"Emre Kızılkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Kızılkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Kızılkaya

Ukrayna ve Avrupa hukuku

Ukrayna'da Devlet Başkan Viktor Yanukoviç’in devrilmesiyle sonuçlanan protestolar, geçen kasımda, Avrupa Birliği ile entegrasyon yanlısı kitlelerinin sokağa çıkmasıyla başlamıştı. Bu ülkenin bugününü analiz etmek ve yarınını öngörebilmek için, Avrupa hukukunun Ukrayna kurumları üstündeki etkisini de anlamak gerekiyor.

Bir yanda Türkiye ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) en çok yaptırım uyguladığı ülke olan Rusya; bir yanda o mahkemenin kurucusu Avrupa...

Bu iki blok arasında kalan Ukrayna'da son günlerde yaşananlar Avrupa hukukunun komşu ülkeler üstündeki etkisi açısından da ilginç bir örnek vaka oluşturuyor.

İstanbul Üniversitesi'nin insan hakları uzmanı hukukçusu Doç. Dr. Burak Gemalmaz ve Araş. Gör. Dr. İzzet Mert Ertan ile bu konuda yazıştık. İki akademisyen konuyu şöyle açıklıyor:

AİHM’in Ukrayna siyasetine etkisi nedir?

AİHM, Ukrayna iç politikasına çeşitli temel hak ihlalleri açısından zaten doğrudan müdahale etmişti. Hatırlanacaktır, “turuncu devrim” sonrasında iktidara gelen, yüzü AB ve ABD’ye dönük eski başbakan Timoşenko’nun yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanması, kötü muamele görmesi de AİHM tarafından insan haklarının ağır ihlali olarak nitelendirilmişti. Hatta AİHM, Timoşenko’ya yapılan muamelelerin politik bir baskı aracı olarak kullanıldığına karar vermişti (No. 49872/11, 30 Nisan 2013). Aslında AİHM’in bu tip kararları nadirdir. Böyle örnek kararlardan bir diğerinin Rusya’ya karşı olduğunu söylersek, sanırız şaşıran çıkmayacaktır (Gusinskiy v. Russia, 19 Mayıs 2004).

Tek örnek Timoşenko mu?

AİHM’in kararından hareketle AB çevrelerinin Timoşenko’nun salıverilmesini talep ettiği biliniyor. (Bu talep şimdi gerçekleşti; Yanukoviç devrilirken Timoşenko da serbest kaldı). AİHM tarafından benzer bir değerlendirme, yine yolsuzluk ve benzeri suçlamalarla tutuklanan eski içişleri bakanı ve muhalif Lutsenko’nun başvurusunda da yapılmıştı (No. 6492/11, 3 Temmuz 2012). Her iki davanın da AİHM’in olağan yargılama süresine göre oldukça hızlı görüldüğü dikkati çekmektedir.

Bu sürecin eylemlere ne gibi bir etkisi oldu?

Ukrayna siyasetindeki AB-ABD ve Rusya yanlıları arasındaki mücadelenin özellikle üst düzey siyasetçi ve liderlere ilişkin çeşitli boyutları, bir insan hakları sorunu olarak AİHM tarafından hükme bağlanmıştı. AİHM’in Timoşenko ve Lutsenko hakkındaki ve teknik hukuk bakımından salıverilmelerini gerektiren kararlarının Kiev’deki mevcut eylemlere ön gelmesinin, eylemci muhaliflerin eylemlerden elde edeceği olası bir siyasi başarıda yeni Ukrayna siyasetini biçimlendirmelerinde lider ihtiyacı meselesinde kendilerine bir şans verdiği söylenebilir. Nitekim 21 Şubat itibariyle erken seçim kararının alındığını ve Timoşenko’nun salıverilmesini dikkate alırsak, eylemcilerin bu siyasi şansı yakaladığı değerlendirmesini yapabiliriz.

Liderler için durum bu, peki sokaktaki eylemciler?

AİHM’in Ukrayna siyasetine doğrudan ve hızlı müdahalesi, süregiden protestolara katılan eylemcileri de kapsıyor. 21 Şubat itibariyle, süregiden protestolar kapsamında yapılan iki başvuru AİHM tarafından kayda alınıp savunma vermesi amacıyla Ukrayna’ya bildirildi. Eylemcilerden İgor Sirenko (No. 9078/14) Kiev’de sürmekte olan protestolarda, özellikle de 30 Kasım’daki protestolarda polis tarafından dövüldüğü ve sonrasında hukuka aykırı olarak alıkonulduğuna ilişkin şikayetlerini doğrudan AİHM’e taşıdı. 28 Ocak 2014’te yaptığı başvurusunda İgor Sirenko, bu şikayetlerine bağlı olarak kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği ile etkili iç hukuk yollarının bulunması gerekliliğinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü gibi diğer eylemcilerin haklarının çiğnendiğini de belirtti. Bu davada Ukrayna hem usule hem de esasa müteallik savunmalarını 28 Şubat’a kadar sunmak zorunda.

Başka örnek var mı?

Eylemcilerin açtığı ikinci dava ise Yuriy Derevyanko’nun başvurusu (No.7684/14). Derevyanko da Sirenko’ya benzer iddiaları gündeme getiriyor. Ancak Derevyanko’nun başvurusu, protestoların 18 Şubat 2014’ten sonraki kısımlarını da kapsıyor. Buna ek olarak kolluğun ateşli silah, patlayıcı ve tazyikli su gibi araçlarla yaptığı müdahale çok sayıda eylemcinin ölümüne yol açtığından, yaşam hakkının ihlal edildiği de yeni iddialar arasında. Bu davada Ukrayna savunmasını 14 Mart’a kadar verecek.

Bu şikayetler nasıl bu kadar çabuk AİHM’nin önüne geldi?

Aslında AİHM’e doğrudan başvuru yapılması pek sık karşılaşılan bir durum değil; öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekiyor. Ancak şikayet edilen ihlal iddialarını tatminkar şekilde giderecek bir iç hukuk yolu olmaması ya da varsa bile bu yolun etkili olmadığı hallerde, iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmemekte. Özellikle belli konularda (örneğin protestoculara yönelik sistemli kötü muamele, aşırı güç kullanan kolluk mensuplarının korunması gibi) devletlerin uygulaması idari pratik haline gelmişse, artık o devlette etkili bir iç hukuk yolu olduğundan bahsedilemez.

AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını Ukrayna’da ortadan kaldırabilir mi?

Eylemcilerin yaptığı başvurularda AİHM’in otomatik bir kabul edilemezlik kararı vermeyerek Ukrayna’dan özellikle protestoların başlangıç evresinde protestocuların haklarını koruyan etkili bir iç hukuk mekanizması olup olmadığına yönelik savunma istemesi; bu tip kitlesel ve en azından protestoların sürdüğü müddetçe süregiden kötü muamele olaylarının mevcudiyetinde, iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunun aranmayabileceğine dair ipucu veriyor. Özellikle kötü muamele uygulayıp aşırı güç kullanarak toplanma özgürlüğünü ihlal eden kamu görevlilerinin saptanıp cezalandırılmaması bir ülkede olağan devlet politikası haline geldiğinde, iç hukuk yollarının etkili olduğundan bahsedilemez. Özellikle Türkiye’ye karşı AİHM tarafından verilen kararlarda kolluk görevlilerinden kaynaklanan kötü muamele ve aşırı güç kullanımı iddialarının soruşturulmasında Devletlerin özenli hareket etmeleri beklenmekte.

Yani geçmiş ihlallerin yanısıra, gelecekteki durum da mı söz konusu?

AİHM, Ukrayna’dan sadece başvurucun kötü muameleye maruz kalıp kalmadığına ve bu şikayetlerin etkili soruşturulup soruşturulmadığına ilişkin bilgileri değil, ayrıca gelecekte benzer durumlarda olası bir kötü muamele ve işkence riskinden kaçınmak için ne gibi önlemlerin alındığına ilişkin savunmalarını da istemiştir. Anlaşılan o ki AİHM, Kiev olaylarındaki yaşam hakkı ihlalleri, kötü muamele, haksız gözaltı ve alıkonulmalar ile toplanma özgürlüğü ihlali iddiaları bakımından iç hukuk yollarının tüketilmesine gerek olmadığına karar verebilir.

AİHM’nin Ukrayna’daki pozisyonu neden önemli? Bu pozisyon bize ne söylüyor?

Avrupa Mahkemesinin Ukrayna’ya karşı verdiği kararlar ile birkaç ihlal çıkacağı muhtemel derdest başvurular, uluslararası insan hakları organlarının ulusal siyasi gerilimleri doğrudan etkileyebileceğini, mevcut pozisyonları değiştirebileceğini gösteriyor. AİHM, içinde bulunduğu liberal bloğun ideolojik arkaplanından beslendiğinden kimi hallerde Ukrayna örneğinde görüldüğü gibi uluslararası boyutları da olan siyasi krizlerde etkili rol oynayabiliyor. Zaten Mahkeme’nin siyasi pozisyon alışlarını bugüne kadar birçok başvuru çerçevesinde görmüştük. Bu durum bir ölçüye kadar olağan. Ne de olsa, bir siyasi mesele derinliği veya krizleştiği ölçüde temel hak ve özgürlükleri yakından ilgilendirebilir. Dolayısıyla, temel hak ve özgürlükler açısından AİHM gibi yetkili bir mahkemenin verdiği karar da o ülkedeki siyasi krizi etkileyebilir.

X