Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ülke A.Ş.

Ege Cansen

Perşembe günkü yazıda, ‘‘Pasifik Kaplanları’’ diye bilinen Güney Asya ülkelerinin ekonomilerinde ortaya çıkan krizin (isterseniz aksamanın diyelim) sebeplerini yakalamaya çalışmıştık. Üzerinde önemle durduğumuz ana neden, bu ülkelerin ekonomilerini, adeta ülkenin bütün şirketleri tek bir büyük şirketmiş gibi yönetmeleri idi. Böyle bir politika benimsenince, zor duruma düşen şirketlerin açıkça batmasına izin verilmemekte, devreye sokulan bankalar vasıtasıyla, şirket yaşatılmaktadır. Pek tabii, zora düşen şirketin yaşatılmasından amaç, sağlanan ‘‘rahatlama devresi’’ içinde, şirketin kendini toparlayarak yeniden kendi ayakları üstünde durur hale gelmesidir. Ancak, işler kapalı kapılar ardında yürütüldüğü ve ‘‘piyasa mekanizmaları’’ devre dışı bırakıldığı için, bu kabil yapay rehabilitasyonlar sıkça iyi sonuç vermemektedir.

Bugün üzerinde duracağımız ikinci hastalık ise, bu ülkelerde ısrarla uygulanan ‘‘iç tüketimi kısma’’ politikasıdır. Çünkü tasarruf, vazgeçilen tüketimdir. Bilindiği üzere tasarruf, iktisadi kalkınmanın ana motorudur. Hatta bir zamanlar ‘‘ne kadar tasarruf, o kadar kalkınma’’ formülü geçerliydi. Tasarruf, kuşku yok ki, iktisadi kalkınmanın ‘‘olmazsa olmaz’’ şartıdır. Ancak, iktisat (aslında hayatın kendisi) bize şunu öğretmiştir. Hiçbir şey son haddine kadar iyi değildir. Diğer bir deyişle, her etken ‘‘azalan verim kanununa’’ tabidir. Bir raddeden sonra veya belli bir raddede, bir zaman sonra ‘‘faydadan çok zarar vermeye’’ başlar.

Başta Japonya olmak üzere, bazı Pasifik ülkelerinde ortaya çıkan iktisadi krizin bir sebebi işte budur. Krizden çıkmak için bu ülkelere şimdi ‘‘tüketimi kamçılama’’ tavsiye edilmektedir. Bu maksatla başta tüketim vergisi (KDV) olmak üzere, kurumlar ve gelir vergilerinde indirim yapılması şart görülmektedir. Bu suretle, Japonya'da iç tüketim artacak, fakirleşmiş komşu ülkelerin satın alma güçlerinin azalmasından doğan ‘‘dış talep’’ noksanı, ‘‘iç talep’’ ile ikame edilecektir. Artan iç talep, sanayide kapasite kullanımını artıracağı için, istihdam daralmayacak ve birim maliyetler de artmayacaktır.

Şimdi, niçin geçen yazının başlığının ‘‘İktisadın Cilvesi’’ olduğunu açıklayabildim herhalde. Yıllar yılı, tasarrufu öven iktisatçılar, şimdi kalkmış tüketimi kırbaçla diye tedbir öneriyorlar. Türkiye'de yaşayanlar için anlaması zor bir tavsiye doğrusu. Tüketim ekonomisi gibi kötü bir şey, nasıl iyi bir şey olur? Değil mi canım?

Gelelim son tavsiyeye. Batılı uzmanlar bu ülkelere, ‘‘finansal piyasalarınızı libere edin’’ diyor. Buradan anlaşıldığına göre, Pasifik ülkelerinde finansal piyasalar devlet tarafından ‘‘idare’’ ediliyor. (Hatta manipüle ediliyor demek daha doğru.) Mali piyasalarınızı özgünleştirin demek, bilimsel olarak, bu piyasalarda ekonominin doğal kanunlarının çalışmasına engel olmayın demektir. Bu davranış da ekonomiyi yapaylıktan kurtarmanın bir gereği zaten.

SON SÖZ: Sağlık bulaşmaz, hastalık bulaşır.













X