GeriSeyahat Uludağ’da yaz keyfi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Uludağ’da yaz keyfi

Uludağ’da yaz keyfi

Uludağ’ın eteklerine yapılacak bir ziyaret insana tertemiz bir hava, kuş sesleri, lezzetli meyveler, dinlendirici bir sükûnet sunar.

Bursa’nın turizm hazinesi olan dağ, doğa yürüyüşlerinin de en cazip adreslerinden biridir. Okurumuz Şenay Özden izlenimlerini yazdı.

Yaşadığım şehir Bursa’dan, evimin penceresinden yamaçlarını görebildiğim Uludağ’a günübirlik bir seyahat daha yaptım. Uludağ denilince insanların çoğunun aklına gelen kar ve kayak manzaralı oteller bölgesine gitmem de gerekmedi bu seyahatimde.
İçinde minik atıştırmalıkların olduğu küçük sırt çantam ve yol arkadaşımla birlikte Çakırhamam’dan Yiğitali köyüne giden köy minibüsüne atlayıverdik. Minibüs Uludağ yolunu tırmanırken, sanki en az ayda bir ya da iki kez bu yolculuğu yapan ben değilmişim gibi, her şey yeni göründü gözüme. Aynı nehirde ikinci kez yıkanmak nasıl mümkün değilse, daha önce gördüğüm ya da gördüğümü sandığım şeyler de aynı değildiler; yenilenmiş, değişmiş, dönüşmüşlerdi...
Minibüsün camından Uludağ’ın tüm kokuları serin bir hava eşliğinde yüzümüzü yalayarak girdi içeri. Yol kenarlarına konumlanmış ve Bursa’yı yukardan izleyen çay bahçeleri ilk konuklarını ağırlamaya başlamışlardı ve minibüsümüz akarak geçiyordu yanlarından. Yaklaşık olarak on beş-yirmi dakika süren yolculuğumuzu Yiğitali köyü girişinde bitirip, Çekirge istikametine doğru yaya olarak devam ettik. Ama öncesinde Yiğitali köy girişindeki çeşmeden su içmek ve köye adını veren Yiğit Ali’nin heykeline selam vermek gerekti. Sonra da derin derin nefes alıp tüm dağ çiçeklerinin, çamların, meşe palamutlarının ve bütün meyve ağaçlarının kokusunu içimize çekerek yürüyüş güzergâhımıza yüzümüzü dönebilirdik. Artık Çekirge’ye kadar yol kıyısından, Uludağ sakini kuşları dinleyerek ve bazen şarkı söyleyip onlara eşlik ederek yürüyebilirdik. Eğer olmuşlarsa yol boyu meyvelerinden üçer-beşer tane de ağzımıza atabilirdik; mevsimine göre ceviz, dut, incir, erik, dağ çileği...

DAĞ ÇİÇEKLERİ VE KELEBEKLERİN ARASINDA

Uludağ’ın eteklerini süsleyen sarı, eflatun, beyaz, mavi dağ çiçeklerinin, sevinç içinde dans eden Uludağ kelebeklerinin, çiçeklenmiş meyve ağaçlarının, yavru ceviz ve incir tanelerinin fotoğraflarını çektik. En tazesinden, akşama minicik sarmalar yapmak için, yol kenarına sarkmış asma yapraklarından topladık bir miktar. Yol boyunca önce havlayan ama sonra dost olduğumuzu anlayınca sorumlusu oldukları bölge boyunca bazen bize eşlik eden köpeklerle, dağın verdiklerinden incir ve cevizi paylaşıp vedalaştık. Şanslıydık çay bahçelerinden birinde çayımızı yudumlayıp Bursa’yı izlemeye dalmışken sık ağaçların dallarında koşuşturan birkaç sincapla göz göze geldik.
Yürüyüş ve temiz hava bizi çok acıktırdı, sırtını Uludağ’ın yamaçlarına yaslamış, yüzü şehre dönük bahçelerden birinde, zengin bir köy kahvaltısıyla ödüllendirdik kendimizi. Çekirge’ye doğru yaklaşmışken, İnkaya denilen yerdeki koca çınarı ziyaret etmeden geçmek istemedik, sağa doğru ayrılan yola girip 600 yaşını geçmiş devasa büyüklükteki ağaca saygılarımızı sunduk. Bir minik mola da Çınaraltı kahvesinde verip köylülerden aldığımız cennet elmasını yedik, gülümseyen gözlerimizle etrafı izledik. Yolculuğumuzun sonunda ise Çekirge’de Hüsnügüzel Hamamı’nın yeşillikler içerisindeki bahçesinde dinlenirken, minik havuzlarına girip serinleyen ördekleri izledik. Meydandaki Hüdavendigâr Çay Bahçesi’nde simit eşliğinde yolculuk sonu çayı içtik.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle