Ultra manyak duygular

Hürriyet Haber
28.09.2012 - 02:06 | Son Güncelleme:

Bu hafta altı gün boyunca Likya Yolu Ultra Maratonu’ndayım. Bu yazıyı da oldukça zor internet bağlantısı koşullarında yazıyorum.

Çok yorgun, fakat çok mutluyum. Bunu anlatmak zor, burada yaşanan duyguları aktarmak da zor.
Buraya gelen insanların kafası farklı çalışıyor inanın. Başka bir ruhsal ve bedensel güzellikleri var.
Yumuşacık, mis gibi; ruhları, bedenleri olan, inançları güçlü insanlar.
Tanıştığım insanların ne kadar güzel olduğunu bir bilseniz, olduğunuz mekânı terk eder, bir süre onların yanında durup sakinleşmeyi istersiniz.
Sinirlerini yolda bırakan insanlar onlar. Onlar ultracılar.
Bu yola baş koyan, limitlerini zorlamayı, sınamayı seçmiş insanlar onlar. Başkasıyla bir dertleri yok.
Tek çabaları kendilerini aşmak.
Düşünün, Fethiye Ölü Deniz’den çıkalı ben bu satırları yazarken üç gün oldu, şu anda Kekova Kale Köy’deyiz ve bunca yolu adım adım aştık.
Kararlılık, kendi kendini disipline sokabilme gücü var buradaki insanlarda.
Hani “ne cesaretle ben bu çılgınlığa kalkıştım” diye öyle çok düşündüğüm oldu ki! Ama her gün sonunda, “iyi ki gelmişim” dedim.
Bazı yerlerde ayağımı koyacak zemin bulamadım. Sağım uçurum, solum dağ, önüm sipsivri kayalık ve üstünde dikenler. Benim o durduğum yoldan koşarak geçen insanlar var.
Hiçbiri de hava mava atmıyor. Hepsi herkese destek. Herkes herkese “Nasıldı, iyi misin? Bak üç gün bitti, ha gayret... Helal olsun!” diyor.
Acaba hayatınızda hiç kusurlarınızın yüzüne vurulmadığı, sadece geride bırakmayı başardığınız o zor yol için kutlandığınız ve ilerisi için de yüreklendirildiğiniz bir ortamınız oldu mu?

LİKYA YOLU ULTRA MARATONU / FOTO GALERİ

İŞTE O MARATON / WEB TV 

İnsan nasıl tatmin olmuş, nasıl da huzur dolu ve ileriye dönük umutlu hissediyor anlatamam.
Cesaretleniyorsunuz. Denemekten korkmuyorsunuz.
Dünyanın en güzel coğrafya-tarih dersi, bizim memleketi karış karış gezerek çocuklarınıza ve kendinize anlatmaktır.
Geçtiğimiz her yerde insan bildiklerini hatırlıyor, bilmediğini de öğrenmek için araştırmaya başlıyor.
Lütfen doğaya çıkın.
Hem tatil hem de uzun yürüyüşlerle bu şehir manyaklığından sıyrılın azıcık.
Yüklerinizden, fazlalıklarınızdan kurtulmayı öğretiyor doğa sporları.
Şımarıklıklarınız tokat gibi iniyor yüzünüze. Suyu dikkatli kullanmak, kir bırakmamak, bir uyku tulumu içinde, taşlar üzerinde uyumak...
Çadırı daha önceden hiç tanımadığınız insanlarla paylaşırken kimsenin size yan gözle bile bakmadığını bilmek, uyku tulumu içinde giyinip soyunabilmek...
Utanma duygunuzdan arınmak, yeniden güvenmek için çıkın doğaya.
Öyle doluyum ki!
Ben şu ana kadar, üç günde toplam 58.5 km kat ettim. Toplamda 120 km olacak. Ultracı arkadaşlarımsa 250 km kat edecekler toplamda.
Yuh diyor insan, nasıl olabilir? Görüyorum, yapıyorlar.
Bitirdiğimiz her güne şükrediyoruz.
Hepimiz gülümsüyoruz.
Ayakları su toplayan, arı sokmalarıyla zonklayan, kasların ağrısında tuvalete otururken inleyen tiplere dönüştük ama birbirimize sımsıkı sarılıyoruz. “Ha gayret!” diyoruz.
Sabah akşam Neşe Bonde, Saniye Gültekin, Günay Ünal, Hatice Akat ve Hatice Kanat’ın ev yemeklerini yemelere doyamıyoruz. Ama bir yandan da biz şanslı 6G’cileriz. Ultracılar yemeklerini de sırtlarında taşıdıklarından, bu güzel yemekleri yiyemiyor.
Bazen yediğimiz yemek boğazımızdan zor geçiyor onları düşündükçe. Onlarınki harbi bir sınav.
Yemek öyle önemli ki bu yolda. Yemezsen hastanelik olursun çünkü. Argos Kültür Sanat ekibi bu işe iyi ki baş koymuş.
Bütün ekibin özverisi insanı etkiliyor. Sponsorları bol ve daim olsun! Olsun ki, bu muhteşem duyguları yaşayabilmeye devam edelim, daha da çok insan katılsın dünyanın her yerinden.
Efsane Likya Yolu, dünyanın ultra spor efsanesi olsun.
Kamptaki tüm yabancıların Likya Yolu üzerinde gördükleri güzelliklere nasıl delirdiklerini anlatamam.
Müthiş bir spor turizmi potansiyelimiz var ama dünyaya yeterince duyuramıyoruz.
Argos ekibi davullarla karşılıyor finişe bitmiş şekilde gelenleri.
Onları görünce geçtiğiniz zorlukları unutuyorsunuz.
Hayatımda yaşadığım en inanılmaz ULTRA deneyimi yaşıyorum.
Ben bu yolda değiştim.
Arınıyorum sanki yüklerimden inanın. Tek don, tek şort, tek tişört, tek ayakkabı, bir uyku tulumu, tek havludan ibaretim.
Ömrümü uzatabilmenin, bedenime güvenebilmenin gururunu yaşıyorum.
İnsanın bulunduğu alanda tanıdık tanımadık herkese güvenebilmesi ve her şeyden önce kendine olan inancını yenileyebilmesi müthiş bir his.
Daha iki gün var...
Darısı başınıza.
Ben bu yolu ve yol arkadaşlarımı feci özleyeceğim bu arada...
Keşke hiç bitmese bu zor ama değer rüya!
Yonca
“ultra duygusal”

Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı