Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Ülkeyi de kızınız kadar seviniz

    Özdemir İNCE
    15.07.2001 - 02:07 | Son Güncelleme: 15.07.2001 - 02:07

    Milli Görüş tarikatı şeyhi Necmettin Erbakan hazretlerinin kerimeleri Elif hanıma duvaklı, türbanlı, peçeli ya da kara çarşaflı düğün yapması kimseyi ilgilendirmez.

    Resmî nikáhtan önce ya da sonra imam nikáhı yapılması genç evlileri ve yasaları ilgilendirir.

    Basın, gelinlik seçimi konusunda aileler arasında bir çekişme beklerken, Erbakan Hoca, gelinin türban yerine normal duvak takmasını isteyen damat ve ailesinin görüşlerini kabul ederek herkesi şaşırttı.

    Oğlan ve Kız tarafları kendi anlayışlarına uygun ama çok şık kıyafetlerle düğüne katıldılar. Düğünde içki servisi yapılmadı.

    Sayın Erbakan ceketinin sağ yakasına değil de sol yakasına çiçek iliştirmişti; yüksek sınıftan Avrupaî ve asrî bir baba gibi kızını sol koluna takarak düğün salonuna getirdi.

    Düğün sırasında ünlü 'La vie en rose' müziği çalındı.

    Bunları yaptığı için Erbakan Hoca değişik sıfatlar takılarak eleştirildi. Bu eleştirilerin hiçbirine katılmıyorum ve kızını seven, onun mutlu olmasını isteyen sorumlu bir baba gibi davrandığı için kendisini kutluyorum.

    *

    Böyle bir baba eleştirilemez. Benim eleştirim bir başka bağlamda:

    Erbakan'ın dört partisinden biri (Milli Selámet) 12 Eylül rejimi, üçü (Milli Nizam, Refah ve Fazilet) Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

    Fazilet Partisi'nin kapatılması bir demokrasi ayıbı mıdır, demokrasi cinayeti midir? İddiaların görkemi, eleştirilerin apokaliptik söylemi ve suçlamaların karakuşî mantığı karşısında pısmayıp gerçeği söylemek gerekiyor: Eleştiri ve suçlamalar'anonim' bir demokrasiye göre yapıldığı için, Türk demokrasinin (olduğu kadarıyla) yerinde durduğu farkedilmiyor ve demokrasilerin aynı 'konfeksiyon'dan giyinmedikleri unutuluyor.

    Kapatılan Fazilet Partisi'nin resmi ağızlarının, bu partiyi savunan İslámcı ideolojik basının yazarlarının kapatılmaya ilişkin yorumlarını kabul etmesek de onları anlayışla karşılamak zorundayız.

    Yazma eylemini psikiyatri kliniğine dönüştüren 'anadan doğma' ve 'ebediyyen haklı' kalemlerin'dönme dolap' yorumlarını, Türkiye'ye karşı sürdürdükleri kan davasının yeni bir perdesi olarak kabul edebiliriz. Biliyoruz ki, bu zevat için demokrasi, sağ, sol, Türkiye'nin gerçekleri ve çıkarları değil, fakat kendilerinin 'şoför mahalli'nde oturmaları ve rical tarafından 'adam' yerine konulmaları önemlidir. Yoksa, Ephesos Kütüphanesi'ni bile yakarlar. Ebediyyen haklı (!) oldukları için Anayasa Mahkemesi'nin kararını 'demokrasi ve hukuk suikastı' olarak tanımlayabilirler.

    *

    Dobra konuşan insanlar da var: Yılmaz Öztuna, Türkiye Gazetesi'nin 26 Haziran tarihli sayısında, yel değirmenciliği yaparken gerçekleri söylemekten kaçanların yapamadığını yapıyor ve:

    'Türkiye'de her parti ve her politikacı, 3 konuda sınır geçemez. Geçebileceğini sananlar tökezler, kafasını kayaya vurur. Şunlardır: Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak ve millet bütünlüğü, laiklik ve Atatürk'ün saygınlığı.' diyor.

    Erbakan önderliğinde kurulan üç Milli Görüş partisi, Yılmaz Öztuna'nın özetlediği Cumhuriyet ilkelerine yani Cumhuriyet'in 'raison d'ˆtre'ine (varoluş nedenine) aykırı davrandığı için kapatıldı.

    Hiçbir devlet kendi varoluş nedeninin tartışma konusu yapılmasına izin vermez. Bir demokratik rejimde, demokrasinin sınırlarını, devletin öz ve biçimiyle uzlaşamayan partiler ve politikacılar, toplum kılavuzu oldukları vehmiyle yaşayan 'hodperest' (kendine tapan) kalemler değil, fakat bu 'varoluş nedeni' belirler. Gerisi boş lakırdıdır.

    Ayrıca, hastalıklı demokrasimizi eleştirmek için, ne uzaktan kumandalı yabancı basının, ne de Avrupalı politikacıların katkısına gereksinim vardır. Hastalıktan 1950'den bu yana bütün partiler sorumludur.

    *

    Milli Görüş'ün, onaylamadığı bu 'varoluş nedeni' ile yaşamsal bir sorunu var ve onun yerine bir başka (İslámî) varoluş nedeni getirmek istemekte. Ne var ki demokratik koşullarda bunun olanağı yok. Bu nedenle, en azından, varoluş nedeninin laiklik ilkesinin tanımının değiştirilmesini ve bu ilkenin kendisinin kabul edebileceği melez bir tanıma oturtulmasını istiyor. Devlet'in bunu kabul etmesinin olanaksız olduğu bir kez daha anlaşıldı.

    *
    Şimdi ne olacak? Kızının mutluluğu için evlilik kurumunun evrensel kurallarına dikkat eden Necmettin Erbakan, beşinci Milli Görüş partisi kurulurken ve daha sonra Cumhuriyet'in varoluş nedenine ve devrim yasalarına saygı gösterecek mi, yoksa bir ham hayalin peşinde onunla savaşmayı mı sürdürecek?

    Erbakan demokrasiyi sadece amaçlarını gerçekleştirmek için mi, yoksa ülkenin esenliği için mi istiyor? Bunu anlamamız, onun, devletin varoluş nedenine karşı tercih edeceği tutuma bağlı.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı