Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Uçurtmalar ve bayraklar

Mümtaz SOYSAL

Geçen hafta sonu, Şili denen acayip haritalı ülkenin neresine gitseniz, her yerde uçurtmalar ve bayraklar vardı. Ekvatorla Oğlak Dönencesi arasındaki bir yerlerden başlayıp Pasifik kıyısı boyunca ta Güney Kutbu'na kadar inen o 4.200 kilometrelik ince şeridin insanları ya uçurtma uçurmakta, ya da arabalarına astıkları bayraklarla dolaşıp durmaktaydılar.

Uçurtma; çünkü Şili halkı, Güney yarıkürenin ilkbahar rüzgârlarıyla birlikte bu ulusal eğlenceye yeniden kavuşmuştu: Parklarda, düzlüklerde rengârenk uçuran genç ihtiyar, kadın erkek, çoluk çocuk binlerce ve binlerce insan.

Bayrak; çünkü İspanyol sömürgesi olmaktan çıkıp bağımsızlaşmanın 188. yıldönümüydü: Yalnız resmi binalara ve arabalara değil, evlere, bahçelere asılan binlerce ve binlerce Şili bayrağı.

Fakat, bayramın adı ne özgürlük bayramıdır, ne de bağımsızlık.

Şili'nin kuruluşu ‘‘Silahlı Kuvvetler'in Şan ve Şeref Günü’’ olarak kutlanıyor. Devlet erkânının katıldığı katedral duasından sonra, ürkütücü bir geçit töreni: Hitler Almanyası'nın çelik miğferlerini giymiş, sert bakışlı ve kaz adımlı askerler, carabineros'lar. Belli ki, zaten var olan eski Prusya geleneği Pinochet döneminin etkisiyle daha da pekişmiş.

Ertesi gün, Santiago burjuvazisinin pek sevdiği muhafazakâr Mercorio gazetesinde bir haber: ‘‘Törenin tek kusuru, şimdiye kadar hep gelen Emekli General Augusto Pinochet'nin eksikliğiydi!’’

Evet, 25 yıl önce sosyalist lider Salvador Allende'yi devirip Şili'yi inim inim inleten diktatör, yargılanıp cezalandırılmak şöyle dursun, iktidardan ayrılma karşılığı kabul ettirdiği anayasa sayesinde şimdi ‘‘tabii senatör’’: Eski devlet başkanı sıfatıyla, ömür boyu senato üyesi olarak kalacak. O dönemin kuvvet komutanları da, yine anayasayla getirilen ‘‘atamalı’’ dokuz senatörlükten dördüne yerleştirilmiş durumda!

Aslında Latin Amerika'nın en eski demokrasi geleneğine böyle bir ülkede yaşanan Pinochet kâbusunun sonuçta tatlıya bağlanmış olması o karanlık dönemin trajedilerini unutturamaz.

Özellikle de Allende'nin kamulaştırma politikası karşısında paniğe kapılan Amerikan sermayeli bakır ve telefon şirketlerinin darbedeki rollerini.

Başkan Nixon'un Santiago'daki büyükelçisine ve CIA ajanlarına Allende için verdiği ‘‘Yok edin şu herifi!’’ emrini unutmak mümkün müdür?

Bugünün Şili'si, diktatörlüğün bazı kalıntılarıyla da olsa, demokrasiye yeniden kavuşmuş durumda.

Ekonomisi de yolunda: Enflasyon yüzde 5 veya 6'lara inmiş; baştan aşağı özelleştirilen ulaştırma, haberleşme, hatta sağlık gibi kamu hizmetleri tıkır tıkır işlemekte ve Vina del Mar sayfiyesi tasasız insanlarla dolu.

Ama, Moneda Sarayı civarındaki binaların cephelerinde hâlâ mitralyözlerin kurşun izleri ve yoksul halkın zihninde, teslim olmaktansa kahramanca vuruşup intihar eden Allende'nin anısı.

Böyle bir gölge altında oluşan düzen, lekesiz mutluluk getirebilir mi?

Uçurtmalar uçsa ve bayraklar dalgalansa da?













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI