Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Uğur Dündar: Adını koy Hatipoğlu!

Uğur DÜNDAR

Seyrettiğim kaset, 1992 yılında Almanya'da bir TV röportajı için kaydedilmiş. Konuşan kişi, Fazilet Partisi yöneticilerinden, Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu. Daha önce ARENA'da bazı kasetlerini yayınladığımız Hatipoğlu, bu kez sözü Güneydoğu'da işlenen Hizbullah cinayetlerine getiriyor. Ama Hizbullah'ın adını, adeta bir sır gibi saklayarak konuşuyor. ‘‘Cinayetlerin faili güvenlik güçleridir!’’ demiyor, ama devlete yönelik imalarda bulunuyor:

‘‘İnsanların mal, can ve ırz emniyetine kasteden gücün ne olduğu konusunda ciddi tereddütler vardır. Bakınız şehir merkezlerinde, ilçe merkezlerinde adeta infaz timleri var. İnsanlara arkadan yaklaşılıyor, kafasına silah dayayıp sıkılıyor ve öldürülüyor.

Efendim bunu yapan adamlar, elini kolunu sallaya sallaya kaybolup gidebiliyor. Yakalanmıyor, teşhir edilmiyor! Faili meçhul cinayetler yüzleri aşmıştır. Şimdi biz şunu öğrenmek istiyoruz: Bunları kim yapıyor?’’

HİZBULLAH YÖNTEMİ

Bölgede yaşayan herkes gibi Ömer Vehbi Hatipoğlu da, arkadan kafaya sıkılan tek kurşunla adam öldürmenin, Hizbullah'a özgü bir infaz yöntemi olduğunu çok iyi biliyor. Ama o, kuşkuları başka yöne çekmeye kararlı görünüyor:

‘‘Gazeteci öldürülüyor, katili yok, şehir merkezlerinde insanlar taranıyor, katili yok! Bölgedeki durumu anlayabilmek için, sanırım sadece şu örnek yeterlidir:

Evli, çoluk çocuk sahibi insansınız. Gece kapınız çalınıyor, açıyorsunuz. Polis kıyafetiyle iki insan duruyor. ‘‘Efendim!’’ diyor, ‘‘Sizi karakola kadar götüreceğiz. Bir soruşturma var’’ Vatandaş olarak ne yapacaksınız?.. Veya sivil kıyafetli iki kişi, elinde telsiz ‘‘Biz emniyet 1'inci, 2'nci şubeden geldik. Lütfen emniyete kadar gelin, bir ifadeniz var!’’ diyorsa, gideceksiniz!.. Direnecek gücünüz yok. Kalkıyorsunuz... Eşinize diyorsunuz ki, ‘‘Polis geldi, beni emniyete kadar çağırıyor. Gideceğim, geleceğim... Merak etmeyin!

Gidiyorsunuz ve ondan sonra sizden haber alınamıyor. İki gün, üç gün sonra cesediniz ya bir ırmak boyunda, ya bir ağacın altında, ya da taşların arasında bulunuyor’.

ÖRTÜLÜ OPERASYON

Ömer Vehbi Hatipoğlu, kendilerine güvenlik görevlisi süsü vererek kurban kaçırma yöntemini yaygın şekilde kullanan örgütün, Hizbullah olduğunu bilmezden görünüyor. Cinayetlerle ilgili ‘‘örtülü operasyon’’ imasında bulunarak, konuşmasını sürdürüyor:

‘‘Eeee, şimdi o zaman bu bölgede insanlar nasıl yaşayacak? Ben kime itimat edeceğim? Üniformalı insanlar beni alıyor!.. Üniforma giymiş bir güç!.. Tabii onların polis olmadıkları belli. Yani devletin resmi polisi, herhalde böyle bir işte kullanılamaz!.. Ama en azından birileri, üniforma giyip, gelip kapınıza dayanabiliyor...’’

Fazilet Partisi Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu, devletin resmi polisi dışında ‘‘resmi olmayan bir güç’’ün bu cinayetlerde kullanıldığını ima ediyor. Yukarıda da değindiğim gibi, Hizbullah sözcüğünü telaffuz etmekten özenle kaçınıyor. Ama aynı Hatipoğlu, aynı yıl yayınlanan ‘‘Bir Başka Açıdan Kürt Sorunu’’ adlı kitabında, bu terör örgütünün cinayetlerinden bakın nasıl söz ediyor:

AKIL HOCASI

‘‘PKK'nın Türk Silahlı Kuvvetleri'yle çarpıştığı ve savaşın sürdürüldüğü bir ortamda, bu savaşa etkin bir üçüncü gücün katılması, doğal olarak kuvvet dengesini değiştirmektedir. İşte bu fiili durum, PKK ile çatışmayı göze alan İslamcı grubun 'devletin işbirlikçisi' olarak propaganda edilmesine yol açmaktadır. Dünyanın dört bir yanında, baskıcı zulüm düzenleri ile mücadele içinde bulunan ve müesses zulüm rejimleri tarafından insanlık dışı işkencelere muhatap olan İslamcıların, rejimin işbirlikçileri olduğunu iddia etmek, her şeyden önce korkunç bir bühtan olur. Hiçbir İslamcı, bu tür suçlamayı kabul etmez, edemez.’’

Hatipoğlu, İslamcı bir örgüt olan Hizbullah'ın hiçbir şekilde devletle işbirliği yapamayacağını söylüyor. Bir anlamda onu sahiplenip, adeta akıl hocalığına soyunuyor:

‘‘Müslüman, gözyaşını yüreğine akıtıp mazlumiyetini mi ispatlamalı ve sürdürmeli, yoksa namluya mermiyi sürerek, çatışmayı mı seçmeli?’’

Şimdi de biz kendisine soruyoruz:

Bu yaptığınıza ne diyelim ey Hatipoğlu? Yalancılık mı, işbirlikçilik mi? Evet ne diyelim? Biz söyleyecek söz bulamıyoruz da!

X