sözünü ettiği kadar güçlü bir “demokrasi taahhüdü” de var mı? Bekleyip göreceğiz.

Sedat Ergin aslında konuya hepimizden önce değindi. Milliyet’te çıkan iki yazısında Başbakan Erdoğan’ın “Bu ülkede yaşayan herkesin; ama herkesin, kendini özgürce ifade edebileceği demokratik ortamı tesis edebilme” taahhüdünde bulunduğunu söyledi.

Akıllıca bir şey daha yaptı. Erdoğan’ın, “terör” sorununu aslında bir “demokrasi meselesi” olarak nitelemesine değinerek “Gelin bu ülkeyi demokrasisiyle, adaletiyle, özgürlüğüyle, refah ve istikrarıyla, barış ve kardeşliğiyle dünyaya örnek bir ülke haline getirelim” şeklindeki sözünü tüm ulusun bireylerine tek tek verilmiş bir taahhütname gibi gördüğünü vurguladı.

Gerçekten, “Demokrasiyi bütün unsurlarıyla birlikte işler hale getirirsek, diğer bütün sıkıntıların da peş peşe çözüm yoluna gireceğini rahatlıkla görebiliriz” diyen bir Başbakanın sadece Sedat Ergin’i değil, hepimizi heyecanlandırması gerekir.

Nitekim yukarıdaki sözlerin altına biz de imzamızı seve seve atarız.

Ancak olay ondan ibaret değil. Yani Başbakan’ın söylediği doğruların ve savunduğu ilkelerin uygulamalarla da desteklenmesi gibi bir zorunluluk var.

Bunu CHP Genel Başkanı Deniz Baykal önceki gün İzmir’de, “Başbakan’ın inandırıcılık problemi var” diyerek ifade etmişti.

Doğrudur.

Doğru olduğunu gösteren örneklerden biri, “Ulusa Sesleniş” konuşmasını yaptığı gün, hükümet adına açıklanan Yargıda Reform Stratejisi başlıklı dokümanın, demokrasinin ve hukuk devletinin temel koşulu olan “yargı bağımsızlığı”nı bugünkünden beş beter hale getirmeyi amaçlamasıdır.

Terör kaynaklı sorunu çözmek için tüm ulusa -haklı olarak- “Biz herkese bir çağrıda bulunuyoruz. Gelin bu ülkenin kanayan bütün yaralarına, evet, tekrar söylüyorum, bütün yaralarına merhemi hep birlikte bulalım diyoruz” diyordu değil mi?

Peki ama tüm bireylerimizi kardeşçe el ele vermeye çağıran Başbakan’ın, bu bağlamdaki en önemli muhataplarından biri olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi -tam da bu konuyla ilgili sözleri nedeniyle- mahkemeye verdiğine ilişkin haberlere ne diyelim?

Ve kızdığı gazetelerin satın alınmamasını isteyen, medya dünyasını baskı altına alan ve onlar aleyhinde en çok dava açan Tayyip Erdoğan’ın bu “kardeşlik” ruhuna sadık kalacağına nasıl inanalım?

Ama yine de, Başbakan’ın özellikle demokrasi konusundaki sözlerini esas almak gerekir.

Hele, “Bizim kimseye her şeyi biz yapalım, kuralı biz koyalım, çerçeveyi biz çizelim gibi bir dayatmamız yok. Çünkü biz Türkiye’nin tamamı değiliz” noktasına gelmiş olmasını, bir fal-i hayr saymak doğrudur.

Ama, aynı konuşma içindeki “Demokrasi içinde her derdin bir çaresi vardır. Yeter ki başta demokrasi olmak üzere her konuda samimiyeti elden bırakmayalım” cümlesini de yanına koyarak.

Bundan böyle, yukarıdaki sözlerin sahibi bir Başbakan tarafından yönetildiğimizi görürsek, biz de yanında oluruz.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI