Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ümit Sayın, pıtır pıtır yaşayan bir çıtırdak mıdır?

‘Abuk subukça’ bir cümle kuruyor olabilirim ama: Dilimde nostaljik bir gazoz tadı var.

Günlerdir, Ümit Sayın’ın üçüncü albümü Maî’yi dinliyorum.

Damağımda şekerli gazoz tadı, içimde bir tatlı huzur...

Ümit Sayın ile bundan yıllar önce, ilk albümü Hicran’ı çıkardığı ve Tarkan’a verdiği Dön Bebeğim gibi şarkılar sayesinde piyasada isminin iyi bir şarkı yazarı olarak anılmaya başladığı dönemde, bir röportaj yapmıştım.

Kim aksini söylerse yalan söylüyordur; röportaj dediğiniz nanenin yüzde 98’ine, pür yargısız bir objektiviteyle gidilmez.

Muhatabınız hakkında fikriniz, dolayısıyla ille ki önyargınız vardır.

Yine röportajların yüzde 90 küsurunda, sohbet kendi doğasında ilerledikçe, hayatın insanı mütemadiyen ebeleyen sürprizli seyri sağolsun, tahminlerinizin çoook ötesinde şaşırabilirsiniz.

Ümit Sayın, benim hayatıma, yüzde ikilik kontenjandan girmişti. Onunla buluşacağımız yere doğru ilerlerken, adama dair en ufak bir fikrim ve hissiyatım yoktu. Vallahi...

ELİNDE BİR DEFTER INCIK MINCIK NOTLAR

Şarkılarını biliyordum ve e yani, iyi de buluyordum ama iyiydi işte, o kadar...

Kaldı ki başkalarına verdiği şarkıları, meselá Dön Bebeğim’i, nedense ‘bir Tarkan şarkısı’ olarak algılıyordum ve Ümit Sayın’ı, konunun hiçbir yerine konuşlandıramıyordum.

Sonra onu gördüm... Gözünde şişe dibi camlı, kalın çerçeveli gözlükler, elinde devamlı sayfalarını karıştırıp içine karaladığı ıncık mıncık notları gösterdiği bir defter vardı.

Deli-dahiyle mahallenin ‘naif’ delisi arasında seyreden edalarla ve çocuksu bir heyecanla anlattı da anlattı.

‘Aaa, işte şahane, mükemmel bir çıtırdak’ diye düşünmüştüm.

Bunu bugün de burada rahatlıkla ifade ediyor oluşum öküzlüğümden değil, içimin rahatlığından... Zira ne düşündüğümü yüzüne karşı da söylemiştim.

Gülüşmüştük... Çünkü o da gayet iyi biliyordu ki, bunu olası en olumlu anlamıyla söylemiştim.

İlk an itibarıyla, garip bir şekilde, ortak bir dilden muhabbet kurabilmiştik.

Buna da o sırada ortamda mevcut olmayan bir şişe gazoz vesile olmuştu desem?..

Mevzunun nereden açıldığına dair en ufak bir fikrim yok. Çocukluğumun İzmir’inin olmazsa olmaz gazozu, ilkokuldaki teneffüslerin gevrek ve gazozdan oluşan standart mönüsünün muhteşem lezzeti SenSun’un adını anmıştım.

SEZEN AKSU DİNLERKEN PIT SAHNEYE FIRLADI

SenSun gazozunun adını duyar duymaz, Ümit Sayın’ın ağzı ve gözleri ahenkle dans ederek, senkronize bir şekilde açıldı ve öyle de kaldı.

Sonra hayat hikáyesini, başına gelen, hayatının akışını değiştiren olağanüstü her şeyi tıpkı bir gazoz kapağı açarmış gibi ‘pıtırdayarak’ anlattı:

İzmir’de hayta bir delikanlı olarak büyümüştü. İlk aşklarına onun şarkılarıyla düşmüş, hasta bir Sezen Aksu hayranı olarak...

Sonra bir gün, 1990’da, Sezen Aksu’nun bir konserini izlerken, pıt, sahneye fırlamıştı ve onunla bir şarkı söylemişti.

Sonra pıt, sesini ve mizacını seven Sezen Aksu onu, tam da patır patır genç müzisyenlere muazzam fırsatlar tanıdığı dönemde, İstanbul’daki ‘dergáhına’ davet etmişti.

Pıt, Sezen Aksu’nun vokalisti olmuştu.

Sonra pıt, Özkan Oğur tarafından kendi bestelerini yapmak konusunda teşvik edilmişti.

Ve pıt, sanki zihninde bir kapı açılmıştı: 91’de şarkılarını yazmaya başlamış, pıtır pıtır bir tempoyla durmaksızın üretip, Harun Kolçak, Deniz Arcak, Leman Sam, Hakan Peker, Burak Kut, Zeynep Dizdar, Tüzmen ve Tarkan gibi isimlere şarkı vermeye başlamıştı.

Ve pıt, ilk albümü Hicran çıkmıştı... Çok da iyi bir çıkıştı... Ne pıtı, epey bir patırtı koparmıştı...

Sonra aradan Ben Tabii Ki adlı ikinci albüm ve Ümit Sayın’ın kendi içine döndüğü, iç huzurunu aradığı, pıtırtı şöyle dursun, onun cephesinden en ufak bir tıkırtının bile duyulmadığı bir beş yıl geldi.

Şimdi de işte pıt: Maî...

Hayat ne acayip bir döngü, değil mi?

Kısır gibi görünüp de olmayan...

Ümit Sayın, pıtır pıtır yaşayan bir çıtırdak mıdır? Evet... Zannımca en álá türünden, öyledir.

KLİP ŞARKISINI DİNLEYİCİLER SEÇTİ

Peki Ümit Sayın ebleh midir? Hiç zannetmiyorum; hayat da bunu teyit ediyor.

Ümit Sayın, dinleyenin ruhunu sağaltsın diye yaptığını söylediği Ben İyiyim’de ‘gerçekten iyileştiğinin’ haberini veriyor:

‘Ben iyiyim, gerçekten / Ben çok iyiyim, her şeye rağmen / Çünkü O, ta derinden öptü kalbimi / İyileştim ben / O, derinden gelen, / Aldı götürdü beni benden...’

Klibe gelince, Kilyos, Demirciköy’de, Kornea Yapım’dan Devrin Usta tarafından çekilmiş. Mavi Geceler’in ardından klibi çekilecek şarkı olarak Ben İyiyim’i, Sayın’ın resmi web sitesindeki foruma katılan dinleyicileri seçmiş...

Bültendeki ifadeye göre; ‘Son derece modern animasyonlarla zenginleştirilen ve şarkının ruhuna uygun olarak mistik bir hava verilen klip, Ümit Sayın’ın hayatının sıkıntılı bir döneminde içindeki çocukla karşılaşıp, onunla birlikte hayata dair ümidini tekrar kazanmasını anlatıyor.

Mavi-beyaz, gök-bulut-deniz bir klip; havasında polenler ve mırıl mırıl notalar uçuşan... İnsanın ağzında şekerli gazoz tadı bırakan ve içine huzur katan...

Bilmem söylememe gerek var mıdır? Ve bilmem bunda benim de bir süredir ‘gerçekten iyileşmiş’ hissetmemin bir payı var mıdır, varsa ne kadar vardır...

Fakat benim epey bir süredir Ümit Sayın’a dair bir ‘yargım’ var. Ve kimbilir, belki de eskilerin dediği gibi, en iyi yargı, önyargıdır...
X