Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ulus devlet ve Avro

Hadi ULUENGİN

Avrupa ütopyasına giden yolda önceki gün çok önemli bir adım atıldı. AB Komisyonu tek para birimi ‘‘avro’’ya geçecek ülkelerin listesini açıkladı.

Her ne kadar Brüksel organının bu listesi 2 Mayıs'taki liderler zirvesinde nihai karara bağlanacak olsa bile, ekonomik performans tuttaramadığı için sıralamada yer almayan Yunanistan ve kendi istekleriyle sisteme girmeyen İngiltere, İsveç ve Danimarka hariç, on bir Topluluk devletinin 1 Ocak 1999'tan itibaren aynı dövizi kullanması kesinlik kazandı.

Kuşkusuz, rakkamları altalta sıralayarak dünya GSM'sinde yüzde 19,4'lük ve yerküre ticaretinde de yüzde 18,6'lık bir pay edinen bu çiçeği burnunda ‘‘Avro-11’’in müthiş bir iktisadi güç oluşturduğunu vurgulayabiliriz.

Ek olarak da, ‘‘Maastricht Kıstasları’’ uyarınca enflasyon ortalamasını yüzde 2'ye düşüren, büyüme hızını yüzde 3'lerde seyrettiren ve bütçe açığını yine yüzde 3'ün altına indiren aynı ‘‘Avro-11’’in, İtalya ve Belçika'nın kamu borçlarına rağmen muazzam bir mali başarı kazandığını söyleyebiliriz.

Ancak, Ortak Pazar'ın tek para birimine geçişi bunların da ötesinde anlam taşıyor. Siyasi, felsefi ve toplumsal planda çok derin boyutlar içeriyor.

Çünkü, ulus-devleti yaratmış olan Yaşlı Kıta'nın genç ‘‘avro’’su, şimdi ‘‘süpra-nasyonal’’ denilen ulus-ötesi yeni devleti haber veriyor.

***

VERİYOR, zira düşünebiliyor musunuz ki on bir başkent kendi gönül rızalarıyla, sınır ve bayrak hakkıyla birlikte devletlerin en temel üç egemenlik unsurundan birisi oluşturan para basma yetkisinden feragat ediyor.

Bundan böyle Bonn'daki, Paris'teki veya Roma'daki iktidarlar bir başlarına ‘‘milli karar’’ alamayacaklar. Tek tabanca oynayamayacaklar.

Mali politikalarda Avrupa Merkez Bankası'na tabi olacaklarından, ister istemez ekonomik ve sosyal politikalarında da tam hükümran davranamayacaklar.

Örneğin, iç borcu arttırabileceğinden İspanyollar akıllarına estiğinde geniş otoyol yapamayacaklar. Ya da, enflasyon oranını yükseltebileceği için Hollandalılar hastalık sigortası kapsamını genişletemeyecekler.

Tıpkı, yabancılar kanunu Maastrich Antlaşması'yla çeliştiği için Fransa'nın anayasa değiştirmek zorunda kalması veya Alman Volkswagen fabrikasının Brüksel Komisyonu hükmüyle AB'ye ceza ödemesi gibi, on bir Topluluk ülkesi şimdi çok daha üst bir düzeyde bağımsızlık yitirecekler.

Daha doğrusu karşılıklı bağımlılığı pekiştirecekler. Birbilerinin iç işlerine göz atmak bir yana, birbirlerinin iç işlerinde söz sahibi olacaklar.

‘‘Avro’’ başkentleri eski ulus-devleti yenisiyle takas edecekler.

***

KUŞKUSUZ, ulus-devlet henüz aşılmadı. Bu yargıya varmak için çok erken.

Ama iki kere iki dört eder, ulus-devlet aşındı. Erozyona uğradı.

Olayların genel gidişatı, karşılıklı bağımlılık ilkesinin yerleşiklik kazandığı ve egemenlik haklarının paylaşıldığı yeni bir dünyayı haber veriyor.

Yerkürenin şurasında burasında yol kazaları olsa da; geriye dönüşler vuku bulsa da; kavim şovenizmi ve mikro milliyetçilik özellikle ulus-devlet sürecinden geçmemiş veya bu süreci tamamlayamamış ülke ve halklarda nüksetse de, yukarıdaki ana seyir belirleyicilik taşıyor. Irmaklar bu denize akıyor.

Söz konusu trendin siyasi, iktisadi, felsefi öncülüğünü de ulus-devleti ilk kez gerçekleştirmiş olan Avrupa yapıyor. Yaşlı Kıta gençlik iksiri içiyor.

Tek para birimi diyor ‘‘avro’’ya geçiyor ve hem ekonomik bütünleşmeyi sağlıyor, hem de eski tür egemenlik anlayışını yenisiyle değiştiriyor.

Dileyelim ki ulus-devlet fikrini Avrupa'dan yüz yıl sonra benimsemiş olan ülkemiz ulus ötesi-devlet kavramını bu defa da geriden takip etmesin.

Dileyelim ki Türkiye dönüşen dünyada bir kez daha uyuşuk davranmasın.













X